03 april, 2014

Olur öyle

Aklıma geldin, geçtin gittin...

Bu yazıyı yazmak için çok şarkı aradım dinlemek için. Belki seni bana hatırlatır diye. Belki aralarından bir kaç cümle seni yeniden yaşatır diye. Seni ben hep çok aradım, ama hep aradım... çok arayıp bulamadığım günlerim oldu benim. Bazı şarkılar sen oluyor, dinlemeye kıyamıyorum. Sözleri sen oluyor, anlmaya yetmiyorum. Ben seni hep çok aradım, ama sadece aradım.

Sınav haftalarım başladı, bu yüzden yazılar paylaşamıyorum pek. Ben çok şey paylaşamadım. Hayatımda bir çok şeyi paylaşamıyorum. Kardeşimi mesela, onu kimseyle paylaşamıyorum. Sonra seni kimseyle paylaşamadım. Patates kızartmasını'da kimseyle paylaşamıyorum ama o başka konu. Seni paylaşamadım. Böyle okuyorum'da, hepimizin hikayeleri aynı gibi. Çok sevdim, gitti diyorlar. Gelen, gidiyor. Giden bir daha geri dönmüyor. Hayatın böyle olmasına bazen çok kızıyorum. Çok seven insanları görüyorum, çok seven bile ayrılıyor. Ya hiç seven bir gün çok severse? Hiç sevmediğine kızar mısın? Papatya gibidir ayrılık. Yapraklarını koparsan ne sever. Koparmasan ne sevmez? Ben çok severim. Mesela ben sıkı severim. Ben seni çok severim. Papatyalar kadar çok severim. Bu yüzden papatyaları güllerden daha çok severim. Banyo yaparken şarkı söylemeyi severim. Sonra hava güzel olunca saatlerce seni izliyebilirim. Hava soğuk olunca, saatlerce seni düşünebilirim. Isınırım. Çok kıskanırım, bu yüzden belki kaybederim. Olduğundan fazla değer veririm, vermemem gerektiğini bile bile. Çünkü severim, ben seni öyle severim. Sana çok yemek yaparım, hamaratlı kızım ben sana bakarım demiyorum. Makarna yapabiliyorum sadece, ya yersin ya'da dışarıda yersin. Makarna yerken ben seni izlerim. Seni izlemeyi çok severim, bir daha nerede göreceğim seni? Ya yarın yoksan? Özlemeyi sevmiyorum. Hatırlarım diye. Eskileri konuşmak istemiyorum, geleceğim var iken. Zaman kaybı geçirmekten nefret ederim, beni zaman kaybına uğratan insanları sevmem. Zaman kaybım olma, ikimiz de kaybederiz.

Bazen aklıma çok geliyorsun, zaman kaybediyorum. Konuşmanı istiyorum. Eskiden çok duâ ettim. Kabul olacağına hep inandım. Konuşman için yalvardığım günlerimi hatırlıyorum. Ağlamadım ya. Duâ ederken ağlanır mı? Çok ağladım. Duâlarıma kadar geleceğini bilemedin. Duâlar mektup gibidir. Duâ edersin, yazılır. Duyulur, yazılır hepsi. Sen duâ et derler, sen yaz... Duâ edersin, belki bir umut o mektup ona ulaşır diye. Açar beni okur diye. Kapalı bir mektup gibisin. Çok mektup yazdım sana. Hiç biri ulaşmadı. Eskilere çok benziyorsun. Kapalı kutunun içinde hiç okunmamış mektuplar gibisin. Eski resimler gibisin kıskanıyorum seni, belki de bana hiç böyle bir mektup yazılmadı diye...

Konudan konuya atlamayı severim çünkü yazmam gereken çok konu var. Seni hatırlamam için çok cümlelerim var, çok zaman kaybım var. Seni sevmek için çok neden ama sevmemek için çok mektuplarım var benim. Bu yazılarım mektup gibi. Yazarım, ama okumazsın. Zaten sen beni nezaman okudun ki? Sahi sen beni hiç okudun mu? Keşke beni papatyalarla sınamasaydın. Ne seviyor ne sevmiyorsun, olur öyle...

Çok seviyorum diyen bir insan nasıl oluyor da bir gün çekip gidiyor? Makarna bile yapamadım sana, seni izleyemedim. Hiç mi sevmedin beni? Hiç, değil mi? Patates kızartmasını yemeye devam edeyim ben, onu kimseyle paylaşamıyorum. En azından gitmiyor, miğdeye oturuyor, kilo alıyor ama mutlu oluyorum. Patates kızartması bile senin bana verdiğin mutluluğu vermiyor. Hiç mi? Hiç.

Böyle neyse, gittin işte eyvallah.
Başka birini sevdin, olur öyle...

Herşeyim değil, hiçbirşeyimin herşeyisin.
Aklıma geldin, geçtin gittin yine...
Şüheda Özyar


NOT: Giden geri gelmesin, bekleyenin var senin, bırak o gelsin.

Geen opmerkingen:

Een reactie posten