28 mei, 2014

Evrim

N'oldu lan ona?

Eskiden çocuk hakkında "Bu nedir?" Allahını başka biri mi yok dedim diye kısmetim kapandı. Çocuk şimdi bir piret pitt ben ise "Şu kızın tipine bag"da ki g harfi. Böyle çocuk nasıl yakışıklı, nasıl güzel, nasıl karizmatik oldu ben bile anlamadım. Ne ara değiştin lan sen? DAHA DÜN HA DÜN BENİM YANIMDA BURUN KARIŞTIRDIN YA. BURUN, burun. Şimdi gelmiş bana tip tip hava atıyor. Bana yan bakıyor. Beni es geçiyor. Ben seni zamanında sevdim gülümMmM dese bugün nikah salonuna gideceğim insanlar var. Ama gitmiyorum. O işler okadar kolay değil.

Evrim geçirmek çok önemlidir. Kimse genelde evrim geçirdiğine inanmıyor veya çoğunlukla inanmak istemiyor. Genellikle küçükken "Şu tipe bak" dediğim çocuğa şimdi herkes bakıyor. Kendimi kasıyorum "Bakma Şüşü, bakma evladım, bakma yavrum" diye ama bakıyorum. "YUUUH," diyorum bu çocuk ne ara bukadar yakışıklı oldu? Eskiden benden hoşlanıyor şimdi ise halime gülüyor. Hayat sürecim çocuk iken: dünya güzeli, 12 yaşında: Buna birşeyler oluyor ya hayırlısı, 16 yaşında: Şüşü'yü kaybettik. Kayıp. 19 yaşında: Erkek, 21 yaşında ise: OHÁ KIZA BAK. Geçende evrim yaşadığımın kanıtına vardım. Koydum eski resimlerimi yan yana. Bi çirkinmişim, bi kıllıymışım, her resimde bıyık olur mu? HER RESİM ama. Bi burun var Allah yaratmış, şimdi ise belli olmuyor. Kaşlar mutluluktan martı şeklinden havaya uçmak üzere, tipimde Titanic gibi kayık.

Şimdi ben çok hoşlanırdım eskiden. Böyle birini gördüğümde "HOŞLANIYORUM! EVETTT!!! AYYY ERKEK OLAN HERKESTEN HOŞLANIYORUM!" diye bir ruh halim vardı. Bayılıyordum. Bana selam veren herkese gönül koyuyordum. 16 yaş civarıydı bu, Şüşü'yü kaybettik modunda olduğum zaman. Şimdi düşünüyorumda nasıl bir yokluk yaşıyormuşum arkadaş. Yani okulda biri bana selam versin, eve gelir onu saatlerce düşünürdüm. Yok öyle baktı bana, yok şöyle selam verdi, yok Şüşü derken heyecanlandı. Oysa öyle bir şey yok yani. Çocuk korkudan titremiş, "Lan bu kıza mı selam vericem Allahım" diyerekten bende heyecana kapıldım. O an ki ruh halim, hayat tarzım, yaşama sevincim hep başkaları içindi galiba. Bu yüzden zamanında evrimi onlar geçirdi ben geçirmedim. BEN GEÇİRMEDİM. BEN HA BEN (psikolojim hala yerinde).
Tabii bir de evrimi tersinden yaşayanlar var. Güzelleşen değilde, bi çirkinleşen bi abzurt olan, onlara ne oluyor zaten anlamıyorum. Bir insan güzel olacağım! derken İşkembe çorbası oluyor. Bir koku bir görünüş bir tiksinti, yok böylesi. İlk okulda bir çocuktan hoşlandım. Çocuk zamanlarımda. Ama nasıl seviyorum Allahım. Çok seviyorum. Çocuk okul sırasında yanımda oturuyordu. Sırf benden uzaklaşmasın diye parmaklarımı bile masanın üzerine koymaya çekinirdim. "O parmak nedir lan?" demesini istemediğimden yani. Tombullar. Sosis gibi. Herkes dalga geçiyor "Olm mangal yaparkene kendinide getirmeyi unutma" diye. Neyse bu çocuk, sarı saçlı, mavi göz. Yüzde pütür yok. Yani Kıvancın çocukluk hali gibi bir şey. Ben severim sarışınları. Ama eskiden daha çok. Bu çocuk zamanında bana yüz göz vermedi. Hayalim hep okul sırasında bir gün elimi tutacak "Şüşü seviyorum seni" diyecek olmasıydı. Ya çocuk beni sevmedi, ya da "Ulan bu parmakları kim tutar?" diye düşündüğü için kimse birşey yapmadı. Aşk acısı çektim. Parmak ızdırabı çektim. Yani ilk okul'da ki aşk acısı "Kalbim pit pit, kırdin artık, üzüldüm tırt". Sevmedi, ben sevdim. Lise başladı, o gitti ben kaldım.
Yıllar geçti, 5 sene sonra (ben hala çirkin), bu çocuğu gördüm sokakta. "DODO?" diye seslendim, çocuk döndü "SANA N'OLMUŞ LAN BÖYLE?" diye bende bi mutluluk havası. "Şüşü?" diye şaşırdı çocuk. "AYY DODO BOK GİBİ OLMUŞSUN LAN BOK!," dedim böyle nasıl gülüyorum nasıl angırıyorum, bi kola çak, bi bacağa çak, ona buna çak çak. O günden sonra hiç direkt konuşmadım birine. Çocuk bana baktığı gibi parmaklarımı gösterdi "Aynısı lan, biraz şişmişler okadar" dedi. "Evdekilere selam" dedim yürüdüm gittim.

