18 december, 2015

Yanlış

Hata üstüne hata ya

Ne yapsam yanlış zaten. Sağa gitsem sola dönüyorum. Sınav sonuçları beni ağlattı zaten. Herkesin gözüne de bi ben batıyorum galiba. Sonra herşey mi yanlış gider bir insanın hayatında ya, zıt yönlere doğru kayar mı bi insanın kaderi yemin ederim dört köşe geberdim. Ama olamaz ya, ben böyle birşey görmedim. Herkesin hayatında bir poncik dönemi vardır da bende her ay mı olur ya. Yanlış üstüne yanlış, ha yanlışı ben yapsam gam yemeyeceğim, tanıdığım insanlar benden hatalı çıkıyor. Nekadar da Dildo bana, "Elinde olanın değerini bilmelisin, olumlu yönlerden bakmaya çalış," dese bile bir yerde takılıyor insan işte. Şöyle bir bakıyorum da elimde: şu var hmmm, bu da var... şunlar da var ama o yok. O da yok, şu hiç yok... bu da olmadı... ama ya yemin ederim bak olumsuzluk üzerinde hayat çizgim kurulmuş geberecem.

Yanlış yapmak bizim elimizde olan birşey değil. Biz hep doğru sandığımız yoldan gideriz. Doğru sandığımız insanları tanımaya başlarız veya sınavda doğru sandığımız sonuçları yazarız. Sonuçta, bir gün yanlış yaptığımız ortaya çıkar. Doğru yoldan gittiğini sandığında o café'nin diğer tarafta olduğunu anlarsın. Vaz geçersin, gitmezsin yani çünkü o yolu kim geri yürüyecek? Okadar ilerlemişken geri gitmeye gerek yok. Bu aralar çok istediğim birşey olmadı, hiç istemediğim birşeye bağlanmaya başladım, yanlız kalmayı herşeyden çok istemeye başladım böyle uzak kalsam da rahatlasam gibi... Sanki 2015 bitse de 2016'da herşey düzelecekmiş gibi. Herşey bir okadar da karışık, herşey bir okadar da belirsiz, darma duman, parça purcuk isyan.
Neyse, hayatında bazı yaptığın yanlışlar senin aklında kalır. Nasıl yaparım o yanlışı diye? Nasıl ya nasıl? Bunlardan bir tanesi, lise son'da ki Biyoliji dersin son sınavı. Yani bunu alırsam diploma elimde olacaktı. Hayatımda hiç bir sınav için bir hafta önce falan başlamam. Son gece başlarım, sabaha kadar, çünkü mantıken baktığın zaman anca öğrenirim diyorum. Neyse bu sınav için üç ay önceden başlamıştım. Çalış çalış, sınavı alamadım. Diplomayı alıp almadığımı öğretmen bana açıklarken işte alamadın falan dedi, nasıl yani? Biyoliji sınavını alamamışım. Niye diye sordum? Kadın iki dakika güldü. Kadın hayatı boyunca: "Karında ki bebeğin chromosonlardan kız veya erkek olduğunu nasıl anlarsın?", sorusuna böyle espirili bir cevap almadığını söyledi. Oysa okadar emindim ki doğru cevabı verdiğime kadın sınav kağıdımı bana gösterip: HAHAHAHA yorum yazdığını gördüm. O derecede berbat. Benim cevabım buydu: "X ve Y chromosonları vardır. Karında Y choromoson göründüğü zaman o bir erkektir. Çünkü Y choromonun kuyruğu var, erkeğin de bi sallantısı var, yani Y=erkek. X kapalı olduğu için, X=kız". Gül gül öğretmen geberdi. Madem okadar gülüyon verseydin ya diplomayı. O gülüyo ben ağlıyom. Lan diplomayı alamadım neresi komik bunun? Üç ay ya, üç ay önceden başladım çalışmaya. O günden sonra bir gece önecen başlıyorum, valla 55i de tutturuyorum. Neyse sonunda diplomayı aldım işte ama hayatımda unutmayacağım yanlışlardan biri buydu benim. Hala doğru cevabı bilmiyorum hahaha, gayet mantıklı geliyor yani. Bence benim strateji'm bir dahi.
Bir yanlış daha: karar vermek. Karar vermekte çok zorlanırım. Terazi burcu olarak aşırı derecede dengesizim. Bir soru üzerine saatlerce düşünürüm. Yapsam mı, yapmasam mı? Düşünsem mi, öleyim galiba? Die valla ben go. Ne giyinsem, yoksa evde mi otursam. Sonunda verdiğim karar hep doğru karardır, ama doğru karara varana kadar canım çıkar. Bazen ne yesem ya? Diye bilmediğim dönemler aç kalırım. Türkiye'de yaşadığım dönem çalıştığım şirkette ki ingilizce seviyesi eksilerde sürünüyordu. Bir çocuk vardı, aşırı derece küfür, kimseye saygısı olmayan bir tip. Herkesin de bir dövme merakı var Türkiyede anlamadım. Öyle infinitiy, böyle sonsuzluk derken bu çocuğun kolunda bir dövme vardı ki kendimi sorguladım. Lan doğru mu yazıyor acaba diye kırk kere düşündüm. "Every has a new beginning." Dedim Allahalla ne yazıyo lan burda. Her'in yeni bir başlangıcı vardı. Sapık değilim ama bir gün boyunca bu çocuğun koluna bakıp durdum. Ingilizcemi sorguladım. Okadar da kötü degildim yani biliyoz iki cümle. Every nasıl olur da new beginning'a bağlar ya dedim. Böyle present simple, şöyle past continius derken yoq. Gittim çocuğa dedim ki "Ya bu: Every end, falan olmasın?," ... "Evet ya öyle olacaktı bak düzeltti adam," dedi. Yemin ederim o dövmeyi yaptıran adam o cümlenin altına cukko gibi THE END yazdı. Bir de THE ekledi oraya. Yani cümle "Every THE END has a new beginning," oldu. Ay ağladım gülmekten. Lan dedim, yeni başlangıç olmasa da olur bu ne ya kolunu mahfetmiş. Marifetmiş gibi dolanmakta var tabiiki. Hangi kafayla koluna "Every end has a new beginning," yazdırmaya karar verdin ya? Hiç mi aklında yok, hiç mi bilinç altında yok yani, ben olsam oraya "Bugün de ölmedik amk," yazdırırdım valla her gün koluma baka baka "Ulan ölmedik valla jhsgfdjkh" der olumlu olumlu geberirim bir gün.

Hayatım boyunca bak vallaha da billaha da hep yanlış olaylar, kararlar, insanlar. 23 senedir bu dünyadaysam bi embrio dönemleri çok mutluydum galiba. Ya çok önemli abi çok çok bir gram mutluluk cidden çok önemli. Allah hepimizi doğru insanlarla karşılaştırsın cidden, mutlu olalım hepimiz, lütfen kendinizi üzmeyin be ECHT* mahfediyoruz kendimizi. Ne gerek var ya baksana şuna mübarek CUMA günü. Daha ne istiyorsun, yanında DİLDO gibi bir kankan olduğu sürece herşey tamamdır. Kendinizi sevin önce ya, git bi aynaya bak, mutlu ol, etrafında sana günaydın veya Osman diyen insanları sev. Tamam belki bok gibi bir ülkede oturuyorsundur ama onuda güzel yapmak senin elinde. N'olur çocuk evlenme teklifi boğazda yatın içinde olsun, yüzük Tifanny & Co ama öyle cukkosundan değil, bildiğin TAŞ yani, sonra beni her gördüğünde böyle toplu güller 150 civarı için herşey oke bir de düğün Four Seasons İstanbul bosphorus ya da Çırağan :( Bukadar ya. Seni seviyorum ulan. EVERY HAS A NEW BEGİNNİNG.

