29 augustus, 2014

Miboy #1

Bu dünyada herkesin bi lakabı var

Qanqan ile hoşlandığın çocuğun adına lakap koyarsın: "Lan senin Salak geliyor" mesela. Arkadaşın ile ortak gıcık olduğunuz insanların hepsine lakap koyarsınız, çünkü biz lakapcıyız. Biz the dictionary of the life. Biz translate Türkçe - İngilizce sözlüğü. Bu dünyada konuştuğum herkesin lakabı vardır bende. Bazen sevdiğimden, bazen nefret ettiğimden. Bazen lakabın benim için çok değerli Ağırıza gibi veya çok gereksiz Salak gibi. En son biri "La BURUNNN baksana buraya," diye sokak ortasında seslendi, kendimi benimsedim. Lan bana mı diyor acaba diyerek döndüm çünkü bu burun kimsede yok. Meğersem başkasına sesleniyormuş. Lan dedim biri bana BURUN diye lakap koysa ağızını burnunu deşerem senin gereksiz eleman, kimsin sen GÖZ?!

Bu yaz beğendiğim tüm çocuklara Miboy diye lakap koydum. Yani My Boy ama komiklik olsun diye Miboy. Sonra sıraladım Miboy 1, Miboy 2 ... Miboy 13'e kadar çıktı. Biz kızlar, kız kıza takıldığımız zaman hep beğeniriz ama sadece beğeniriz yani bundan ötesi yoktur genelde. Veya genellikle "Ulan bu çocukta hiç bakmaz mı arkadaş" dediğimizde çocuk bakar "Ne diye bakıyor bu lan geri zekalı valla," der gözlerimizi kaçırırız. Sonra çocuğun lakabı geri zekalı olur: "Lan baksana şu geri zekalı bakıyor mu hala?". Ben, bana bakandan rahatsız olurum, "Kızım bende bir şey mi var?," diye sorarım yani ben hiç bir zaman kendimden emin değilimdir. "Yok," der ... "Lan var bence, bence bende bok var çünkü bu Salak bakıp duruyor," derim. Benim hayat felsefem: beğeniyorsan, gel konuş bence ben seni yemem.

Hayatta herşeyin karşılıklı olduğunu düşünürüm. Ben birini beğendiğim zaman hemen onunla çıkmak isterim. Yani aceleciyimdir aslında. He saçma biliyoz, zaman diyon ama ne zamanı yani, zaman mı var. Ya yarın ben gidiciysem, ne yapcan? Mesela eskiden, lan nasılda çok isterdim okuldan bir sevgilim olsun diye, sonra beraber ders çalışalım falan hep şu filmler var ya. Adamı ergenlik çağında bir gaza getiriyorlar arkadaş. Bu gaz Shell benzin istasyonunda bile yok. Her neyse şu olay var, bakan kimse konuşmuyor. Öküzün trene, Selim'in Şebnem Gürsoy'a baktığı gibi bakıyorlar ama konuşmuyorlar. Bende sinirleniyorum arkadaş, what the fuck yani ilk adımı ben mi atacağım?
Neyse Alanya hotelde tam tamamına 13 tane Miboy. Lan yokluktan yoksa aralarında sadece 3 tane güzel var. Hotellerde de bir olay var, garsonlar beğeniyorlar abi beni garson. Lan hotelde onca çocuklar, best model of the hotel this summer 2014'ler hatta 2013'e de rağzıyım ama bu garsonlar benim kaderime yazılmış hepsine göre ben bir Adriana Grande ama ne grandesi ha; Burun grande. Neyse Miboy 1. Çocuk hoş, güzel. Tabii bana göre, Ağırıza ya göre "Olm ya la valla bunun neresi güzel kızım," dese bile, o sonuçta bir erkek. Neyse Miboy 1 tam bir cool çocuk. Yani düşük bel pantolon. Giyinmesini bilmeyen ama egosu tavan. Saçları şekil, önümden çekil. Hayalimin adamı olmasa bile, this summer olabilir dedim. Neyse çocuk ilk iki gün baktı baktı. Tabii bizde sevindik. Ama konuşmadı. Sinir oldum bende her insan gibi. "Ben konuşacam lan," dedim "Sen konuş lan," dedi Ağırıza. Bu kez çocuk nargilenin dibini vururken yanına gittim "Oturuyorum," dedim. Ne diyim yani "Oturabilir miyim?," mi diyim. Ya hayır derse. Oturuyorum dedim tabii. Oturdum. Neyse bugüne kadar cool davrandım. Çocukla konuşurken kasıldım. İçimde bir bülbül öttü, kapalı kutu oldum, Da Vinci Code şifresini yalnış girdim. Neyse çocuk şükür konuşmaya başladı ama lanet olsun, bu dünya ya nalet olsun lan çocuk kro çıktı. "Nasılsın?," diyorum "Çog iyim, sen nassing?" diye konuştu. Lan dedim bu bana bir tuzak mı. İmtihana gel dedim bu çocuk nipiçim konuşuyor. Ben bununla evlenemem. Baba bile olmaz lan bundan. Sevgili olsak "Gavga etmiyek garı" der. Hemen toparladım. Bu çocuğa nasılda Miboy dedim ya. Niye konuşmuşum Allahım sen beni bu çocuktan soğutacak bir şeyler bul dedim. Neyse ben herkesin hayallerini merak ederim, sohbet muhabbet falan filan bu çocuğun hayalini sordum. "Peki senin hayalin ne?," dedim. Bak, no joke. Yemin ederim çocuk bana "Hayal yog. Ben Liman'da çalışacam," dedi. AYY. BANA Bİ FENALIK BASTI. Ulan dedim kırk yılda bir biriyle konuşayım dedim. Böyle ilk adım benden olsun dedim. Allah rızası için şu yokluktan şu yalnızlıktan bir kurtulayım dedim, "Nasıl ya?," dedim. "Bildiğin gemi de, paketleri gemiden indirip koyacam," dedi. Lan dedim zaten sınırım everest. Etkisiz eleman gibi dolanıyor bu hayatta. "Tamam ozaman. Sen paketleri nereye koyacaksan koy. İndirip mi koyacak, koyduktan sonra mı indiricen bilemem ama hadi bana eyvallah, sohbet muhabbet güzeldi," dedim kalktım yerimden. "Ya nereye?," dedi çok hoşuna gitmiş bunun galiba. "Hadi canım hadi by," diyerek koştum hotel odasına Ağırızayı sevdim. Okşadım. "Geleceğim Limanda geçiyodu lan beni koru," dierek uyudum.

