30 april, 2014

Yaz gelsin

Gucu gucu gucu seni

"YAZ GELSİİĞNN", diye bağıran psikopat arkadaşlarım var benim. Lan yeter bi, yeter yeter. İstesende istemesende o yaz gelecek. Yaz gelsin. Baya baya uğrasın. Bana gelsin, seninle gelsinler. Hep beraber gelelim, gidelim, gezelim. Yaz gelsin, yazlıyalım. Düşünsene bir insanın adı Yaz'mış. "YAAĞĞĞZZZZ!!"... "Ne var lan?"... "Olm seni haykıracak kadar yokluğun dibine düşmedik daha çok şükür." Yaz gelsin, sen değil, mevsimim gelsin, sen kal.

Yaz gelince insan mutlu oluyor. Kışın fena depresyona giriyorum ama yazın açılıyorum. Bu yüzden sevgilim yaz aylarında gelip kış aylarına doğru bitirmesin. Unutumam seni. Kışın gel, yazın bitireyim seni. Veya kış gel, sonsuz yazlarda sevebileyim seni. Yani beni sevmekte özgürsun. Kışın gelirsen, seni soğuk severim. Yaz gelince, olmasanda olur diyorum veya olsaydın güzel olur.
Yazın geliyor aklıma. Yaz geliyor. Güneş, deniz, kumsal. Allahım Kral Pop'ta çalan çılgılı pop şarkıları, elveda 'telefonun başında çağresiz bekliyorum' modu, hoşgeldin 'Bodruma'da gittik beraber, İstanbulda'da yaşadık' ruh hali. Sabah kalkıp denize girmeyi özledim, akşamları sahilde yürümeyi. Çay kafelerin'de çay içmeyi, okey oynamayı, ben değilde Master'in nargile içmeleri, İtalyan sodalarım veya en güzeli Uludağ gazozum. Sonra merhaba öğlen saatlerinde beni tavlamaya çalışan kıro canlar, sizleri bile özledim ve selam olsun "SİMİT 1 LİRA 1 LİRA" diyip 55 kere gidip yine gelen. Yine gidip yeniden gelen başının üzerinde Simit taşıyan çocuk. Sahilde coctail içmeyi özledim lan. İnsanları süzmeyi özledim. "Lan tipe bak tipe"... "YUUUH VÜCUDA"... "OFF ABİ. BEN DEDİM SANA TATİLE GELMEDEN ÖNCE SPOR YAPALIM DİYE"... "Niye mi?"... "Lan BOZ AYI gibi geziyorum ortada"... Neyse... "Olm su çocuk yakışıklıymış"... "Ayyy kırooo, nasılda baktı bana"... "Susadım lan"... "Su yokmu su?"... "SU lan SU?"... "OLM SUYU NEZAMAN BİTİRDİN?". Hiç yok yere kızmayı özledim. Sonuçta benide aklımı başımadan alan biri var. Aşkım lan o benim. Yazım benim, sevgilim. Ruhum, nuhum gemim. (İyiyim lan iyi iyi). Askılı giyinmeyi, şort giyinmeyi (öldükten sonra anca), dantel, don, çeyizliğimi giyinmeyi özledim. ÖZLEDİM LAN. Denizin içine girmeden "AUU".. "OOHHWW"... "LOWW"... "LAHDHGEH"... "ADHGFAKGDFJAHGCFGSH"... "ASDHGFKJHAGDKJHGSKDHGVS"... "DONDUM LAN!!!" demeyi çok özledim. Ruh halime gel. Yazarken sırıtıyorum. Kim? Ben mi? Yok lan ne kafayı yemesi. Yok. Yok. Yok lan yok. Yog olm sınır etme beni. Lan tamam tamam, yazınla kafayı bozdum, yaz ile çok ciddi düşünüyorum.

Çarşıdayım. Ağırıza diye bir arkadaşım var. Lan bir ay önce yalnızlıktan benim gibi ölecek, şimdi önümüzde ki günlerden birinde sözü olacak. Aay ağlıyacağım. Neyse hava güzel, güneş var, bir yerde oturduk. Tesadüfen yanımıza Türkiyeden 50 kişilik bir grup geldi. "Ayyy güneş"... "İzmirde olacaktık"... "Ya abi bizi bir çekermisin instagrama paylaşacağım"... dediklerini duyuyordum ve aralarından biri "Yaz gelsin abi ya"... dedi (İçim gitti). Grubun içinde ki diğer 49'lılar koro halinde "YAAAA, GELSİİİHİİNNN" dedi. (İçim gitti geldi gitti)
"Gelsin gelsin"...
"Yaaaaaaaah, yaz gelsin"...
"Yaaaah oooofhhh. Yaz gelsin yhaaaahh"...
"Offff abi ooofhhhhg"...
"Ne bok bir ülke, yaz gelsiiiiihiiinn"...
"Gelsin gelsin"...
"Geliiihiiiinn"...
"Yaaaaaahaaazzz" diyip uzatıp duruyorlar. Ulan konservatuar'da okuyup müzik notlarını yeni öğrenen öğrencilerle mi geldiniz lan tatile. Şansıma tüküreyim arkadaş, bir de arkamda oturdunuz. Sonra biri "Kızııhımm yha yaz gelecek bhu seneaah değiihil mi?" diye sordu tamam mı. Ay dedim, wannabee Kezban Hilton. Döndüm arkamı "Bu gidişle yaz gelince sana bi güneş, bir de Allah çarpar" dedim. "Yha sen Türk müsühün ki? Ne diyorsuhn yha tövbe dhe bi kere taammı?" dedi böyle ağızın büze büze. "Gelecek ablası gelecek, gucu gucu gucu seni, yerim seni ben. Gelecek üzülme" dedim. Ağırıza "Napıyon lan manyak mısın?" dedi. "Olm aynı dili konuşursam anlar beni"..."Hey gidi hey peheyy senide kaybettik ya ona yanarım" dedi.

Ben bir gucu gucu uy-dur-dum. Duma duma dum. Yaz gelsin mum. (VALLA İYİYİM.)

Kışı iki kişilik, yazı tek kişilik sevdim ben.
Şüheda Özyar


NOT: Sen bana mesafe diyorsun ama yaz bana çok yakın.

25 april, 2014

Nerede?

Orada yok, baktım ben

Var birşey var. Bana söylemiyor, Annem'de var bir Areflik olay. ORADA YOK! diyorum. VAR diyor. YOK diyorum. VAR VAR diyor. YAW YOK diyorum gözüme VAR'ı sokuyor. Biraz daha devam etsin Acun'un programına yazdıracağım onu haberi yok. Aref hangi tatile gideceğimi biliyor, tamam. Ama annem herşeyin nerede olduğunu iyi biliyor. İnsan bozuluyor yani. Ruhmen daralıyor. "Bu kadın bunu nereden buluyor" diyorsun. Ben istediğim bir şeyi ara ara delik deşik et, kafayı ye, Arsız Bela dinle moduna gir. Anne gelsin "Aha burada ya" desin. E ozaman biz kalkalım yani.

Biz insanlar çok şey kaybederiz bu hayatta. Anlamayız ama zamanla kaybettiklerimizi, zamanla geri alırız. Aradığımızı asla geri bulamayız. SEVGİLİM YOK LAAAĞNN, diye ağlarız ama sevgili olduğu zaman "Lan şu çocukta güzelmiş ha" deriz. Doymayan bir milletiz, belki şükür etmeyi daha az bildiğimizden dolayı. Bugüne şükür aslında. Bunu okuyabildiğin her saniye için çok şükür. Ama o bana niye yazmıyor lan? Ay canım bir Beyti kebabı çekti. Olsada yesek. Of kim okulda ki yüzleri çekecek ya dersin. Konudan konuya atlamayı severim çünkü Uğur abi'nin dediği gibi "Hayat bir saniyelik". Bu yüzden bu hayatta hiç kaybetmezsin, yaşadığın her saniye senin için bir kazançtır. Gelde bunu bizim kanlı gül fotoğrafını MSN profil fotoğrafı olarak koyan millete anlat.

Anneler herşeyi daha iyi bilirler. Yeni bir arkadaşım olur "KONUŞMA ONUNLA! BAĞLANTIYI KES!" der, iki sene sonra annemin ne dediğini daha iyi anlarım. Ön görüşlü kadın yani, saygım sonsuz. Lan bari sevgilimide görse ya. Evleneceğim adamıda gör yani nerede napiyo? Ne boşuna Falım sakızları çiğnetiyorsun bana, her gün aynı yazılar çıkıyor. Gönlü bende, ama arıyormuş, gelecekmiş. Zaten ne gelmeyen sevgiliymiş bu, hep arayışta. Bİ GEL BENİ Bİ BUL ALLAH AŞKINA, KAFAYI YEDİK BE, diyemiyoruz tabii.

Yine bulamadım. Her yeri delik deşik ettim ulan bi KULAKLIKLARIMI bulamadım. Benim kulaklıklarıma olan sevgim kimseyi aşmaz. Nasılda seviyor beni. Ses dediğin o biçim. Biz birbirimizi çok seviyoruz, iyi günümde kötü günümde, hastalıkta, sağlıkta beni yalnız bırakmayan KOŞTİ'me buradan selam gönderiyorum (YALNIZLIĞA GEL). Koşti kulaklığıma verdiğim isim hani, kafayı yememe az kaldı. Ara ara, kulaklığım hiç bir yerde yok. Ulan Allahalla, en son dün oraya koydum? Haa tamam ondan sonra takmadım zaten. Lan ben dün ne yaptım? Ha doğru doğru, okula gittim, tamam. Ha çantamda kesin... Anaaa yok. Neyse yatağımın içine bir bakayım ben, yoktur'da ne bileyim oraya gitmiştir belki, olabilir yani. Hıı yokmuş. "BABAAĞĞĞ KOŞTİM NEREDE KOŞTİM?"... "Yürüyordu buradan geçti gitti" dedi. Adamın tek şaka anlayışı bu galiba. Her zaman aynı espiri yapılırmı lan. Herzaman aynı espiriye bir insanda güler mi Allahını dinini imanını seviyorsan. Neyse ciddiye alınacak gibi değil. KOŞTİ nekadarda çok köpek ismine benzesede, bir kulaklık yürümez hani. Anneme sorayım dedim, "ANNEAAĞĞ KOŞTİM NEREDE KOŞTİ?"... "Koşti nedir?":

Annem: "Koşti nedir" dediğinde ben:


"KULAKLIK KULAKLIK"... "Ha, mutfakta masanın altında gördüm"... (YUH)... "Tamam sağol bir bakayım". Mutfakta ne işi var lan kulaklığımın. Onu bırak masanın altında? Yalnış anlamayın, yani kulaklığımı takıp masa altında müzik dinleyen biri değilim, daha o tür bir bunalıma girmedim. Neyse arıyorum ama yok. Hani inadınada iyi arıyorum. "KOŞTTİĞĞHH" diye mırıldanıyorum ama yok. "KOŞŞŞ?"... "LOWWW?"... "LAAĞN?"... "ALOO?"... "Kimle konuşuyorsun kızım?" (aha annem kafayı yediğimi anladı). "Anne bulamadım"... "Orada ama iyi bak"... "Baktım yok"... "Orada orada"... "ANNE YOK, BAKTIM DİYORUM"... "Bak gelirsem görürsün"... "YOK DİYORUM!" dedim, annem geldi masanın altında bi girdi "Koşti gel kızım" dediği gibi kulaklığımı çıkarıp verdi. Bi bakış attı bana "hani yoktu?" manasında. "Sağol. Ama yoktu. Yeni geldi oraya, ben baktım."... "Ama buradaymış"... "YEMİN EDERİM YENİ GELDİ BAKTIM ORAYA"... "Yemin etme"... "VALLA BİLLAHA BAKTIM YOKTU, SEN GELDİN O'DA GELDİ."... "Kızım seni ben bir doktora götüreyim en iyisi. Şu kulaklığın adınıda değiştir" dedi. Koştimi verdi, gitti.

Ben mi kafayı yedim. Annemin sihirli güçleri mi var. Dejavu mu yaşıyorum. Kadın teleportre'den mi geçti'de geldi. Gitti mi, geldi mi. Herşeyimi biliyor arkadaş. HERŞEYİ-Mİ. Bin defa baktım lan oraya, yoktu. Yoktu ama var oldu. Ulan bir gün anneme "ANNE UMUT'U GÖRDÜN MÜ UMUT'U?" diye soracağım... "Umut kim?"... "SEVGİLİM"... "Oturma odasında vitrinin içinde" dese, yemin ederim vitrinden sevgilim çıkar. İnanıyorum buna yani. Kesin yapcam. UMUT GEL.

Kulaklığım kadar değerli olmayan insanlar var,
Şüheda Özyar


NOT: Bir saniyelik bir hayat için, kendini üzmeye değmez.

11 april, 2014

Sınav haftası

Bitti ama bitmedi gibi

Bitti diyerekten bitmiyor o sınav. Neyse kötü geçti zaten, finallere kalırız. Harbi kötü geçti yani, yalnız baya kötü geçti. Baya baya tüm sınavlar kötü geçti. Neyse final haftası bunlarıda alırız, avuntuya gel. Biz kendimizi çok avuturuz. "Amaan yarın yaparım"... "YUUH 1 ay var sınavlara, haftaya başlarım", sonra başlarım. Ondan sonra başlarım. Neyse sınav gününden bir gün önce başlarım. Neyse sınav sabahı erken kalkarım. Neyse ne artık Allah ne verdiyse yani elimden geleni yaptım. (Sınavı alamadı, finallere kaldı, depresyona girdi, bir daha çıkamadı)

Uyku ders çalıştığım zamanlar çok değerli. Sınav haftası ne mübarak ay, nasıl bir ay bu böyle On bir ayın sınav Sultanı gibi, sınavları alamayacağımı önceden seziyorum. "Lan alamayacağım galiba bu sınavları" diyorum, arkadaşım "Daha sınavlara bir ay var lan nerden biliyorsun?"... "Hissediyorum kızım baya baya derinden böyle, hissediyorum" diyorum. Yani his etmek, bilmek iki farklı şey ama bir birini çok iyi tamamlıyor. Mesela ben seni papatya yaprakları kadar çok yakın hissettim kendime, ama koparacağını bilemedim. Sınav haftalarıma bazen benziyorsun biraz. Önce hiç umursamam, sonra sınavlarım yaklaştı mı çok sıkılırım, bunalıma girer sana patlarım sonra kaybederim. Keşke bunalıma giripte seni kaybetmeseydim, sınavımı kazanabilmek için elimden geleni yapardım belkide böylece finnallere kalmayacağımı bilirdim...

"Çalıştın mı lan?"... "Yok,"... "Sınav yarın?"... "Ya tamam yarın sabah erken kalkar çalışırım,"... Sınav sabahlarını çok seviyorum, biliyorum ki zaten alamayacağım. Hatta son saniyelerinde beni kurtaracak dualar ediyorum "sıkıştın anca mı aklına geldim lan" dediklerini duyabiliyorum. Hani çok dua ederim ama sınav gelmeden önce ki son saniyelerde ben bile kendimi kaybediyorum. "SINAAĞĞVV" diyorum ardından "AMİN. AMİN."
Sınavdayız. Depresyon'a "Arkamda otur, sıkıntı olunca tekmele alttan. Hani yok, soruyu bileceğimden değil ama yardım ederiz," dedim. Soruyu bilmem ama yardım etmek için elimden geleni yaparım. Allah rızası sonuçta. Yakalanmamak için riske giriyorsun yani büyük sevap. Yok böyle bir sevap. Baya baya büyük bir sevap. Sen sırf yakalanma ama arakadaşına yalnış cevabı ver diye riske gir. Helal olsun.
Depresyon her bir sıkıntıda aniden bunalıma girer. Adamı hasta eder, otomatikmen depresyona sokar. Yani bizi depresyona sokan arkadaşlarımız var. Seninde seni depresyona sokan bir arkadaşın vardır elbet. Beni mi hasta ediyor, kenedini mi belli değil.
Sınava çalıştım. O sabah çalıştım. Alamam ama yinede deniyeyim. Almam lazım, çok çalıştım derim. Bir tutar yanım yok yani ama Depresyon arkamda otursun ben yinede ona cevap veririm. Sınav başladı. İlk soru geldiği gibi "BİR NE LAN BİR BİR?!" diye ortaya attım. Belki biri cevaplar "ALLAH RIZASI İÇİN BİR NE LAN?" dedim. Baktım kimseden tık yok bi ben yokluktan bir bir diye bağırıyorum, sustum. Zaten sınava bu sabah çalışan tek insan benim galiba. Depresyona döndüm "Lan"... "Depres"... "Bir ne?"... "Bir bir"... "Bir lan?"... "Bir mi yok?"... "Nasıl yok?"... Bir de mi yok?"... "Ya bırak ya" dedim. Biri bilemedim. Depresyon biri çözmeden ikiye geçmiş. Neyse sınav gidiyor, geçiyor bildiğin bok gibi gidiyor. Yani böyle borumbok geçen bir sınav görmedim, hissetmedim sevmelere seni ben. Aradan bir saat geçti. Baktım sınavı bitiren kalkıp gidiyor. Böyle bitirip gidenleri görünce benimde sinirlerim bozuluyor. Baktım sınavı gözleyen adamları görmüyorum. Resti çektim. "YETER LAN" dedi iç sesim, o gazlada arkamı döndüm Depresyona baktım "YANİ BEN SÖYLİM DE, BOK GİBİ GİDİYOR BU SINAV. YANİ BİL İSTEDİM" dedim önüme döndüm karşımda adam. "Ne yapıyorsun?" dedi, "Valla hal hatır sordum yani," dedim... "Ama iyiymiş yani, benim sınav bok gibi gitmesine rağmen baya baya iyi yani" dedim. "He tamam," dedi adam sonra gitti. HE TAMAM? HE? TAMAM? Lan ciddi ciddi kopya çekseydim adam kesin sınavımı elimden alırdı. Bu bok kelimesinde bir şey var. Bir sihir. Bir çekicilik. Bir lüksluk, bir medcezirlik. Bir yaman olmayan sevgili mutluluk sınav kağıdı naber lan yeter artık cümlesinin noktasının vurgulüne, yoruldum. Ne diyorum lan ben?

Depresyon sınavdan sonra "Olm senin sınavın bok gibi geçiyor diye benim ne gibi bir suçum var?" dedi. "BENİ Mİ ALDATIYON LAN?" dedim. "Ne alaka lan arsız bela" dedi. "Beni aldatıyorsun!" dedim. "Şüşü Allahını sus tamam ya yeter be. Kız olmama rağmen aldatıyorum diyorsun".. "Sus"... "Tamam?"... "Yalnızlığa bak ya"... "Kız yalnızlıktan, yokluktan bana sarıyor abi yok böyle" dedi. Sınav haftaları psikolojimi bozuyor abi n'apım? Medcezir mi izlim? My mad fat diary mi izlim alt yazısız? Napim yani?

He tamam,
Şüheda Özyar


NOT: Bazen hissedersin ama sorunun cevabını bilmezsin.

04 april, 2014

Doktorlar

Artık yeter, anladık

Yayın tarihi 2006, sene 2014 her yaz doktorluk kursu görüyorum. Adamlar yokluktan 8 senedir aynı diziyi tekrarlayıp duruyor. Ulan artık yeter ya. Alın Ela'nızı, Levent'inizi verin bana diploma'mı belki bir işe yararız. Bu hayatta herkesin işine yararım ama evi toplamadığım sürece bi annemin işine yaramam, ister oturma odasında olsun ister mutfakta, saatlerce söyleniyor. Ulan bir insan bir dakika söylenir ikinci dakika çözüm arar. Annem birinci dakika başlar, 4 saat sonra aynı cümleyi tekrarlar "Evde bana kimse yardım etmiyor, herkes kendi havasında". KİM BEN HERKES MİYİM? Hayır yok yani kurduğum cümle sadece "Anne yarın evi toplarım,"... neyse: sadakallahülazım.

Her zaman tekrarlarız. Biz insanlar tekrarlamayı çok severiz. "Anne eve geç gelecem"... "Tamam geç gelme"... "ANNE EVE GEÇ GELECEM GEÇ"... "Tamam işte geç gelme". Ya bende var bir anormallik ya bunlar zamanla herşeyi başka anlıyor. Sinemaya gidiyorum bugün "Anne sinemaya gidiyorum ha," ... "SORDUN MU?"... "ÜÇ GÜNDÜR SÖYLENİYORUM HA ÜÇ!"... "Yalan konuşma, olsa hatırlarız tabii"... Ulan ben gerçekten kafayı yedim galiba. Yatırın lan beni huzur evine. Açın bana bir doktorlar dizisini. İzleyeyim ya. Levent Ela'yı nasıl aldatıyor bi bakim ben. Sonra yine tüm erkeklerden nefret edeyim. Huyum böyle. 8 Senedir bende "ulan ben niye hiç erkeklere güvenmiyorum" diyorum kendime, meğersem kaynağım Leventmiş. Adam hem doktor, hem yakışıklı ama sonunda aldatıyor. Hep annem ya. Doktor olsun, evi olsun, arabası olsun, insan olsun, karakteri olsun dedi kapıma göt korkusundan hiç uğramayan eş adayına. Al sana Levent! Bi Ela'ya sahip çıkamadı ya. Bak nasılda moralim bozuldu. 8 senedir bozuk, hala bozuk gidiyoruz. Şu Doktorlar dizisini her yaz evde geçiren insanların hatrına bari certifica dağıtın. İlerde iş görüşmesinde "DOKTORLARI 8 KERE İZLEYİP BİTİRDİM VALLA" diyebileyim yani. Şunu bi gururla söyliyebileyim yani.

Şu bir gerçek ki Doktorlar dizisini televizyon'da gördüğüm zaman içimde "Aha yaz geldi valla billa" sevinci hiç bir yerde yok. O dizi'de ki Hasan bile 8 sene içinde Pınar Altuğ ile evlendi. Bende ki yokluğa bak ya. Bi Hasan olamadım, karşıma Suat bile çıkmadı. Duruma bakarmısın. Dünya'da trilyonca insan var olmasına rağmen ben yinede gider dizi karakterinde oynayan adama aşık olurum. Niye, neden yapıyorsun bunu kendine Şüşü diye hiç sormadıkları için ben böyle oldum. Matematik dersinde bile durup "LEVENT ELA'YI NİKAH GÜNÜNDE TERK ETTİ YA!" diyebilirim, çünkü niye? Adamlar dizinin adını doktorlar koymuş, hastaları biz olduk.

Yaz tatili öyle bir dönem ki insan depolanıyo. Petrol ofis ne varsa hepsinden bir kaç litre, benzin, dizel fark etmiyor. Master ile Altınoluk sahilindeyiz. Galiba o aralar Doktorlar ikinci sezon finalini yapmıştı. Her sene nasılda oluyor bağımlısı oluyorum anlamadım. Leventin baktığı hastaları tek tek yazabilecek bir durumdayım. Bir kendimi yazamadım, ona yanarım (Depresyon modumdan çıkıyorum). Master nargile içmek istedi. Oturuyoruz. Ben en son 4 sene önce nargile içtiğimi hatırlıyorum, kafayı bulup bir daha yapmadım. Kafa bulmak da bir acayip. Tehdit olarak kullanıyorum artık. Biri bana "Şüşü o burnun ne ya" derse, ben ona "Bak kafamı bulma, burnun olurum" diyorum. Artık böyle.

Master nargile içerken arkadan bir grup kız "Ayyy Zenan'a uyuz oluyorum kızım"... "Hiç sorma ya Arslan var ya Arslan, gıcık bir tip ya"... HE ARSLAN, anladım konu Doktorlar. Senaristini seveyim. Kızlarda öyle bir konuşma var, böylesi görünmedi. Sonra biri "Ya şu Ela nasılda Levent'i seviyor ya" dedi mi biri? Ardından, bak çok ciddiyim "YAAA KIZIM, ben onlara resmen ba-yı-lı-yo-rum!" dedi kollarını göğüsüne göğüsüne yere göğe, sallana sallana, elleri kollarına, Grup Hacegan ilahi grubu gibi göründü. Lan dedim tövbestağfurullah. Doktorlar dizisi derken olayı nereye bağladım. Sonra diğer kızlar: "AYY EVET, HAS-TA-SI-YIM YHAA"... "Levent var ya o Levent ö-lü-yo-rum!"... "Kızım aynen BI-TI-YO-RUM o adama" dediler. Ulan bu nasıl bir yokluktur. Bu nasıl bir ölüm çağresizliğidir. Kızın biri son nokta olarak "KIZLAR LEVENT'E GÖ-MÜ-LÜ-YO-RUM!" dedi. YUUUH! GÖMÜLÜYORUM'DA NE LAN? Döndüm arkamı, "Bi gömül lan" dedim. "Pardon?" dedi sosyete. "Allahını Rabbini seviyorsan bi Gömül" dedim". Kız bana baktı. Bak, baktı sadece, baktı baktı acayipte bakımsızdım ama baktı "Ayy terbiyesize bak kızlar bana gömül dedi" dedi. ÖLELIM. Böylede malız biz, biz doktorlar dizisinin etkisinde kalan Elacılarız, biz arar buluruz izini bilirsin zır gömeriz biz.

Sustum tabii birşey demedim. Susmak cahile karşı verebileceğim en güzel cevaptır. "Edepli edebinden susar, edepsiz de ben susturdum sanar" diye bir söz var ya. Tam da o yani. Gömüldüm ne ya. Sen traktör musun? Tır mısın? Sen dağ adamımısın? Block yourself valla çekemicem. Turkcell miyim, ben Leventim. Ela'yım ben, verin lan benim diplomamı, sınavım da iyi geçmedi ama olsun konumuz bu değil.

"Sana gömülüyorum" (Yani diyor ki: yerin dibine bile girsen, gömerim kendimi bulurum seni, böyle de malım.)
Şüheda Özyar

NOT: Çocuk iken doktor olmayı çok istedim, büyüdüğümü sanmıyorum.

03 april, 2014

Olur öyle

Aklıma geldin, geçtin gittin...

Bu yazıyı yazmak için çok şarkı aradım dinlemek için. Belki seni bana hatırlatır diye. Belki aralarından bir kaç cümle seni yeniden yaşatır diye. Seni ben hep çok aradım, ama hep aradım... çok arayıp bulamadığım günlerim oldu benim. Bazı şarkılar sen oluyor, dinlemeye kıyamıyorum. Sözleri sen oluyor, anlmaya yetmiyorum. Ben seni hep çok aradım, ama sadece aradım.

Sınav haftalarım başladı, bu yüzden yazılar paylaşamıyorum pek. Ben çok şey paylaşamadım. Hayatımda bir çok şeyi paylaşamıyorum. Kardeşimi mesela, onu kimseyle paylaşamıyorum. Sonra seni kimseyle paylaşamadım. Patates kızartmasını'da kimseyle paylaşamıyorum ama o başka konu. Seni paylaşamadım. Böyle okuyorum'da, hepimizin hikayeleri aynı gibi. Çok sevdim, gitti diyorlar. Gelen, gidiyor. Giden bir daha geri dönmüyor. Hayatın böyle olmasına bazen çok kızıyorum. Çok seven insanları görüyorum, çok seven bile ayrılıyor. Ya hiç seven bir gün çok severse? Hiç sevmediğine kızar mısın? Papatya gibidir ayrılık. Yapraklarını koparsan ne sever. Koparmasan ne sevmez? Ben çok severim. Mesela ben sıkı severim. Ben seni çok severim. Papatyalar kadar çok severim. Bu yüzden papatyaları güllerden daha çok severim. Banyo yaparken şarkı söylemeyi severim. Sonra hava güzel olunca saatlerce seni izliyebilirim. Hava soğuk olunca, saatlerce seni düşünebilirim. Isınırım. Çok kıskanırım, bu yüzden belki kaybederim. Olduğundan fazla değer veririm, vermemem gerektiğini bile bile. Çünkü severim, ben seni öyle severim. Sana çok yemek yaparım, hamaratlı kızım ben sana bakarım demiyorum. Makarna yapabiliyorum sadece, ya yersin ya'da dışarıda yersin. Makarna yerken ben seni izlerim. Seni izlemeyi çok severim, bir daha nerede göreceğim seni? Ya yarın yoksan? Özlemeyi sevmiyorum. Hatırlarım diye. Eskileri konuşmak istemiyorum, geleceğim var iken. Zaman kaybı geçirmekten nefret ederim, beni zaman kaybına uğratan insanları sevmem. Zaman kaybım olma, ikimiz de kaybederiz.

Bazen aklıma çok geliyorsun, zaman kaybediyorum. Konuşmanı istiyorum. Eskiden çok duâ ettim. Kabul olacağına hep inandım. Konuşman için yalvardığım günlerimi hatırlıyorum. Ağlamadım ya. Duâ ederken ağlanır mı? Çok ağladım. Duâlarıma kadar geleceğini bilemedin. Duâlar mektup gibidir. Duâ edersin, yazılır. Duyulur, yazılır hepsi. Sen duâ et derler, sen yaz... Duâ edersin, belki bir umut o mektup ona ulaşır diye. Açar beni okur diye. Kapalı bir mektup gibisin. Çok mektup yazdım sana. Hiç biri ulaşmadı. Eskilere çok benziyorsun. Kapalı kutunun içinde hiç okunmamış mektuplar gibisin. Eski resimler gibisin kıskanıyorum seni, belki de bana hiç böyle bir mektup yazılmadı diye...

Konudan konuya atlamayı severim çünkü yazmam gereken çok konu var. Seni hatırlamam için çok cümlelerim var, çok zaman kaybım var. Seni sevmek için çok neden ama sevmemek için çok mektuplarım var benim. Bu yazılarım mektup gibi. Yazarım, ama okumazsın. Zaten sen beni nezaman okudun ki? Sahi sen beni hiç okudun mu? Keşke beni papatyalarla sınamasaydın. Ne seviyor ne sevmiyorsun, olur öyle...

Çok seviyorum diyen bir insan nasıl oluyor da bir gün çekip gidiyor? Makarna bile yapamadım sana, seni izleyemedim. Hiç mi sevmedin beni? Hiç, değil mi? Patates kızartmasını yemeye devam edeyim ben, onu kimseyle paylaşamıyorum. En azından gitmiyor, miğdeye oturuyor, kilo alıyor ama mutlu oluyorum. Patates kızartması bile senin bana verdiğin mutluluğu vermiyor. Hiç mi? Hiç.

Böyle neyse, gittin işte eyvallah.
Başka birini sevdin, olur öyle...

Herşeyim değil, hiçbirşeyimin herşeyisin.
Aklıma geldin, geçtin gittin yine...
Şüheda Özyar


NOT: Giden geri gelmesin, bekleyenin var senin, bırak o gelsin.