05 september, 2014

Ingiliz

Kim? Ben? E come on yani!

Bunalım. Ruh daralması. Stress. Heyecan ve panik hepsi all inclusive biri bana "Can I ask you a question?" sorana kadar. Şimdi cevap mı vereyim lan buna? Ne diyim. No mi diyim. Yes mi diyim. Yıllardır ingilizce dersi gördüm, hatta ingilizce filmler, diziler evde tek başıma konuşmalar falan. Yes diyim ya. Yes, yes. Neyse "Yes," ... "Where is..," ... "No" ... "İ don't know". İngilizce aslında çok basit bir dil ama ben zorlaştırıyorum. Kardo buraya gel! diyeceğime Bro come here ya ne sinirimi bozuyon Allasen. Yok ya, en güzel dil bizim Türkçe. Aslında Cem Yılmazın dediği gibi: Derdimi anlatacak kadar ingilizce biliyorum. Derdin ne? İngilizce bilmiyorum. (bunu okuyan herkes TEMSİLİ).

Fethiye çok güzel bir ilçe. Ölüdeniz bir ayrı. Herşey mavi. Mavi olan herşeyi seviyorum. Gökyüzünü, denizi, huzur veren herşeye aşığım ve tabii ki papatyalara. İyi gelmez mi hiç deniz havası? Bayılırım. Denizin sonsuz oluşuna hayranım. Bir şey yapmıyor. Konuşmuyor ama sadece görünüşü bile beni benden alıyor. Mavi olan her şey güzel. Sonsuzluk bana nereye gidersen git her şeyde biraz sen varsın cümlesini hatırlatıyor. Herşeyde biraz ben varım. Uzakların hepsi sen. Mavi, papatyalar, deniz, huzur ve güneş. Sahile vuran dalgalar ve dibini bile görebildiğin ortamlar. Ben mavi'yi seviyorum. Ölüdeniz size mavinin bir başka kapısını açar. Bi başka huzur ve ortam. Oraya geri dönmek istiyorum. Çünkü orada her şey mavi...

Neyse Fethiye de hoteldeyiz. Bu Fethiyede sadece ingilizler var. E 1 pound 3,5 TL olunca adamlar yaşadık diyerekten tatilin dibine geldiler. Bizim fakirler de Side yok bilmem Bodrum diyemedikleri BOOHRDOEM'dalar. Neyse ben filmlerde görürdüm inanmazdım ama yarappim. ALLAHIM. MY LORD. MY KİNG sen büyüksün neler yarattın Allasen neler neler. Ulan herkes dergilerden, filmlerden bilmem ne Gossip Girl da arka planda bile oynayan oyuncu ile güzel lan, hepsi orada. Yani yakışıklısından tut mankenine kadar. Hepsi karizma abi. Bizim orada var mı öyle bir şey. Bizimkiler "bu ne la," ... "Allahını ona bak ona," ... "La olm ben bile daha güzelim," deriz. Biz hariç herkes güzel ama bizden çirkinini görsek "Ben bile daha güzelim," deriz. Ama ingilizlerde abi yok böyle bir lüks. Onlar evrimi bile güzel geçiriyorlar bak yemin ederim. Küçükken boktu şimdi oldu red carpet'ta altın ödülü alan oyuncu. Bize bebekken "Ayy bokcu bokcu," diye lakap koydular lan yemin ediyorum hala değişmedik yani. Büyü mü yaptılar abi ben anlamıyorum. Seveceksen güzel sev, bokcu diye sevilirim ya bana küfür ya tipime bak. Tıpe gel. Kafaya gelen. BURUN'a gel ya. İngilizler evrenin tarihini yazmış, ben sadece eskiden bir tripkolik şimdi bir Linet oldum. Fark yok anlıyormusun. Bu evren hep ingilizlere uğruyorlar. Bir de nasıl konuşuyorlar abi nasıl. Nasıl o How are you? Diyorlar. Kulağa "HAUWARU" diye geliyor. Dinime mi küfür yoksa beni mi beğendi de biz mi anlamıyoruz anlamıyorum. Biz harf harfine abi, harf harfine konuşuyoruz "HAW lan HOW değil, heh şimdi A R E, yani AREY, aynen aynen çok güzel, ve sonra YUH. Vallla süper. Afferin lan valla kesin bu sene ingilizceden geçtik yani HAW AREY YUH?". Nalet olsun. Beterin beteri var derler. Neyse şimdi bizim hotel full ingiliz. Abi herkese aşık oldum. 14 veya 15 yasında ki çocuğa bile bayıldım. Bu ne güzellik, nekadar yakışıklılar abi yok böyle. Babaları desen Brad Pitt anaları Agelina Jolie. Neyse büyük, küçük fark etmiyor zaten hepsi yakışıklı ve ben hepsini beğendim. Akşam bilardo oynuyoruz Ağırıza ile. Zart zort topları at, deliğe girmiyorlar yok bilmem ne herşey ters gidiyor derken iki ingiliz geldi. Lan yok böyle 16 yaşında falan galiba ama aynı Justin Bieber hatta One Direction'un belli olmayan üyeleri gibi. Neyse geldi oturdular bizi seyrediyorlar. Lan bana bi heyecan bastı. Abi bunlar beni ayırt etmeye çalışıyorlar diye heyecanlandım falan. Toplar yanlış gitti bilmem ne falan derken: bunlarla ben muhattap olmam gerekiyor dedim. Abi beni bir ingiliz anca kurtarır dedim. Bunları ayarlamam gerekiyor, ama şimdi ben heyecanlanırım, salak salak hareketler, nefes almalar falan en iyisi dedim Ağırıza konuşsun. Ağırızaya bakıyorum "Lan kızım şunlarla bi konuşsana," dedim. Kız çocuklara dönerek "Here you can play," dedi çubukları onlara verdi. Lan bende seyrediyorum ne oluyor abi anlamadım diye. Baktım bizim Ağırıza çocuklara Bilardo çubuklarını veriyor. LAAAĞNNN!! NABIYON SEN? ALLAH BELANI VERMESİN KIZIM LAN NALET OLSUN! "Napıyon olm?" dedim ... "Olm oynasınlar diye verdim işte," dedi ... "Abi beyin terk, valla bak ölelim yani gel ver elini," dedim odaya çıktık.

Lan ben çocukları ayarla diye kızı devreye soktum. Kız here you can play dedi. KONUŞ dedim. HERE YOU CAN PLAY dedi. Abi konuş dedim yani talk. Nerden geliyor, nasıllar. İsimleri ne. Kimmiş yani anası ne babası nereli diye. HERE YOU CAN PLAY mı denilir ya. Nalet olsun arkadaş. O yıllardır izlediğim diziler, bi türlü eklenmeyen episodlara nalet olsun. O kaçırdığım gelecekte ki One Direction sevgilime buradan selamlar olsun. SENİ BİR GÜN BULACAĞIM ÇOCUK!

Here you can play,
Şüheda Özyar

NOT: İlla I Love you mı demem gerekiyor beni anlaman için...

Geen opmerkingen:

Een reactie posten