Bunu unutma: ÖNCE SEN, kendini çok çok sev cidden ama önce sadece kendini, aynaya baktığında "bugünde yıkılıyorum lan, yanlış giden birşey varsa elbette iyi giden birşey de olacak," de, sonra gülümse çünkü bu sana çok fazlasıyla yakışıyor. Ya bırak seni üzenleri, bu da bir sınav, nasıl üstesinden kalkacaksın sorusu? Ben sen olsam herşey yolunda gidecek zaten bir gün diye düşünüp açık çay içerdim. Çünkü çay'ın muhabbeti bir başka. Sende herkesden başkasın. Güzelsin. Doğrusun. YOU'RE THE BEST, FAK THE REST.

THE END,
Şüheda Özyar


NOT: Her insanın farklı bir seni seviyorum'u vardır...

ECHT = cidden

İngilizce ve boş vermişlik seviyemi karışıtırınca ben:

never mind, joy go tune gitsin, yanlis, hats, dogru, yol, suheda ozyar, OHÁ, mark, t-shirt, tshirt, marka, amsterdam, istanbul, the end, dövme, tattoo


10 december, 2015

Gelecek

Ooo 2016 süper

Acaba benim geleceğim nasıl olacak? Yok yani yine mutsuzluktan yıkılacam galiba. Artık kesin milletin torunları ne zaman evlenecek diye beklerim, bende ki bu şanssızlıkla gelecek bire göremiyorum o derecede karanlık. Hiç parlaklık yok yenim ederim, ışık falan da yok, desem ki şu dala tutunsam da bi gram mutlukuk girse cebimize o da yok. Geberdik umutsuzluktan Allah çarpsın ya. Ülkece kafayı yedik. Dışarda bi arkadaşımı görsem, "iyiyim," cevabından vazgeçmiş gibiler. "Nasılsın?," diye soruyorum ... "Eh yani kızım," dediği an uzaklaşıyorum. Kendim zaten sıkıntıdan patlıyacam huzur diyen beş harfi kelimeden eser yok. Ben mutsuz, arkadaşlarım benden mutsuz.

2016 yılı geliyor, okadar mutluyum ki baktırdığım her fal 2016'da bir ışık, bir umut bir bol miktarda para diyor. Sıkıntıların gidecek diyorlar. Ya ben böyle falların dediklerine inanan kızlardan değildim yemin ederim ama hani biri desin anlıyor musun, ya doğru olmasa bile insan inanmak istiyor. Benden öyleyim. 2015'in ilk yarım senesi çok şükür okadar güzel geçti ki, son yarım senesi, yani bu aralarda dahil, batıra batıra, sınavları göme göme, mutsuzluktan gebere gebere geçiriyorum. Ama geleceğimi çok merak ediyorum. Cidden Allah belamı versin böyle 10 saniyeliğine bile olsa ulan mutlu muyum değil miyim, zengin miyim değil miyim, evlimiyim değil miyim, bir de evleneceğim kişiyi görsem 10 saniye toplam etmez be ne günahım vardı benim ya. Bak bunların hepsine 1 saniye desen: mutluluk, zenginlik, evlilik ve eş derken dört saniye ya Allahım hayatımın bu umutsuz ve mutsuz dönemlerinde şerit gibi önümden geçecek dört saniyeyi bana çok görme yarappim only FORE.
Dildo ile İstanbula gittim geçenlerde. Ben her saniye ama her saniye bir arkadaşımla güldüğümü hatırlamıyorum. Bu da öyle biri, sanki biri Şüşü demiş de ayna koymuş karşıma. O derecede Dildo, aynı ben. O üzüldüğünde, yıpranmış halimden beter yıpranıyordum. Hiç bir arkadaşım üzüldüğünde, üzüldüğümü hatırlamıyorum ama cidden bu kızı seviyorum. Neyse gezdik, yedik vesaire derken. İstanbulda bir arkadaşımla, Güm, ile buluştuk. Sohbet muhabbet derken Güm birden, "Taksimde hiç falcıya gittiniz mi?" diye sordu. İşte bu be. İşte benim favourite arkadaşlarım. İşte beni ben yapan kankalarım. Hep gitmek istemişimdir, ama gidemedim. "Hayır," dedim ... "Ama beni götür," ... "Götür bizi n'olur," dedim. Kız tamam falan dedi gitti café'nin oraya götürdü. Ay burda ki adam öyle iyi bakıyor da böyle iyi bakıyor, herkes sıraya giriyor da bilmem ne. Bana bi gaz geldi tabii. Ama kapalıydı café, yarın arayıp randevu yapmamız gerekiyormuş o derecede iyi. Neyse Dildo'nun beyninde ki tüm etleri, hücreleri bitirdim "Bak gidecez, gideceeğğğz, o fala bakılacak, yemin ederim gidecez," dedim. Evden iki resim atıp Falcı Bacıya gönderipde iki satırlık fala mı kaldık lan, günde üç tane farklı şey söylüyor gülsemmi ağlasammı bilemiyorum. Ona bile güvenim kalmadı.

Ertesi gün oldu, café açtı "Nasıl yardımcı olabilirim?," diye sordu. Ay utandım, ne bu ya işi gücü bırakmış tek umutlarımız fallar der gibi arıyorum bir de sevgilim olsa gam yemiyecem ama neyse tamam: "Merhaba, fal baktırmak istiyorduk da, iki kişi," dedim. Öyle dolu. böyle dolu derken yarına randevu aldık. Bak okadar iyiymiş demekki kesin 2016 bana mutluluk getirecek dedim. Ama ben çok sabırsızımdır. Yani birşey istediysem hemen olsun isterim. Mesela fal. Fal baktırıcam ya ne diye bekletiyorsun beni 24 saat daha? O gün öyle birşey oldu ki, doktorumun asistanı ile konuşuyoruz. "Ne yapacaksınız?," diye sordu. "İşte fal baktıracaktık da yarına artık," dedik. Kız kalktı ayağa "OO FAL MI?," ... "Bak buraya gidin, bu kadın çok iyi, bu da numarası randevu alman lazım, banada al," dedi. O aynı gün için akşam saati 21:30'da Taksim'de başka bir café'de randevu aldık, hahahahaha so happy. Oraya gitmeden önce Nusr-et'e gittik. Fal'a yetişmemiz lazım diye etleri boğazımıza diktik, masadan nasıl kalktığımı hatırlamıyorum koşa koşa taksime gittik. Neyse geldik. Kadın hemen "Nasıl içersiniz kahvenizi?," diye sordu, orta dedik, oturduk. İçeri böyle tatlı, küçük ama ulan akşam akşam çarpılırız valla günah dediğim an Allah çarpsın bir saniyelik sadece o katın elektirikleri gitti geldi. "Dildo esheduennaillahe illallah yemin ederim bak üç harfliler dört dönüyo duâ kanka duâ ama fala bi baksın şimdi, boğazımıza tıktığımız etlere yazık yoksa," dedim. Neyse kahvemizi de içtik, içeri bi kadın geldi balkona oturdu. Bu arada falımı öyle bi çevirdim ki artık birşey çıkmalı dedim, devirdim fincanı o derecede birşeyler bekliyorum. Balkonda ki kadın başını çevirdi "Biri gelsin," dedi. Ay kendimi o an okadar umutsuz hissettim ki, bu ne lan diyip çıkıp gidecektim, yemedi. Kahve falına baktırmadan önce Dildo'ya "Kızım bak kadın falına bakarken öyle umursamıyormuş gibi davran oké mı? Hani çok merakın varmış gibi dinlersen kadını atacak da atacak o yüzden normal ol," dedim. Neyse kadın çevirdi fincanı, yemin ederim iki saniye içine baktı, koydu yerine, dışarıya baka baka anlattı. Ama lütfen, bir falcının ilk cümlesi bana karşı "Ne bu ya emekli, üç tane koca boşanmış, dört tane çocukla ortada kalmış kadınlar gibi bunalımdasın böyle, biraz kendine gel ya," dedi. Ay ben iflas. Dedim ne diyo lan bu kadın çok doğru dedi, acayip depresyondayım. İşte öyle "He salla he," kafasıyla dinliyorum ki, kadının her dediğine "Hadi bakalım," dedim. Sonunda okadar uyuz oldu ki kadın bana "Sana hadi bakalım, ben 28 yaşımda kocamı bulmuşum, sana hadi bakalım, sen kendini düşün," dedi. Yani demek kadın yalnızlığımı fincanda görmüş, güzel. Beni her gören yalnız olduğumu anlar lan zaten, neyse kadın işte 2016 çok dehşet geçecekmiş. Bu aralar full bunalım hep şanssızmışım ama üçüncü aydan sonra fena mutluluk yakalayacak mışım. Sonra kadın şükürey bin şükür asıl konuya geldi. Aklında 3 kişi var dedi HAHHAHAHAHAHA. Ya üç olsa neyse diyecem de eee? Biri seni seviyor, sen onu sevmiyorsun. Biriyle olur diyorsun o da öyle düşünüyor ama olmuyor, birini de sen istiyorsun heh işte onu unut öyle bir dünya yok dedi. YA BİR: Beni seveni ben niye sevmiyeyim ya? Geberiyorum diyorum, I cry and die, o derecede mutsuzum ya beni seviyorsa evlenelim? Neyse kadın devam etti, işte bunlardan hiç biriyle olmayacak, bunlardan bir halt olmaz dedi. Ay ağladım yemin ederim, NASIL ONUNLA OLMAZ? ONUNLA OLMAZSA BUNUNLA DA MI OLMAZ? HADİ ONLAR OLMADI, BU DA MI OLMUYOR? Sonra kadın harflerle geldi A, N, R, E harfleri ile birileri var burda, var mı öyle biri? Düşün düşün, ya aslında var. LAN. VAR VAR AYYYYYY. EVET VAR, dedim kadına. Ama burda yok, daha tanışacaksın. Dedi. Allah seni falcı yapanın da bin belasını versin be. Uzun boylu da, gözleri acayipmiş, kirpikleri çok güzelmiş, tüm kızlar hasta ama o bana hasta, iş adamıymış, anlı uzunmuş, saçları dalgalı derken kadın beklediğim kelimeyi söyledi, ZENGİNMİŞ hahahahahahahhaa. İşte bu çocukla yakın bir zamanda kalabalık bir ortamda buluşacakmışım. Ya konuştuğum ama hiç görmediğim biriymiş, ya da karşıma çıkacakmış. Sonra kadın falda ne dediyse boş. Demek A, N, R ve E ve zengin hea? Kesin o üç kişiden iki kişidir. 25 yaşımda da evlenecekmişim, 2016'dan sonra acayip kariyer acayip aşk yaşayacakmışım. BİLİYORDUM ALLAHIM, bu kulunu unutmadığını. Ay çok mutluyum lan, acaba kim bu çocuk... aaa, nnee, rrreee ve eee... hmmm KESİN O.