Eskiden nasılda sevmişim, nasılda? Allahım ölüp bitiyorum şu benim düşüncelerime. Beynime bir şey oluyor galiba. Zamanında biri için ölüyordum, şimdi ise "Tipe bak la" diyorum. O cümlede ki LA kelimesi oluyorsun. İnsan harbiden görmüyor bazı şeyleri. Bi ben güzelleştim galiba. Şimdi bitch please. Evrimi sen geçirdin, ben değil (H).

Evrim'i seviyorum,
Adamla bildiğin dalge geçiyor lan,
Şüheda Özyar


NOT: Seni güzel yapan tek şey bakış açındır.

*Tez evleniyor bu hafta, bu yüzden yazamıyorum çok :)*

23 mei, 2014

Canım

Canım pardon ya, o sana değildi

Kendini vazgeçilmez sanıyorlar. Ben bu dünya'da ki en çekici insanım diye düşünüyor. Ama düşünüyor. Olduğundan değil yani. Bende izliyorum hani. Ne acıyorum sana canım. Nekadar üzülüyor böyle gözlerim doluyor. Nasılda kendini bulunmaz hint kumaşı sanıyorsun. YOk yani hangi hakla kendini BULUNMAZ sanıyorsun? Hayır yani sen Brad Pitt misin? 53 yaşında hala sexsy duran George Cloony mi sanıyorsun kendini? Hayır yani dün ot bugün boksun. Açık ve net. Dün görmesekte bugün bunun farkındayız. YAŞASIN TAM BAĞIMSIZ DEPRESYONDAN ÇIKAN BİZLER, YAZ GELDİ!

Musluk, yakışıklı şimdi Allah var ama sırf dış görünüş herşey değil diye öğrendim. İçi güzel diye sanıyor ama içi seni dışı beni yakardı. Dış görünüşte çocuk Champions Leage oynuyor, içe baktığında Batman Petrolspor. Cahili duyan "Hangi benzin istasyonu lan bu Petrol?" diye sorar. Bu Musluk depresyona girdi, çekti gitti. Depresyona giren beni terk ediyor lan. Ardından beni bunalıma sokup silah zoruyla Neşet Ertaş dinlettiriyorlar. Neyse gitti bitti bu Musluk, iki ay sonra tam ona yakışan Amsterdam'da ki Red street kızlarından biriyle çıktı. Güldüm bende. Şükrettim. Oh be dedim, senden kurtulacağım varmış. İyi ki gittin, bittin, çok şükür Rabbim, yo hayırlı cumalar, ikibinondört, mayıs ayı Şüşü underground.