Şaka mısın sen ya? Ulan bir insanın hayali Liman mı olur. "Ulan nasılda istiyorum o paketleri indirip koymak var ya tam hayalim," mi diye uyuyorsun her gün arkadaş ben anlamıyorum. Tabii çocuğu skip ad yaptım. "Ben dedim sana çocuğun neresi güzel diye," dedi Ağırıza. "He zaten çocuğun anlında: LIMAN HAYALİM, ÇEKİL KENARA HAYİN yaziyordu ya" dedim. La insan der ki: "Ya yat falan almak istiyorum, 5 odalı, havuzlu falan sonra Limandan limana gezmek istiyorum her yeri görmek istiyorum," ... "Evet," derim ... "Evet, yani evlenmeyi kabul ediyorum," ... Bu hayaller benim için çok önemli var ya.

BU EVREN BANA ÇOG DENGESİZ,
Şüheda Özyar


NOT: Hayalin, seni sana anlatır.

25 augustus, 2014

Fake

Ne alırsan hepsi fake © Türkiye

Abi bunun fiyatı nekadar? 750 TL. Oh. Ucuzmuş la, ben daha pahalısını arıyorum, çünkü ben malım ben fake bir çantaya 750 TL vereceğim. En son ne olur? Allasen 100'e ver. YOK ABİ KURTARMAZ, der sonunda 50 TL'ye alır gidersin. Lan ben Türkiye kadar Fake tekstil üzere, ticaret ile uğraşan memleket görmedim. Türkiye'den ne alsam hepsi fake. Hepsini de Türkiyede takmayı seviyorum. Türkiye'ye gidince tarzım değişiyor. Oradan ne alırsam hepsi cool. Geri dönüyorum abi bu bok ülkeye geri dönüyorum aldıklarımın hiç birini beğenmiyorum. Çürüyor, kokuyor dolapta sonra hiç bir şeyim yok diye dolanıyorum.

DÖNMEK İSTİYORUM! Tatilden dönen herkes "LA OLM BURADA HAYAT YOK YA LA VALLA " diyor. Hepimizin durumu aynı. Kiminle görüştüysem hepsi "La olm ben orada yaşayacağım. Valla fuck this yani. Fuck that, everyting fag yani ben dönüyorum" der bir ay sonra sınavlardan kalır olayı uzatır. Türkiyede hayat çok başka. Akşamları dışarı çıkabiliyorum arkadaş var mı böyle bir hayat, lükse gel. Burada ben bir çoban, orada bir diva gibiyim. Akşamları dışarı gezmeyi, insanların güler yüzünü seyretmeyi seviyorum. Burada karpuz bile yesem tadı tuzu yok diye kenara koyarım. Bazen hayat bir kaç günlük veya anlıktır derler. Hayat Rabbimizin bize sunduklarından ibaret yapmamız gereken tek şey anı yaşayıp duâ etmek "My Allah, al beni buradan please koy beni Türkiye'ye" demektir.

Türkiye, genellikle tatil bölgelerinde herkes inanılmaz bir Lady Gaga modunda. Herkes bir fake'lık peşinde. Lan Converse'ler gördüm €8 euro adhfgakjhgdf. Ödüm koptu, bu ne ucuzluktur dedim. Dışarıdan baktığın zaman fake görünmese bile giyindiğin zaman o sinyaller beyine gidiyor ya "La olm çıkar beni ayağından, €8 euroluk Converse mı olurmuş, tedavülden kalk bi. Bok gibi çıkar çıkar," dediği an o ayakkabıyı çıkarıyor kenara koyuyorsun. Hatta bu OHÁ tişörtlerin replikaları çıktıktan sonra FAKE denilen herşeye karşıyım. Almıyorum lan. Sadece 15.000 liralık original çantayı 150 TL'ye gördüğüm zaman dayanamıyorum. Okadar param yok yani gökten düşmediğine göre veriyoz işte. Sonra iki gün takıyor "La olm okadar da düşmedik, bunu da takmıyorum," diyor kenara koyuyorum. Ben herşeyden çok kolay vaz geçen biriyim. Biri beni sıkarsa, vazgeçerim. Kasa da uzun sıra varsa elimdeki herşeyi bırakır dükkandan çıkarım. Dengesizim de, ne alsam diye düşünmeye kalksam dükkanı kapatırım. Bana yamukluk yapan insana karşı susar yavaş yavaş o yamukluğu ona haberi olmadan zamanla yapıştırırım. Buna karşı sabrederim ama sabırsızımdır. Sonra herkes bu yaz tatile gittiğinde "Şüşü bak bu senin fake tişörtlerin" diye fotoğraf çekip attılar. Ben bile bir tanesini göremedim lan ama seviniyorum en azından insanlar bir şeyin bilinç altında: OHÁ = Şüheda Özyar...

Neyse Ağırıza ile fake fake dolaşıyoruz. "Kızım," dedim "şu fake Chanel boy bag çantalar var ya, alıcam lan," dedim. "La olm alma napacan," dedi. Ne alsam önce alma, sonra almadıktan sonra "alsaydın ya la," der. Veya bazen tam tersi "Alımmi la?," dediğim zaman "Alsana olm," der. Onu dediği zaman almam onu "Harbi problemlisin," der. Neyse Türkiyede inanılmaz çok çantacı varmış. Adamlar ticareti çözmüşler. Bize bir çanta 50 TL turistlere 50 euro. Bizim turistlerde yavrum saf yemin ediyorum hemen "Oh oke oke cheap cheap," diyor alıyorlar. Lan İstanbulda kesilmiş karpuz aldık, bize 5 TL turist geldi €5 euro dedi adam. Turist saya saya aradan çekildi. E yani WTF. Kesilmiş göt kadar karpuz dilimine €5 euro verilir mi lan, that is fucking 15 TL. Herneyse konu çanta. Girdik bir kaç dükkana, fiyat bilgisi alıyoruz. "Abi bunun fiyatı nekadar?," ... "Sana 200 TL," diyor. Bu ben nasıl bir benlik anlamıyorum. Bana 200 TL'de başkasına 100 mü anlamıyorum. Sonra adama baktım "Peki buna nekadar?," dedim Ağırızayı gösterdim güldüm böyle, "Sana da en son 150 TL olur," dedi. Ağırızaya baktım "Olum benden ucuz çıktın ya la," diyerek dalga geçtim. Neyse biri der 200 TL, diyeri 350 TL, sanki Trabzon hasır takımı alıyoruz anasını satayım, haftaya kuzen evleniyor taki arıyoruz. En son bir FAKE'a girdim yine. Abi dedim bunun fiyatı nekadar? Ama var ya o çanta her yerde aynı yani, yok böyle bir şey hepsi aynı. "750 TL," dedi. Lan şoka girdim. Micheal Kors'un FAKE üstü FAKE çantasının böyle FAKE bag'ı olamaz yani. "Abi ne yaptın ya," ... "Çok ucuz," dedim. Lan merakımdan sordum yani alacağımdan değil. "O gerçek deri bi kere," dedi. "Hıı evet belli digital yazılarla üstünden geçiyordu zaten," dedim. Baktım adamın morali bozuldu "MİÇEL ÇORS ÇANTANIN ORİGİNALİNİ GÖRE GÖRE ANCA RÜYANDA GÖRÜRSÜN!," diye haykırdı tamam mı. Lan originalı hotelde zaten sana mı hesap verecem çorlu adam. Döndüm adama "Abi şaka mı yapıyorsun ya, kos kocaman MİÇEL ÇORS yani, inş :))" dedim. FAKE MAKE dinlemedim, almadan geri geldim.

Ha şu olay daha var. Nezaman tatilden dönsem bu ülke bana çok pahalı geliyor. Dükkanlara giriyorum, bir kazak mesela €15 euro. ÇÖŞŞŞŞ diyorum. "LA 45 TL VERİLİR Mİ ONA, YÜRÜ ÇIKIYOZ" derim. Depresyondan çıkmaya çalışırken kendi kendimi depresyona sokuyorum. E abi bizimde ticaret ile uğraşmamız gerekiyor diyorum sana ama beni dinleyen yok. Bir litre suya €1,50 euro verilir mi lan 4,5 TL. Get the fuck off yani, onunla iki magnum alırım lan hemde bademli.

Çok ucuz,
Şüheda Özyar


NOT: Önemli olan fiyatı değil, sende ki değeri.

22 augustus, 2014

Konsept dışı

Ben mi konsept dışı?

Güzel güzel giyniyorsun, sonra biri geliyor "olmamış, değiştir" diyor. Ya sen bilmiyorsun ki o dolapta kıyafet yok. YOK yani hepsi birden gitti bende anlamadım. Bi üzerimdekiler vardı işte bende onları giydim. Gel bak ya, kaç saat düşündüm senin haberin var mı? Ömrüm gitti lan bu kıyafetleri giyeceğim diye. Dolaptan kıyafet seçmek kadar zor bir şey yok. Yani ben hangi kafayla çarşıda dolanırken "YUH OLM BU ÇOK GÜZEL!," diyipte kasaya gidiyorum hiç anlamıyorum. O kıyafeti dolabıma koyduğum andan beri o kıyafetten soğuyorum. Bok gibiymiş. İçimde ki ben de beni benden alıyor, net yani.

Kıyafet seçmek, giyinmek bence seni de biraz anlatıyor. Yani ben birden simsiyah giysem, kafamı siyaha boyasam, dudak boyalarım siyah olsa bu kez annem tüfekle peşimden dolaşır "DİNDEN Mİ ÇIKTIN KIZIM SENN? TÖVBEAAĞHH ET TÖVBEAAĞHH" diye. Pitt yani babam genellikle bana hayatı sunar "gez kızım, hayat senin hayatın," der ama The Kingdom yani annem is the sultan, the everest of the life, the bana laf yok mode on, the ben ne dediysem o. Didim didik. Yani ben siyah giysem insanlar bana gothic der. Sonra çiçekli don giysem, çingene der. Saçım şekil, önümden çekil dersem bu kez bana apaçı, keko, kezban, murat, fatma, Atilla Taş derler. İnsanlar çok fazla ön yargılıdırlar bence. Yani aslında o yüzden bir insanı tanıman gerekiyor. Konuş, yaz ama dış görünüşe bakma. Ama şu var, bok gibi de görünmeyeceksin yani. Hani biraz bakımlı ol canım o ne lan öyle red carpet'ta Adriana Lima olarak yürümeye çalışanlar aslında Safiye Soyman gibi dolaşıyorlar. Git bir aynaya bir bak ulan. Git bir Zürich de gez.

Alanya'dayız. Me and Ağırıza. Hotele girdik. Hotel böyle nasıl söylesem islami hotel. Yani kadın erkek ayrı yüzme havuzları var, özelliği o. Yemin ederim kim ne derse desin, this is life. İnsanlar sordu mesela niye böyle bir hotel tercih ettiniz diye, this is life bitch diyemedim. Biz her sene böyle tesettürlü hotellere gideriz. The Kingdom bize alıştırdı. Hoşuma gidiyor yani, tüm kadınlar arasında böyle diva gibi yürümek. Seni rahatsız eden hiç bir adam yok ve bu çok güzel bir şey aslında. Sonra kadınlar arasında en şık en sexsy yarışı oluyor. Lan topukların üzerinde bikini ile yürüyeni gördüm ben. HIH? hé aynen bende öyle dedim. Yüzme havuzunda falan gördüğüm kadınları bile akşam emeğinde tanıyamıyorsun, neyse geçelim bunu. Şimdi islami hotel olduğundan dolayı bu biraz özele kaçıyor. Meğersem her hotelin kuralları varmış, so come on ben ne bileyim. Giyim kuralı, yok bilmem kapalı giyinmeniz gerekiyor zart zurt. Stresse gel. Neyse biz the cahil of the world, bilmiyoruz. Bir önce ki Bavul hikayemi okuyan şunu bilir: O bavul bir gün kayıp ve o bavulda çok VEY ANAM VEY kıyafetlerim bulunuyordu. Neyse ilk gece normal olsa bile ikinci gece akşam yemeğine bavulumu karşıtırdım. Tamam lan dedim, artık akşam yemeğin ışığı ben olacağım. Hotele gittiğim zaman en güzel bölüm akşam yemeği. Herkes ozaman sanki bir yarış içindeymiş gibi. Bir savaş, bir alan bir "I am the next best Adenya hotel miss world model 2014" der gibi. Hollanda'da zerre süslenmeyi sevmeyen ben, bir an kendimi Bülent Ersoy'un makjay ekibinden bir eleman zannettim. Neyse bavulumu açtım. Karıştırdım, kurcaladım, içinden ömrüm billah annemin izin vermeyeceği ama benim YES WE CAN diyip Obama amcamı teşekkür edebileceğim bir slogan sergiledim aynanın karşısında. Diz üstü bir etek ve üzerimde bildiğin bluz. Yani bana göre WOW, hotel konseptine göre Tövbe yarappim tövbe estağfurullah. Akşam yemeği yaklaştı. Ağırıza ile inelim derken lobi'den bir kadın beni gördüğü gibi "Hanım efendi az gelir misiniz?," dedi. Lan dedim ünlü olduk, imza isteyecek. "Buyrun?," dedim en net halim ile. "Siz şu an kıyafetiniz ile konsept dışışınız," dedi. EXCUSE ME? "Nasıl yani anlamadım?" dedim, e tabii bünye alışık değil. Ben nezaman konsept dışı oldum lan, sensin konsept dışı. "Yani kıyafetiniz uygun değil," dedi, ZONK. SEN KİMSİN ALLASEN? "Pardon?," dedim net yani şu şoku atlatmak mümkün değil. "Yani üzerinizde ki kıyafetleri değiştirmeniz gerekiyor," ... Annem mi aradı lan hoteli, kadın beni mi gözetliyor lan boşuna kadına Kingdom demiyorum. "Yok," dedim. "Nasıl yani?," dedi kadın. "Yok başka kıyafetim yok," dedim. YALAN. "Pantalonunuz da mı yok?," ... "Pantolon da yok" dedim ... "Başka uzun bir şey?" ... "Yok," dedim. Sonra kadın kulağıma yaklaşarak "Ben uyarim dedim, başkaları sizi uyarmadan," dedi. Kadına döndüm, baktım böyle "Şaka mısın?," dedim... "Nasıl yani?" dedi... "Bu hotelde beni gören herkes sevaba giriyor, subhaneke dinimiz amin" dedim. Gittim saçımı savurdum, arkaya attım aşağa inip yemeğimi yedim. Tüm hafta istediğimi giyindim.

Ağırıza ya döndüm "La olm sen ne diye geldin tatile?" dedim. "Ne bileyim olm," dedi. "Lan kadın bana etmediği küfür kalmadı ne diye orada tarihi seyreder gibi izledin bizi," dedim. "La nerden bilim kıyafetin hakkında kadın yorum yaptığını, ben seni tanıyor sandım, imza falan," dedi ... "HEE İMZAMI İSTEDİ. HATTA TAPU MAPU NE VARSA VERDİM, YARIN GAZETEDEYİM," dedim. Bi geç bunu. Bi skip ad yapim seni Allahını.

Güzele bakmak sevaptır,
Şüheda Özyar


NOT: Seni güzel yapan tek şey kalbin.

18 augustus, 2014

Bavul

Bak gelmedi ben söyliyeyim sana

Tatil için bavulu hazırlamak çok zevkli bir şey, taaki o bavulun yüzde 70%'ini "Bu teyzene, bu amcana bu dayına ha bu da yengene" diye dolduruşa gelene kadar. Kilo hakkım 30 kilo ise, o 30 kilo 29 olmayacak. İlla bir dolduruş, illa bir sıkıştırma, illa bir "bunuda koy, bunu da yerleştir" çabası. Böyle bakınca, aslında benim bavulum maximum 20 kilodur. Geri kalan 10 kilo annemin sevabına işlemek istediği bir sürü hediyelik. Yok yani nabıyon? Ben tatile gidiyorum diye var o bavul. Hayrına koyma şunları ya. Anne yok doldurma. Anne yok. Anne ya. Ann... Neyse tamam doldur.

Tatile gidiyorum! Oley be! Ne çektim 365 gün boyunca anlatamam. Sınavlar, olaylar, depresyon haftalarım, sıkıntı, stress, iş yorgunluğu, zart, zurt falan filan derken tatilimi 5 ay önceden ayarladım. Ben artık gidiyorum. Ağırıza ile geçirebileceğim en güzel tatil diyerekten bavulumu hazırlamanın heyecanını yaşıyorum. Nezaman hazırlasam? Şimdi mi? 5 ay önceden? Yok ya, abartmim. Son hafta en iyisi, evet. Son hafta bavulumu hazırlasam net bu olay olur dedim. Son hafta kilo hakkım 25 olduğunu öğrendim. Ağırızanın gazına geldim "Kızım saçmalama, ölümüne alışveriş yapacağız sen o yük hakkını 30 yap valla bak beni dinle" dedi. Ölümüne alış veriş mi? TABİİ CNM :) Hemen gittim kilo hakkını 30 yaptım. Ama bir ayrıntıyı kaçırmışım: benim bavul sadece maximum 20 kilo alıyormuş. Bu gaz ile küçük bir bavul daha alarak. Bir kişilik tatile, iki bavulla gittim (Bir daha TÖVBE). Annem ikinci bavulun boş gitmesine razı olmadığından dolayı içine hediyelik, sevaplık, saygılık, sadakatlık ne varsa doldurdu. Kadının özel has yapısında var bu olay. Lan nereye gitsem dolduruyor, onu bırak bavuluma koyduğum kıyafetler, topuklarıma saydırıyor "BU NE? BUNUNLA NE YAPACAKSIN KIZIM SAÇMALAMA?"... "Ya anne koy, bi bırak ya, ben tatile gidiyorum ne olacak ya Allahalla" ... "YA ALT ÜSTÜ TATİLE GİDİYORSUN, NE BUNLAR?" ... "Anne bi bırak Allasen, bak doldurmuşsun 10 kilo hediyelik ben bir şey diyor muyum?" ... "Ha bir de deseydin?" ... "Tamam Anne Tamam. Sakinleş anne. OK." Hem tatile gidiyorum, hem kadın bavuluma koyduğum kıyafetlerime saydırıyor. Olay şu ki annemin görmediği kıyafetlerim var daha. Şimdi görse onları, izin vermeyecek biliyorum. Bu yüzden havalimanına gitmeden 5 dakika kala herşeyi içine cumburlop atmayı düşünüyorum. Mini mini etekler, şortlar, askılar bilmem neler. Hepsi benim hoşuma gidecek ama annemin düpe düz biletimi yakmaya neden olacak kıyafetler olduğundan dolayı kadına göstermedik tabii.

Neyse tamam. Ağırıza geldi, beraber havalimanına gideceğiz. Son saniye zort tüm annemin NO dediği kıyafetleri, engeli aşarak YES diyerek bavuluma attım, kapattım, indik. "Olm sen kendini Bülent Ersoy mi sanıyon lan bu ne?" dedi Ağırıza beni o iki bavul ile görünce. "Saane lan napcan" dedim. Bindik, gittik. Tabbi benden mutlusu yoktu o an. Lan dedim annem görmeden attık ya la kıyafetleri. Artık bu iş tamam. Olay şu ki, TRANSAVİA denilen uçak şirketi geçenlerde benim arkadaşımın bavulunu tatil bölgesine getirmemiş. Yani bavul kayıp. Bende o günden beri "Ulan bende ki bu evrenin dengesizliği varsa eğer, kesin benim bavul kaybolacak" diye tutturuyordum. Ağırızaya "Moruk ben sana söyliyeyim, bu bavula son bakışın olsun, yemin ederim kaybolacak" ... "La olm çarpılacan, pozitif düşün" ... "Bak kızım demedi deme, bende ki bu hayat terk everesi kimsede yok" dedim. Neyse bavulları verdik. Elimde kol çantam. Dünyadan kayboluyorum mutluluğu. ALANYA HERE WE COME!
İndik mi Antalya'ya. Hotelin transferi varmış, bir de ona para vereceğiz. Bizi Antalya'dan alıp Alanya'da ki hotele götürecekmiş. Ok dedik. İndik. Piştik. Mutluyuz. Lan dedim THANK GOD, geldik. Tatili sevmeyen ölsün. Beni hayal kırıklığına uğratan tüm ÖKÜZLERE gelsin. İ AM ON VACATİON BİTCH, dedim. Bavulları bekliyoruz. İlk benim minnoş bavul geldi. Sonra Ağırızanın bavul demek için bin şahit ister Çin duvarı diye lakap koyduğum bavulu geldi. Sonra aradan bi 15 dakika geçti. Lan benim bavul ortalıklarda yok. "Kızım kesin gelmedi" dedim, "Lan şu şom ağızını bi kapat emi" dedi. Geçti mi aradan yine bir 10 dakika, yine yok. YOG YOG YOG. Kafayı yiyecektim ama bekliyordum yani gelmeyeceğini. Hazırlıklıydım. Ben dedim bu evren bana dengesiz diye. Neyse gittim şirketin bilmem neyin fesine, "BAVULUM YOK" dedim. Atarlandım. Sakin olamıyordum çünkü bir bavulun gelmemesi dünyanın en saçma işi. Bavul lan bu. İçinde anneme göstermediğim kıyafetlerim var sen ne diyon? Ben sinirleniyorum arkadan Ağırıza "Olm annen var ya bi duâ etmiştir, yemin ederim ondan gelmedi bak söylim" ... "Kızım bi git Allasen" dedim. Sonra şirkete saydım, sövdüm "O BAVUL GELECEK!" dedim. Bir saate yakın en çekilmez müşteri oldum. Yılın en uyuz insan ödülünü kaptık, çıktık. Neyse şirkete numaramızı verdik, haber vereceklermiş gibisinden. Bu arada Hollanda ile temaasa geçiyorum "ANNE BAVUL YOG" diye "BİLGİĞİN YOG". Onlarında sıkıntıya soktum. BENİM BAVUL NERDE?

Çıktık. Ulan dedim kesin şu hotelin transferide bizi es geçip hotele dönmüştür dedim ki çıktığımız gibi karşımızda elin YAŞLISI. Transfer dedikleri, Beylikdüzünde ki dedemin askerlik arkadaşı gibi biri duruyordu, elinde de "ŞÜHEDA ÖZYAR" ... "Heh anasını satayım, zaten kızım ben ne diye umut ediyorum ki şu tranfer bir audi Q7 içinde dünya yakışıklısı. ŞAHİN LE GELMİŞTİR BU LAN BU NE YA ALLAHIM YİCEM KAFAYI" dedim, adamın yanına geçtik. "Abi merhaba ben Şüşü, bavulum kayıp" dedim. Ağırıza bana bakarak "Olm müşteri hizmetleri ile mi görüşüyon mal, adam hotelden geliyor" dedi. Adamda ne sabır var. Ben olsam çoktan Hotele dönmüştüm ulan ne Şüşüymüş bizi ağaç etti manasından. Neyse bu arada babam beni arıyor falan "kızım bak bu şirketleri sık sık arayacaksın ki bavulun peşine düşsünler diye" dedi. Babamın gazına geldik. Hotele girdik. Hotele girdiğimiz gibi resepsiyondan telefonu kullanabilirmiyim dedim. Bavulumu kayıp eden şirketi aradım. "BAVULUM NEREDE? BU NE REZİLLİKTİR!" diye bir de oraya saydım. Öyle böyle bizi odamıza getirdiler. Sonra aradan bir saat geçti bu benim bavulumu kayıp eden şirket beni aradı "Bavulunuz bulundu, iki gün sonra elinizde olur," dediler. Fıttırdım tabii. İKİ GÜN BOYUNCA KOKACAM ÖYLE YA? Adamlara "SİZ KİM OLUYORSUNUZDA O BAVUL İKİ GÜN SONRA GELECEK DİYORSUNUZ? SİZ NESİNİZ? NE İNSANLARSINIZ? O BAVUL EN GEÇ YARIN ELİMDE OLACAK!" dedim. Sitem ettim. Kendimi bir diva, bir Alişan, bir youtube'dan ünlenmiş Sefa Topsakal hissettim. Sonra bir kaç kere daha aradım. O bavul gelecek diye. Sevgilim olsa bukadar çok rahatsız etmem adamı adam benden bıkar diye. Neyse gece oldu uyuduk. Ulan gece saat 4 hotel odasının telefonu çalıyor. Ağırıza "bu ne kızım ya" dedi, bende mutluluktan uçtum "KIZIM KESİN BİZİ BEĞENDİLER HOTELDEN BULUŞMAK İSTİYORLAR" dedim, "La olm sen harbi salaksın ha" dedi. Telefonu açtım "Alo?" ... "Merhaba Şüşü hanım ile mi görüşüyorum?" ... "Evet"... "Bavulunuz geldi hanım efendi, resepsiyondan alabilirsiniz" dedi. BAVULUM MU? ÇÖŞŞŞ. İndim aşağa. Tabii mutluyum aslında ama ne lan bu GECE 4 LAN 4. Rüyasında mı görmüş beni ne yapmış. "YOK YANİ BAVULUMU BAHANE EDİP DİREK ÖZLEDİM DESEYDİN ANLARDIK SENİ" dedim... "Bavulumu alabilirmiyim? :))))))" dedim bir de. Aldım bavulu. Odama geçtim. Öptüm, bi sarıldım bi okşadım onu. "Söz lan bir daha anneme söyliyecem içine ne koyduğumu valla küsme bana" dedim. Öyle uyudum. Bu arada Ağırıza "olm sen harbi problemlisin bak" dedi...

Annemin duâsıyla mı kayboldu yoksa harbiden bu evrenin bana olan dengesizliğinden mi kaynaklanıyor I DON'T KNOW. Ama o bavul olması gerekiyor. Bavulsuz tatil olur mu hiç Allasen? Bavul sonuçta içinde nekadar çok hediyelik olursa olsun o benim bavulum. Bu arada en son biri Hollanda'dan Türkiye'ye 5 kilo BALIK götürdüğünü gördüm. BALIK LAN O BALIK BALIK. Türkiye'de balık kıtlığına mı girdiler abi sen ne yapıyorsun ya? Tüp falanda getirseydik bari uçağın içinde pişirirdik dimi yani? Net. Arka pilanda Eminönü fotosu koyarız, ohh yedik kafayı negüzel.

Bavulumun içinde o son anda sıkıştırdığım kıyafetlerim var ya,
OVVV,
Şüheda Özyar


NOT: Kaybetme korkusu olmasaydı, kal diye duâ etmezdim.

Gece 4:


14 augustus, 2014

Ne ara bittin?

Dalga mı geçiyon tatil?

Tatile gidiyorum! diye hava basar, üç hafta sonra dönüyor diye uçağın resmini paylaşır. Durumun vahim hali bu olsa gerek. Evrenin dengesizliği, tatilinin everesini yaşıyorum galiba. Tatile gidiş çok güzel, oh keyif-i âlâ. Kebap. Dürüm. Ekmek arası kıyma gibi ama dönüşü işkembe çorbası. Mangalın üzerinde unutulmuş domates gibi bir şey. Biten herşeyden nefret ediyorum. Tıpkı tatil gibi. Lan daha dün gidiyordum, mutluydum, ne ara bittin sen ya? Şu an ki psikolijimi anlatamıyorum.

Oh be çok şükür Şüşü yazdı diyenler vardır galiba. Ne hikayeler topladım yarappim sana anlatamam. Yıkılıyorum. 365 gün yaşayamadıklarımı elin 3,5 haftanın her haftanın 7 günün her günün 24 saatine her saatin 60 saniyesini sığdırdım. Yazmayı özlemişim. İçeri mesajlar geliyordu "YAZ ŞÜŞÜ YAZ" diye. Bİ BİLSEN İÇİMDE Kİ RUH HALİMİ BÖYLE DEMEZSİN AMA. Ben bu tatili sevdim. Ağırıza ile 3,5 hafta yan yana iç içe girdim. Ağız kokumu çekti, sevdi, okşadı. Nişanlanacak, sözlüsüne kuma aldı beni. Benimle çıkıyor şu an. Bir insanı daha iyi tanımak için iç içe yaşaman gerekiyormuş. Karı koca oldum onunla. Karım oldu kocam oldu. Sinir oldum ona lan ne dağınık insan diyerekten. En önemlisi dağınıklık. Ben titiz bir insanım. Dağınık olmaya gelemiyorum. Olmuyor işte. O tuvalet kapağı kapanacak. Sen en son o tuvaletten çıktığın zaman o kapak açık kalmayacak. Kapanacak. O ney lan (Şimay'ın - kız kuzenim Bursa'dan - dediği gibi).
Tatili net özet geçiyorum, 8 gün Alanya takıldık, hotelde konsept dışı kaldım, ha hatta bavulum gelmedi bilmem ne Hollanda'da kaldı, bavulsuz kaldım, koktum, çürüdüm 18 saat boyunca, sonra 8 gün Fethiye yaptık, ben böyle bir mavilik görmedim yarappim bir kere daha mavi rengi neden sevdiğimi anladım, sonra Bursa'ya gittik bir hafta boyunca, son iki gün ise İstanbul. Lanet olsn ki bitti. Ben bu tatili anlamıyorum. Hatta öğretmenleri, iş verenleri hiç anlamıyorum. Hiç biri halimizden anlamıyor. Zaten tatil dönüşü insanda psikoloji diye bir şey kalmıyor ne diye ilk gün ödevi kıçımıza dayatıyon, iş yerinden arıyon "bugün erken gelebilirmisin?" diye. DÜN GELDİM LAN DÜN DÜN. Bu tatilden dönüş olayı bi beni etkilemiyor sanırım, herkeste vardır. Hatta tatilde hiç bir yere ayrılmayıp aynı şehirde kalanları düşünemiyorum. Sende ki ruh kimsede yok yemin ederim. Sende ki can, sabır, dedemin vesikalık fotoğrafında bile bulunmuyor net söylüyorum. Hala yüzün gülüyor ya pes. Ben tatile gitmeyeceğim, herkes babadan kalma miras gibi fotoğraflar paylaşacak ve ben beğeneceğim öyle ya? Yok, öyle bir lükse sahip değilim. Suratımı asarım. Anneme trip atarım "BİZ NİYE GİTMİYOZ HERKES GİDİYOR!" derim. Ağlarım lan hatta. Duvara gömerim kendimi net yıkılırım Murat Kekilli'nin - Seni Çılgın klibinde yer alırım. ABİ BUNALDIM YA. Pes artık. Şu ulan sınavlar başlayacak, iş yoğunluğu var, lan yuh yaz tatile daha 365 gün var psikolojisi beni benden alıyor. Daha bunun son bahar, kışı falan var. Varda var. Daha toparlamam gereken sınavlar var. Net bir şekilde sıçtım.
Neyse en son yazımda Ağırıza benim uyurken çıkaracağım sesten bahsediyordum. Bilmiyordu tabii. Önceden kıza net bir şekilde anlattım "Lan bak IIIIIHII diye ses çıkaracağım beni döv, it, vur, gebert, Şüşü sus de ben susarım" dedim. Yani önlemlerimi aldım tabii. Kızı uyardım "bak ben normal değilim, uyurken içimden bir varlık sesi çıkıyor, bir mağıra, bir uçak bir Gülyabanı benden söylenmesi" dedim. Ağırıza tınlamadı. Yok lan dedi, okadar abartma dedi. Bok abartma dedim. Kız beklemedi tabii. Sonra ben uyurken ilk gece normal uyumuşum. Bu benim ciddi ciddi abarttığımı yok saçmalıyorsun kızım sende her insan gibi normal uyuyorsun işte dedi. Sonra görürsün kızım sen dedim bu daha ne ki yani sen iyi halime rastlamışsın dedim. Neyse ertesi gün borudan ses çıkarcasına ses çıkarmışım. IIIIHHIII böyle ayıdan ses çıkarcasına kendimi yıpratmışım. Ağırızanın ödü kopmuş. Ne lan bu demiş. Şüşü demiş, sus, olm sus lan kes, demiş. Ben üç saniye susup devam etmişim. Tüm gece içine etmmişim. Kızı uyutmadım. Sabah uyandım "senin ebene tükürim Şüşü. Senin hayata dengesiz bakışına edeyim Şüşü. Allah senin belanı vermesin kızım nasıl bir ses lan bu? BABAMIN TARLASINDA MI ÇALIŞIYON NE İŞLE UĞRAŞIYON GECE GECE!" diye saydı, sıvaladı, bağırdı, çağırdı, uyutmamışım, gözlerinin altı morluk olmuş. Güldüm bende, yıkıldım yerlere "ben dedim kızım" dedim, güne devam ettim.

Ağırıza hopladı zıpladı. O günden beri benimle dalga geçiyor. Her saniye IIIIIIHI diyor. N'apım Allasen n'apim? Öleyimmi? Dedim ben normal değilim diye'de bu tatil niye bitti ya? Allaaen niye bitti bu tatil? Dalga mı geçiyon tatil? Dengemi niye bozuyon yaz? Aşık mı oldum ben ne oldum ben bana ne oluyor lan ruhmen iyi değilim. Fuck the system Allahını yıllık 4 sezonun içine edeyim. Bende ne hikayeler var varya, hepsini yazmak istiyorum, ama bu şimdilik sadece bir başlangıç. Ha bu arada SAÇ RENGİM AÇILDI. TÖVBEST. Bakalım kitabım nezaman D&R raflarında bulunacak...

Dip notu aldınız umarım,
Şüheda Özyar


NOT: Tatili güzel yapan sadece anılardır.

Şimdi ŞÜŞÜ FOTOĞRAF dediler: