04 juni, 2014

Dil

Heyecanlanıyorum n'apim?

Yıllardır ingilizce dil dersi gördüm. Adam bana "how are you?" dese bende bi heyecan. Bi korku. Bi panik bi atak, sanki adam matematik sorusu soruyor, "Annemde çok öpüyor evet" der geçerim. Yok yani sen kim oluyorsunda benimle ingilizce konuşuyorsun. Benimle Türkçe konuşman gerekiyor. İngilizce konuşuldumu heyecan basıyor, dayanamıyorum geriliyorum. "Seni seviyorum" dese biri bukadar heyecanlanmam galiba, veya heyecanlanırmıyım? Diyen yok, bu yüzden galiba heyecanlanmam (yokluğun dibini vurdu).

Dil çok önemlidir. Evde ki ahali küçüklüğümden beri "DİL BİLECEKSİN DİL!" diyorlar. Annemin anlatışına göre dedem zamanında askere gitmiş ÇİNCE dedemi öldüreceklerini söylemiş, dedem'de çince'yi çözmüş, anlamış kaçmış gitmiş. Gelde bu hikayeye inan. Yani belki doğru'da, ne yani? Ben daha ingilizceyi çözemedim, ucundan bana ÇİNCE ÖĞREN ÇİNCE mi demek istedi anlamadım. Neyse ki dil gerçekten çok önemli. Dil'i bilmen ile yetmiyor. Mesela bunu okuyan herkes Türkçe'yi bilir. Bazısı sadece okur ama konuşamaz, bazıları ise ikisinide bilir. Bazıları bildiği halde arkadaşına "Ya kızım çok ayıp" demez "LAN SALAĞ YEMİN EDERİM YA" der. Salak K harfi ile yazıldığı halde SALAG deriz. Çok samimi geliyor. Hayvanat bahçesine gitsek "Aaa buna bakarmısın, çok güzel!" demeyiz, "LAN AHMET, AYNI SEN LAN AYNI" deriz. Maymunun burnunu, en samimi olduğum arkadaşa benzetirim veya hayatı boyunca aynı yerde yüzen balığı, kankama benzetirim "Olm şu balık aynı sen, monotonluğun dibini vuruyor" derim. Böylede samimi insanlarız.

Tabii ki Türkçe'yi aslında Türkçe gibi konuşmamız gerekiyor. Ne ara bozulduk bende anlamadım. Ama isterdim, çok kitap okurum, çok söz dinlerim ama ben yinede "Geliyorum," değil "geliyom lan" derim. Düzgün kullanmayı sürdürseydim en başından, belkide çoğu insana en güzel örneği vermiş olurdum. Belki?

Turist olup bir ülkeye gelirken ingilizce dilin cepte olması gerekiyor. Yani bilmediğin bir ülkeye geldiğin zaman "TUVALET NERDE? TU-VA-LET?" diye kendimi rezil edeceğime, adamın tekine "Where is the toilet?" diye sorar, havama hava katarım. Ama bazen ingilizce bilen turistler beni buldukları zaman, geriliyorum. Lan bu 8 senedir gördüğüm ingilizce dersleri nereye gidiyor? NEREDE LAN BU "I, HE/SHE/IT'ler İTLER NEREDE İTLER ALLAH BELASINI VERSİNLER? Yutkunuyorum. Kekeme oluyorum. Evlenme teklifi alıyor gibi hissediyorum kendimi. "Where is the metro?" ... "arkanda!" ... ay, dur, arkanda?? arkanda neydi lan ingizlice'de? Allahalla. Turn round? Back you? You back? SIRT SIRT? YOUR BEL? Belin kıldan ince? Lan bırak. "I DON'T KNOW" de gitsin ya. Gelmiş bana metro'yu soruyor. E DÖN ARKANI. ONU'DA MI BEN SÖYLİYECEM?

Çarşı'da yürüyorum, böyle havalı havalı. Bitch please, Amsterdam is mine, west-side, east-side, kuzey-güney-side. Yanıma aldım Depresyonu. İkimizin havasından geçinmiyor dedik dam'da oturduk. Böyle biriyle göz göze gelmeyi'de sevmiyorum. Neyse ki dam'da yakışıklı çocuk keserken bir amca'yla göz göze geldim. "Ulan şansıma tükürsem, bu adamla beraber bana geri gelir," dedim Depresyon'a, adam'da bildiğin bana doğru geldi. "Excuse me," dedi. Abi başlama ya bu cümleyle. EXCUSE ME NEDİR YA. "Yes," dedim. Depresyon orada "Yes diyilir mi Allanı. Yes yani". Gülemedim. Adamı dinledim. "Do you know where Rembrandtsplein is?" diye sordu. Ay heyecanlandım birden. Biliyorum! Biliyordum! Buradan left, sonra düz, karşına çıkıyor zaten. Yani sadece sol, sonra düm düz. Tamam dedim ben bunu yapabilirim. Beynimde matematik sorusu çözer gibi hissettim. Baktım adama. Gözüne girecektim. Evet çıkacaktı ağızımdan. Ellerimin avuçları terledi. Söyleyecektim. Buradan sol, sonra düm düz diyecektim! Kollarımı sıvadım. Dudaklarımı yaladım ki cümleler tam tamamına çıksın diye. Alt tarafı bir left, sonra right right right galiba'da neyse düz işte. Olacak bu iş derken, adama bi baktım "YEAAS!!!" diye bağırdım. Bağırmışım, ulan hiç haberim yok. Dam meydanın ortasında heyecandan YES! diyen ilk ben.

"Evlilik teklifi etti'de ben mi anlamadım lan?" diye sordu Depresyon sonradan. "Ulan senin ingilizcen benden beter anasını satim" dedim, "Evlenme teklifi etse bile NO derim yani. Okadarınıda biliyoz" dedim. Ardından Depresyon eve gidene kadar söylendi "Lan boku bokuna yıllardır ingilizce dersi görüyoz iyi mi. Adam adres soru, biz sadece YES diyoz. Hayatın kayışına gel"...

Dil bilmesende olur,
Ben seni her dilde seviyorum,
Şüheda Özyar


NOT: Sözler dil'den daha çok acıtır canını.

Geen opmerkingen:

Een reactie posten