Geçende Musluk aradan yıllar geçiyor bi baktım beni Face'den eklemiş. WhatsApp'tan block ettim, yokluğu Facebook'ta aradı. Vay dedim, giden en iyisine geri dönermiş. Face'ten ekledi ama konuşmadı. Ben plan program yapmayı sevmem ama yaparsam batırırım. Çocuk bir haftadır ekledi, konuşmadı benimle "EKLİYON BARİ KONUŞ" diyorum. Ay dedim dur Facebookta durumuma bir kalp koyayım kesin konuşur. Hı tamam, sonra bir tek o görsün hani aileden biri görürse "BU KALP KİM?" derler veya altına uzaktan akraba "Selam Şüşü, baban annen nasıllar?" diye yazar. Ulan kalbin altına yazılacak olay mı o. Sen neyin kafasındasın? Üşenmedim gittim tam ruh hastası olarak, Facebook'a kalp koydum bir de tek Musluk görsün istedim. Paylaştım, yemin ederim iki saniye sonra mesaj attı "Canım napıyorsun?". CANIM? SEN KİMSİN LAN? Sinirlendim tabii. Vay dedim Survivor'da ki Turabi kılıklı insan. Önce bırak, git, yıllar sonra utanmadan Canım de. Ulan insan kendinen utanır, kendinen. Kalp olsa ne yazar, yüreğin beş kuruş etmedikten sonra? Neyse bozmadım. Bok, dedim ona. Kalp gördün yazdın hemen. Neyse bi ara "Kalb niye?" diye yazdı. KALB B ile yazılmaz bir kere P'dir o. Kalpten bir bok anlamadığın burdan anlaşıldı. Üstüne gitmedim, başka konu açıldı o gece öyle konuştuk.
Sevinmiştim bi yandan tabii. "Ulan kalp koyduk nasılda yazdı ha" dedim. Plan işe yaradı sandım. Neyse ertesi gün oldu. Musluk konuşmadı. Okula gittim. Depresyon'a "Olm ben bi Facebook'a birşey yazayım, bir tek senin görmeni istesem, bi bakalım ne olacak" dedim. Bi baktım ZORT. Facebook'tan ileti geliyormuş "Şüşü seninle bir şey paylaştı" diye. Ay mor öttüm. Bir an Emre Aydın'ın şarkısı geldi aklıma "Burası soğuk, soğuk odalar" diye. Kendi kuyumu kendim kazmışım. Çocuk bu yüzden konuşmuş benimle. Üstüne üstelik dururumu'da beğenmişti. Bunu toparlamam gerekiyor dedim. WhatApptan engeli kaldırdım, yazdım ona "DÜN FACEBOOK SANA KALP YOLLAMIŞ, BU HAFTA İSTEMEYE GELİYOZ" dedim. Ay çocuk hemen online geldi "Ne diyon laz?" dedi. "Laz anandır, o kalbide o yolladı, benimle alakası yok," dedim hemen WhatsApptan engelledim. Facebooktan sildim.

Ona kalp yollayacağımı sandı. Hani yolladım ama o manada yollamadım yani. Gece olunca ben iyice üşütüyorum galiba. Gece bi ara kalktım bu kez buna durduk yere "Ay fenayım" yazmışım. FENA. NE ALAKA. NE TÜR BİR RUH HALİM VAR YA? ALLAHALLA. Neyse kendini ne sanıyon lan sen? Önce bırak, git, Natasha ile çık bana geri dön, sonra "canım napıyorsun?" buyur sana kalp mi? Ne görgüsüz insansın ya. Görgüsüz boz ayısı. Balon balığı, tipi Diyarbakır spor kılıklı. Allah affetsin seni ben affetmiyorum. Kapı her yerde bu arada, istediğin yerden çıkabilirsin ama gireceğin yer yok. AY FENA OLDUM, PLEASE.

Hayatıma girdiğin gibi çıktığın için, teşekkür ederim.
Şüheda Özyar


NOT: Sen vazgeçilmez değilsin, ben senden vazgeçtim.

"Canım kelimesinin anlamı ve değerini sen nerden bileceksin ki?"

20 mei, 2014

Buzdolabı

Hiç mi yemek olmaz?

"YOK YANİ BU BUZDOLABI NE İŞE YARIYOR ARKADAŞ İÇİNDE YEMEK OLMAYACAKSA?," dediğim isyanlarım var benim. Acıkırım, acıkınca çok yerim. Ne bulursam yemem, aradığımı bulduğumda yerim sadece. Arayıpta bulamadığım çok şey var benim. Yemek aradığımda bulamam, tatlı isterim, en son lokmayı kardeşim o an ağızına attığını görürüm. Hayata küserim, net. Yemek benim için çok önemlidir. Sevgili olmazsa, yemek var, kilo var, güneş var, hayat var, nefes var, spor salonları var "ERİYECEK BUNLAR ERİYECEK" dediğim yaza hazırlıklarım var.