Sonra Dildo girdi. "Dediklerimi unutma," dedim. Kız girdiği gibi kadına yapıştı. Ya dedim hadi benim aklım sıfır, sen niye eksileri karıştırıyon canım arkadaşım? Kadın yirmi dakika dışarı baka baka anlattı geleceğimi. O günden bugüne kadar dışarı bakıp birşeyler anlatmaya çalışıyorum kendime de, "ulan nekadar mutsuzum ya," diyorum. Demek 2016 benim yılım olacakmış. Çok merak ediyorum çok. Fallara acayip sarıldım bu ara, binnazablaya veriyorum kafayı, kahvemi içtikçe falımı baktırıyorum. Hepsi ayrı bi kafadan birşeyler sızlıyor o yüzden onuda bırakıyorum artık. Bir de kadın deseydi bari, evleneceğim kişi bana TİFANNY yüzük ama en pahalısından böyle 30bin falandı galiba. 15O tane gül. Tamam mı ANRE? Ay yoksa bu salak falcı Andrew'dan mı bahsediyor? Vallaha düşüp bayılırım, çocuk yunanistandan geliyor lan Türk bile değil. Olabilir konuşmuyoruz bile, hatta kadın bu çocuk İstanbuldan değil demişti. AYYY FAK MY LIFE YA, BU DA MI FAKE? OFFFFF.

2016 size şans getirsin,
Şüheda Özyar


NOT: Duymak istediklerimizi duymayı sağlarız hep, ama gidenin elinden hiç tutamadık biz.

Ben ve Dildom, greetings from Istanbul:

suheda ozyar, gelecek, dildo, fal, komik, istanbul, taksim, bi melek, ask, evlilik, mutsuz, depresyon, OHÁ, oha, marka, t-shirt, tisort, amsterdam, arkadas, dost


40% SALE on the OHÁ HIGH FIVE COLLECTION @ 
WWW.SHOPOHA.COM

Instagram: ohabysuhedaozyar
Snapchat: suhedaozyar
Periscope: suhedaozyar

04 december, 2015

Tırnak

Fake

Everything is fake. Sen fake, senden önce ki de fake. Ulan nasılsın sorusunda ki İyiyim cevabı bile dünden fake. Gülüyon mutlu sanıyorlar o bile fake. Ya bir insanın yüzünde ki gülücük de mi fake atar insana ya. Ayak üstü kazık yemeyle ülkece başı çekiyoruz. Yemeyle? Yemek? Yemek yemek? Acıktım. Her cümlenin sonunda "Ne yesem ya?," sorusuyla çelişkideyim. Her günüm besmeleyle başlar, ondan sonra "Ne yesem?,". Fena bunalımdayım. Yemek mi yesem, "Ulan bu dünyanın taa bilmem nesinin fe-sine," diye cümle mi kursam yoksa "Ama Allahım bukadar, bak bukadar şanssız da olunmaz ya, neyin günahını çekiyorum cidden ı am sorry vallaha soryy de şunu bi üzerimden çek n'olur amin."

Evet tamam tamam, tamam haklısın bu kızda bi yazıyo bi yazmıyo ya diyip duruyorsunuz ama what can I do. Okadar bunalımdayım ki, yazılarımı okuyan benden beter halde çoğunlukla. But ne yapıyım? I went to İstanbul for a few days, for business. Şimdi bunu anlamayan da vardır yemin ederim, diyorum ki İstanbula bir kaç günlüğüne gittim iş için ama döndüm. Çok özlemişim. Döndüğümde bir ayrı sıkıntıya girdim. Unuttum sandığım çocuğu bile dört gözle her yerde aradım. Gelsin diye vaaz verecektim Ortaköy camiisinde'de, hayırlısı değilsede olmuyor be... Sonra okulun Allah belasını versin hep bu ilk semester zaten sınavları batırarak geçiriyorum. On üzerinden iki aldım ya, iki iki. Neyse fak skool. Başka şeylerden bahsedeyim, mesela sahte. Türkiye'de herşey çok sahte. Çok fake, çok yapmacık. Ne gerek var zengin, fakir ayrımına. Bu ayrım eğer varsa, fakir kısmına giriyorum. Ulan hayatımda ki şans bile bu ya. Onur Air hava yolu şirketiyle geri döndüm Dildo arkadaşımla. Ya yemin ederim bukadar fakir bir uçak şirketi hayatımda görmedim. Ya uçak okadar ekonomik ki, business class'ı bile yok. HERKES ama HERKES economic ve fakir. Uçağa girdik, "Ulan amk Dildo yemin ederim uçak düşse fakir uçağı diye de kimse bizi takmaz o derecede şanssız," dedim. Yani uçağa girer girmez herkesin anlında "Fakiriz," yazısı yazılır mı ya? Business bölümü bile yok. Economic diye kaynıyor etraf. Bir de el insaf be insan yemek, yiyecek birşeyler verir dimi okadar uçuyoruz sonuçta. Herşey parayla. Ya ne diye satıyorlar ki zaten uçakta anlamıyorum. Dünden fakiriz, bir de bir su için 4 TL vereceğimi düşünmüyorsun değil mi? Her neyse, okadar fakirlerle takıldım iyi insanlarmış. Uçak bir de okadar dar ki önde ki adam üstüme oturacak falan sandım yani. Koltuğu bi arkaya attı, dayanamadım bak "Ağızıma gir amca istiyorsan?," dedim yani. Zaten üç koltuk önde ki kızın ağız kokusunu oturduğum yerden çekiyorum. O kadar iç içeyiz ki nefes alamadık. Dildo bir ara suskundu, "Hayırdır lan?," diye sordum. "Düşünüyorum da Şüşü, can yeleğiniz koltuğunuz altındadır diyor," ... "Eee?," ... "Lan eğilemiyoruz bile bak," ... "Bak bak," ... "Kafa yarıda iflas ediyor yani," ... "Ölsek ulan can yeleği alamadık diye geberecez yemin ederim," dedi. Gülmekten sağlı sollu bile gidemedim. Okadar dardı ki amk iç içe çürüdük. Yanda ki amca 45 yasında, annesiyle whatsapp attığını gördüm "Elveda annem, hakkını helal et, al uçağın resmi, beni hatırla," falan yazıyordu yani bana yazıyor gibi oldu okadar yakındı adam ."Helal olsun oğlum helal," dedim. Bi bakış attı adam, gülsemiydim ağlasamıydım bilemedim.

Sahte kelimesi çok geniştir aslında Bir çok şey yazabilirim bu konu hakkında ama lütfen bunu okuyan herkes ARKADAŞLARINIZI iyi seçtin. Kurbanın olıyim nekadar zor olsa da kime nasıl davranacağını ve neler anlattığınıza dikkat edin. Neyse, fake friends. Allah herkesi bildiği gibi yapsın. Birşey demiyeceğim ama gözlerime baka baka yalan konuşan insanlara tahammülüm yoktur. Neyse, buna da neyse be buna da... İyiyim kelimesi bile fake. Hikaye uzamadan hemen. Türkiye'ye gitmeden önce manikür yaptırıyım dedim. Doğal olarak biraz bakımlı. Neyse gittim, kadın tırnaklarımı ciks yaparken yanımda sahte bir el mankeni gördüm, yani sahte eller oluyor ya tırnakları showen yapıyorlar, baktım şu parmakta ki bu tırnak cidden çok güzel duruyor abi bundan istiyorum. Kadına hemen söyledim "Bak şu tırnaktan istiyorum," dedim. Meğersem bunların adı protez tırnakmış. HOW DO I NOW? Cidden bi fikrim yoktu çünkü hiç fake tırnak taktırmamıştım. Dalgınlığıma mı verdim yoksa ne olduysa bir an kendi parmaklarımın o manken eli gibi olmadığını fark ettim. Yani bunu çok geç fark ettim. Benim parmaklarım etli butlu tamam mı. Allah belamı versin bak parmaklarımı bana doğru çevirdiğim zaman baş parmağım tavuk butu gibi görünüyor o derecede facıya. Dedim fak. Napıcam? Ay bir de tırnaklarımı sivri istedim yani ne bileyim güzel durur sandım ama olmadı yani şu parmaklara bakar mısın ya, paketlesen 14,99 diye tavuk sosis diye satılır. Kadına hemen sordum "Ne zaman çıkar?," diye. "İşte 6 hafta durur," dedi. Ay ben iflas. Şok üstüne deprem. Bu parmaklarla bir de İstanbula gideceğim yarappim annem beni öldürecek dedim. Neyse iki saate anca çıktım. Bu tontiş parmaklara iki saat bakım çok fazla dedim. Hadi dedim Allahım vücut yapım zaten koy verdi de parmaklarımın ne günahı vardı ya? Çıktım gittim kimseye birşey demedim, ilk ablamı gördüm. Ablamdanda kaçmaz hemen "AYY BU NE BÖYLE İĞRENÇÇ SANA ANLATAMAM WİCH GİBİ,". Bende desem bok gibi diye dibe batacam dedim, "Niye öyle dedin şimdi güzel bence ama alışmam lazım," dedim. Neyse beş dakika geçmeden ablamın bi açığını yakaladım hemen tehditleri yağdırdım, "Bak kimseye birşey demem söz, ama bir şartla" ... "Eğer anne, BU NEDİR? derse, bence güzel anne yani yakıştı diyeceksin," dedim. Hemen oke dedi. Bunu kurtardım. Neyse hemen çabuk çabuk geceğim, annemde düştü bayıldı tırnakları görünce küfür üstüne küfür bi ben savunuyorum bi ablam savunuyor tırnaklarımı. Değer mi be dedim bu parmaklar için, değer mi yani? Hiç bir yere basamadım, yazamadım işte, evin alarmını bile kapatacaktım bu kahrolası tırnaklar yüzünden kapatamadım sirenler polisler geldi eve hırsız var diye. O derecede bir tırnak aksiyon yarattı. Neyse bir sürü küfür yiye yiye İstanbula gittim. Gece bir kulüpte bi çocukla kopuyoz. Ya bak görmüyorsun ya, karanlık hani ortam, çocuk ciddi ciddi "Tırnakların gerçek mi?," diye sordu. Ulan mal geldin mal gidiyon bakışı attım çocuğa, sonra "He gerçek sana anlatamam, el bebek gül bebek bakıyorum onlara, onlara birşey olsa yaşayamam," dedim. "Cidden çok güzel, beğendim," dedi. Parayla satacaktım o derecede tırnaklarımı çıkarmaya hazırdım. Burdan sana sesleniyorum, ulan MAL - hadi tırnağı geçtim - BU PARMAKLARA O TIRNAĞI NASIL BİR GÖRDÜN HELE BANA Bİ ANLAT???

Gerçek sandı. Bu nasılsın? sorusuna iyiyim cevabı gibi birşeydi. İyisin diyorsun, öyle sanıyorlar. Hala tırnakları takıyorum bu hikayeyi de zor yazdım zaten ben cici kız falan olamıyorum ya. Biraz erkek gibiyim, fazlasıyla doğal ama fake atamıyorum işte. Herkes okadar fake atarken bunu bile beceremiyorum ben. Şuan okadar depresyondayım ki anlatamam. Cidden geberiyorum mutsuzluktan. Onur Air bile olsa tüm fakir ailemin aralarında oturup "beni uçurun," derdim. Şöyle bi yalnız kalmaya çok ihtiyacım var, denizin beyaz olduğu yere gitmem lazım. Orada olmam lazım benim artık, dinlenmem lazım, huzur olması lazım. Sahte insanlardan o derecede bıktım, iyi insanlar olsun. Bu tırnaklar da olmasın ya hikaye yazarken anasını ağlattı ve bir de parmaklar şişince "üç lira üç!," diye bağırıp satasım var şu parmakları da buna da şükür be.

Ya sevgilim olsa elimi tutsa, yastık tutuyo falan sanar galiba be offfff çok dertliyim lan!!!

Ne olur geçsin,
Şüheda Özyar


NOT: Bugün dağların dumanı aralandı, hoş geldin

1. Annem tırnaklarımı görünce, annem:
2. Çocuk tırnaklarımı beğenince, ben:
3. Onur Air'de önde ki adam koltuğu arkaya yatırınca, ben:
4. Uçakta hepimiz fakir miyiz lan? diye şok üzerine deprem yaşarken, ben:
5. Normalde, ben:
6. Her gün, ben:
7. BEN:

tirnak, parmak, suheda ozyar, ohá, onur air, istanbul, caps, sahte, protez tirnak, amsterdam, komik, blog, marka, t-shirt, tshirt

40% SALE on the OHÁ HIGH FIVE COLLECTION @ 
WWW.SHOPOHA.COM

Instagram: ohabysuhedaozyar
Snapchat: suhedaozyar
Periscope: suhedaozyar