Birini kaybetmek veya onu aradığın yerde bulmak gibi bir lüksümüz yok bizim. Annemin var ama. En son tokamı halının altından çıkardı, ne işi var orada bilmiyorum ama bir şeyler yapmışımdır elbet. Mesela tatlı krizim tutunca her yeri delik deşik ederim. Önce "Ulan market açıkmıdır?" diye düşünürüm, sonra saatin 23:00 öldüğünü görünce "Allah kimseye kaynana olarak Semra'yı vermesin" diyorum. Ne alaka diye bende bilmiyorum ama aç olurken sen değilsin diyorlar ya, işte bu ben. Dolapları ararım, yemek yok. Yemeklere bakarım, iki gün önce ki makarna hala taş gibi duruyor, ama İKİ GÜN ÖNCE. Sonra tatlı istiyor canım, buzdolaba bakıyorum, YOK. Buzdolabın tüm raflarını geziyorum. Bünye "yemek, yemek, ipad iki, ipad iki," diyip duruyor. Annemin köy'den. KÖY. Köyden getirdiği peyniri bile buluyorum, ama beni sevindirecek tatlı bulamıyorum. Sonra oturma odasında bulunan kapağı olan her süsü açar kaldırırım,, "ŞEKER YA? ULAN ŞEKER DE Mİ YOK?" diye bunalıma giriyorum. Canım beni sevindirecek birşeyler istiyor. Aşk olmasa, saygı, sevgi, aşk ya, aşk olsun, sensizlik olmasın, seninle aşk, huzur ve mutluluk. Nutella lan Nutella olsun. Nutella istiyorum. Ohhh.

Şimdi ben marketten ne alırsam o benim olmalı. Yani ben çikolata alırsam, o çikolata benim. Yoğurt alırsam o yoğurtun tarihi geçene kadar o yoğurt benim. En çok sevdiğim ise Danone, o Danone'yi alana kadar canım çekiyor, aldıktan sonra vazgeçiyorum. Kardeşim herşeyi süpürüyor. Süpürke makinesi gibi bir migdesi var. "İstiyormusun?" sorusunu bitirmeden elimde ki gitti bitti. Böyle migdesi olanlara hayret ediyorum. Geçenlerde "Şeker var," dedim. Çantamı karıştırdı, odamı alt üst etti "YOK, HANİ?" dedi. "AL LAN AL AL, ALLAHALLA YA, AL ŞEKER" dedim.
Açıktım. Her yeri aradım, her yeri, ama YOK. "ANNE ŞEKER YA ALLAHINI SEVİYORSAN?", yok şeker dedi. "ÇİKOLATAYI KİM BİTİRDİ?" dedim, cevap yok. "LOKMA YOKMU LOKMA?"... "LOKMA YA?"... "EKMEK?"... "BİSKÜVİTLİ ÇİKOLATA'DA MI YOG YA!!!" diyorum. Evde yok. En son buzdolabı dedim. Rafları alt üst ettim derken "ÇOK ŞÜKÜR'E BİN ŞÜKÜR" dedim gülerek. Gözlerim parladı. Çikolata gördüm. Aldım elime, kapattım buzdolabını. Açtım paketi, içi BOŞ. Kardeşim benimle dalga geçmiş. Ben ona süpürke dediğim için boş çikolata kutusunu buzdolabına koymuş. Yeminlen çok üzüldüm. Yani açlık hislerimle oynuyorsun sonuçta. Öksüz hissettim bir an kendimi. Kardeşimin odasına gittim "GÜNAH LAN GÜNAH. ABLANA YAPILIR MI BU!" dedim gözlerim doldu.

En son olarak anneme gittim "ŞU BUZDOLABINI AT GİTSİN" dedim.
"Bu'da kafayı yemiş arkadaş" dedi. O BUZDOLABI HALA BOŞ Bİ KERE.

SENİN BANA VEREMEDİĞİN O MUTLULUĞU BUZDOLABIN RAFLARI VERİYOR, N'ABER?
Şüheda Özyar


NOT: Bir çikolata beni mutlu etmeye yetiyor.

19 mei, 2014

Ben

Aramışım seni ya, pardon

Yanlışlıkla yapılan çok hata var. Veya hata yaptığını düşünüp "Lan iyi ki yapmışım o hatayı, yalnız o sınav sorusuna iyi ki B şıkkını vermişim. Herkes A dedi ama ben B yaptım. Yalnız kalmak çok ağır abi ya biliyorum. Seninleyim B! bu dünya'da sadece sen ve ben varım!" (Büte kaldı). Sınavlara kalmak çok kötü bir his. Herkes A yapar sen B yaparsın ya, işte bu koyar adama. Lan onca çalıştım dersin (dün gece başladım, sabaha kadar yatmadım), nasılda yalnış cevabı veririm anlamadım. Neyse yanlışlıkla oldu, seneye bir kere daha.

İnsanlar yanlışlıkla çok hata yapar. Veya daha doğrusu, bilip bilmeden. Bildiğin halde bilmiyor iken ve sadece bilmeden yapılan yanlışlıklar.
Mesela birini yanlışlıkla sevebilirsin. "Seni yanlışlıkla sevdim, özür dilerim". Pişman olmak veya yanlışlıkla bir şey yapmak arasında çok fark var. Yani bana sorarsan pişman olacağına yanlışlıkla sev. Vazgeçilmez olmuyorsun ozaman, yarın senden vazgeçerim dersin mesela. Ama birini yanlışlıkla sevmenin duyguları çok farklı oluyor. "Lan seni seviyor muyum, sevmiyor muyum?" diye sorarsın kendine. Mesela ben seni galiba yanlışlıkla sevdim, ama dün vazgeçtim. Yani sen ömür boyuluk bir şey değilsin. Seni anlık sevmişim, kendime özür dilerim.

Yaman diye biri var. Zamanında "YUH BU NE GÜZELLİK LAN" dedim, şimdi ise "Ha BUmuymuş lan, Allah beni kahretmesin, neren güzel senin" diyorum. Ruh hali çok önemlidir mesela. Bir an birine çok güzel dersin, yarın bakarsın "Allahını lan gel şuna bak, bok gibiymiş. Dün Brad Pitt sandığım bugün Mahmut Tuncer olmuş" dersin. Bu Mahmut Tuncer kılıklı Yaman, zamanında benim iyi olabilmemi hissettirdi şimdi ise boş. Yani birinin sana hediye yollayıp içi boş çıkar ya, aynen o misali. Sevdim galiba seni ama, yanlışlıkla oldu dediğim kişilerden birisin. Farklı değil, sende bir Mahmut Tuncersin. Seninde iki tür modun var, bir normal bir'de öküz mod.
Şimdi gece olunca bende bir anormallik oluyor. Bir ruh daralmalar, bir "ULAN ESKİ SEVGİLİLERİMİN HEPSİNİ ÖZLEDİM. HEPSİNİ AMA" dersin. WhatsApp'a bakarsın, mesaj atan yok. En samimi arkadaşın sadece whatsApp atar, o'da yokluktan yani. Sonra gece olunca bir insanın duyguları çok değişiyor bence. Yaz olup hava güzel olunca, güzel mesajlarını çok özlüyorum gibi. Sonra sabah olunca "YENİ SEVGİLİ YOK MU YENİ?" diye isyan edersin.
Bu Yaman ile bir ara görüştüm, sonra olmaz dedi çekti gitti. Olmaz diye gidenleri'de illa bir durdurasım geliyor "OLUR OLUR SEN GEL" diye, "OLUR OLUR KARGO ÜCRETİ YOK YANİ, BEDAVA" dersin. Ne alaka kargo diye kendimi izlerim. Tamam dedim. Olmuyorsa olmuyor, yanlışlıkla olmuyordur. Sonra nefret etme faslına geçiyorum. Kalp kırmak bedava ise nefret etmek all inclusive. Sevmedim ama aklıma çok geldi. Gece oldu. Uyuyup uyandım, gitmişim bu Yaman'ı aramışım. Uyurken lan uyurken. Uyuyup uyandım gece gece kalkıp onu aramışım. Haberim bile yok. Götümle aramak buna derim galiba. Üstüne üstelik gizli numaradan aramışım. Sonra bu açmış telefonu "Kimsin?" demiş, bende "BEN" demişim. BEN YANİ. RUH HALİME GEL. BEN DEMİŞİM resmen. Zamanında yanlışlıkla sevdiğim çocuğa BEN demişim. Sesini bile hatırlamıyorum arkadaş. Keşke hatırlasam ne dediklerimi, belki içimde kalırdın. Üç dakika konuşmuşuz sonra kapatmışız, sonra ben uyumuşum. Üzüldüm bir yandan, çünkü bende hiç bir hatıran bile yok...

Sabah kalktım "Lan ben rüyam'da Yaman'la mı konuştum lan" diye sordum kendime. Telefonuma baktım, çocuğu harbiden aramışım. Kendime sinirlendim. Nasılda aramışım onu diye. Gittim mesaj attım, öküz oğlu öküz. Ben senin sesini hatırlamıyorum bile, uykuluydum, ama sen benim sesimi duydun insan bi "özlemişim" diye mesaj atar. Tabii gittim çocuğa BEN mesaj attım "Götümle aramışım seni gece pardon" dedim. Sesi soluğu kesildi, bir kere daha onu kaybettim galiba.

Seni yalnışlıkla aradıysam, yalnış bir seçim olduğunu bildiğimdendir.

Bana şaşkın demeni özledim, gel halay çekelim mi lo?
Şüheda Özyar


NOT: Özleyen beni özletmezdi.

13 mei, 2014

Ağlıyon mu la?

Yok musluk olmaya karar verdim ben

"Ağlıyon mu la?", "Geldin mi?", "Çabuk gel" ... "lan metrodayım" ... "Olsun sen yinede çabuk gel", "Evdemisin?", "Senmisin?", "Uyudun mu lan?", "Uyandın mı?" gibi sorular sorduklarında ciddi bir şekilde cevap veriyoruz. Böyle sorular ile karşılaştığım zaman hayatın çok boş geçtiğini anlıyorum. İnsanların ruh halini merak ediyorum o an, mesela "Napıyorsun? sorusuna "Hiç ya nolsun, sen napıyorsun?" (Yıllardır ne yaptığını bilemediğim bir ruh hali)

İnsanlar çok farklıdırlar ama hiç bir zaman biri bile birini anlamaz. Anlar gibi yapar ama anlamaktan zorluk çeker. Trendeyim "Çabuk gel" diyorlar, adamlar eskiden okadar çok çizgi film seyretti ki sihirli güçlerin benimde üzerimde etkisi olacağını sanıyorlar. Selena'mıyım lan ben? Bi Arda Turanımız bile yok. Eve giriyorum "Ben geldim!" dediğimde "SEN Mİ GELDİN?" diye soruyorlar. Ulan sınavda bile böyle bir soru sormuyorlar eve girince ne bu soru? Biri uyurken uyuduğunu anlamak için "Uyudun mu lan?" diye sorarım mesela. Merakımdan yani, yanına gider bakarım. Baktım harbiden kıpırdamıyor yinede sorarım "Uyudun mu la?" derim, bu benim hakkım. Baktım cevap yok uyuduğunu anlarım. Bazen insanlar soru sormayı bile çekinirler. Zamanı gelince "Nasılsın?" diye soramazlar yüreğinde ki o hevesi kırılan parçalı bulutlu insanlar. İnsanlar çok kırılgan bir yapıya sahipler. Biri nasılsın diye sormayı çekinir. Diğeri ise iyiyim diye cevap vermeye utanır. Şu ki, sen bana nasılsın diye sor, ben her türlü iyi olmaya rağzıyım. İyimisin? İyiyim ben iyi iyi.

Şimdi benim en sinir olduğum an duygusal bir film izlediğimde biri dibime dibime, içime içime, böbreğime kadar girip "LA AĞLIYON MU LA?" diyerek gülme krizine girdiği andır. Hem beni rezil ediyorsun hem beni içime kapatıyorsun. Lan zaten içim içimle bir değil, ruhmen bozulmuşum, sen gelip beni Eurovision'da kazanan yarışmacı gibi bunalıma sokuyorsun. Sakalım var, saçım uzun ama kız mıyım erkek miyim bilmiyorum, galiba ben travestitim, ben ne istediğimi bilmiyorum. Eurovision'da ki Conchita'yı bir psikoloğa yollayın lan, benide bozuyor. Adnan Oktay'ın programında ki MaşAllah kızları gibi; MaşAllah hocam, maşAllah.

Master ile film izlemeye karar verdik. Aşk filmi. Ben böyle aşk filmlerini pek sevmiyorum, sadece yeni ayrıldıktan sonra iyi geliyor. Master ilk başta "ya bırak başka film izleyelim, ya olmaz, ya değiştir" dedi'de benim bunalımda olduğunu bildiği için kabul etti. Tam böyle filmde ki çocuk yıllar sonra kızı yine görüyor derken "Lan göz yaşımı lan o?"... "Ay Şüşü ağlama kızım vallaha billaha rezil olacaksın"... "Ağla-ma hatta ağla lan,"... "Ağla kızım ağla"... "Koy ver gitsin ammaaaaan satmışım bu dünyayı. Aşkın uğruna ağla Şüşü. YALNIZLIĞA AĞLA"... EVEEEEET! YALNIZLIĞA ALIYORUZZ!!! NEZAMAN? ŞİMDİİİ! derken bu kendi kendime verdiğim gaz Aygaz'da bile yok. Sonra birden yanağıma doğru bir sıcaklık hissettim, durdu durdu Master "AĞLIYON MU LA?" dedi. "KAFAM DUMANLI BUGÜNDE SARHOŞUM" dedim. Resti çektim hayata. Lan gülüyoruz suç, ağlıyoruz suç sanki Müge Anlıda 5 aydır kayıp olan adamı ben kaçırdım. "Ben dedim abi şu Arsız Bela adamı bunalıma sokar diye, al sana en büyük örnek" dedi Master. Ağladım. Oğlan kıza kavuşamayınca insan ağlıyor işte.

Bana böyle saçma sorularla gelmeyin. Soru değil sen bana direk cevap ver. Seviyorum de, ben sana seviyormusun? demeden. Özlüyorum de mesela ben sana beni özlüyormusun diye sormadan. Mesela bana böyle cevaplarla gel: "Özledim, geliyorum, sesini duymak istiyorum, seni bekliyorum, arıyorum ve galiba seni seviyorum" de bana, bak ben sana uyudun mu? diye sorarmıyım hiç.

Uyudun mu?
YOK BEN DİSCO BAR GEZİYORUM ÖYLE ÇÜNKÜ HAYAT BORİNK ANLIYORMUSUN.

Sen sadece gel,
Şüheda Özyar


NOT: Soru sormadan cevap veren insanları sevin.

06 mei, 2014

İçin

Şarkıları yeniden dinledim

Çok şarkı dinledim gidenin ardından. Her giden ardından bir şarkı bırakacağını bilseydim, sözlerini ezberlemezdim. Çok giden oldu, çok giderken kalanlar oldu. Kalırken gidenler oldu. Giderken kendilerini alıp gindenler oldu ama kalırken kalmalarına hiç bir neden yoktu. Gidenler hep hatırlandı. Hatırlamasına neden olan hep gidişler oldu..

İnsanların bir tek yüzü olduğuna inanırım. Ben seni tanıdığımda bir tek yüzün, bir beden, bir tek kalbin olduğuna inandım. Gökyüzüne baktığında gözlerinin mavi oluşuna. Bakışının bir tek anlamı olduğuna. Konuşurken bir tek kalbinle konuştuğuna çok inandım, inanıyorum. Her bir sözün veya bir papatyanın yaprağı kadar değerli olacağını sandım, çünkü ben insanları hiç değişmeyen varlıklar sandım. Ben öyle öğrendim.
Şunu demek istiyorum ki, insanlar değişir. Değişmeseydi keşke kimse. Kimse keşke, keşke olmasaydı. En yakın arkadaşım, en yakınım olsa. En sevdiğim hep sevdiğim kalsa. Arkadaşlıklar değişir, insanlar kaybolur. Sevmiyorum galiba değişen insanları. Çok arkadaş var, biri bile sadık olmayan. Çok insan var, biri bile doğru olmayan. İnsanlar beni değişirken çok yoruyor. Değişmeyi seven çok insanlar var. Bir ben miyim olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan? Yoksa bir tek senmisin değişirken benide değiştiren, giderken beni şarkı sözlerini ezberleten?

Seni bana hatırlatan şarkılar var. Unuttuğumu sanıp yeniden hatırlatan. Seni hatırlamak seni seviyorum anlamına gelmiyor. Seni sevdiğime nereden çıkardın? Seni hatırlamak seni sadece hatırlamaktır. Seni hatırlamak galiba bazen bir mutluluk.
Seni hatırlıyorum. Belkide beni aramalısın. Uzun lafın kısası, aramalısın beni. Bir sesini duymalıyım. Onca hatırlıyorum seni, cevapsız bıraktığın aramalara hiç mi hatrım kalmadı? Sesimi duymayacak kadar değişmedin değil mi? Benim sesim galiba sadece senin için. Ararsan açmam. Açarsamda konuşmam. Değiştin diye korkarım. Ama yinede ara, sen ararken konuşacak kadar değişmedim. Ben seni yine dinlerim...

Dinlerken seni özledim. Bekleyişini. Arayışını. Adımı söylemeni. Yanımda yürümeni. Tebessüm etmeni. İyi geceler dilemeni. Gece olunca iyi gecelerini özledim. Sabah olunca, uyanmadan günaydınlarını galiba. Herşeyini özledim de bir beni hayal kırıklığına uğrattıklarını özlemedim. Bazen bir papatyanın kaç yaprağı olabilir ki acaba diye düşünüyorum veya bir insanın kaç yüzü olabilir? Senin kaç kalbin var beni sevmen için? Kendime kızıyorum, en çokta duygularıma. Umutlarıma kızıyorum, çok umut vaat ettim diye. Düşüncelerime kızıyorum herzaman doğruyu söylediğim için. İnsanlara kızıyorum hiç söz dinlemedikleri için. Gökyüzüne kızıyorum mavi olmadığı için. Açılmayan papatyalara kızıyorum, bir yazı getiremedikleri için.

Dost yerine koyduğum insanlara kızıyorum, hepsini özel sandığım için.
En çokta şarkılara kızıyorum, sözleri bazen çok anlamlı olduğu için...

Hep için için,
İçimi yedim bitirdim senin için,
Şüheda Özyar


NOT: Zamanın hiç bir suçu yok, insanlar değişir, zaman için.

02 mei, 2014

Bu yaz bize OHÁ!

OHÁ tişörtleri

Yeniden yaza damgasını vuracağına inandığım OHÁ tişörtlerine proje adıyla geliyoruz " #buyazbizeohá "
Bu yaz ne olsada OHÁ dersiniz? Okuldan diplomamı yollasalar, "He he, verdik gittik. Sınavlarında bizden olsun. Hadiii hayırlı uğurlu olsun. Hadi hadi. Hadiiii. Hadi güle güle" deseler. Valla mutlu olurum. Çok mutlu olurum ben.



OHÁ tişörtleri Türkiye genelinde replika satılıyor. Buna dikkat edelim (Sahte OHÁ tişörtleri)!

OHÁ tişörtleri Beyazıt Öztürk, Ebru Yaşar, Selen Görgüzel, Yalçın Yılmaz ve Buse Terim gibi ünlü isimlerde yer alıyor. Herkes giyniyor, herkes giyerken kocaman bir OHÁ çekiyor. İnsanlar giyerken mutlu olabileceği bir OHÁ söyleniyor. Sen bir OHÁ'sın ve hayat sürprizlerle doludur.

Original OHÁ tişörtlerini sadece suhedaozyar@gmail.com'dan online sipariş verebilme ihtimaliniz var veya İstanbul Atölye Bebek'ten alabilirsiniz.

OHÁ #buyazbizeohá çekimleri mayıs ayında yer bulunacak. Sence hangi şehirlere gelelim? "Rotterdam, Bruxel, London, Oberhausen veya Köln?"

OHÁ nedir diye sorduklarında, şimdi bunu okuyabiliyorsan OHÁ sayfasına hoşgeldin.

Peki sen bu yaz OHÁ tişörtü ile gezmeyi düşünmüyormusun?
Hangi şehirlerde original OHÁ tişörtü ile gezeceksin?
OHÁ diyecekmisin?
OHÁ dedirtecek olaylar olmasını istermisin?
Yakışır sana.
Yürü be.
OHÁ ile yürü, nasıl olsa BU YAZ BİZE OHÁ !

#buyazbizeohá hashtagını heryerde kullan, yakında bununla ilgili sürprizlerim var.
Şüheda Özyar

NOT: OHÁ bir ayrıcalıktır.

Ünlülerle OHÁ: