08 april, 2015

Nane limonlu çay

Bir limon hikayesi

Bekle bekle nereye kadar diye düşündüğümde kulaklığı takıp sahilde yürümeyi tercih ettim. Gezdim abi. Bildiğin bir saate kadar yakın yürüdüm. Şarkı dinledim, hiç düşünmeden sahil yolunda yürüdüm. Ara sıra arkama bakmayı unutmadım. Telefonumu kimse ulaşamayacağı bir şekilde kapattım ve dünya da böyle bir huzurun var olduğunu da sonradan keşfettim. İstanbulun güneşin batışıyla dahada güzel olduğunu, sadece ışıklar göründüğü an insanın bakış açısı dahada farklı olduğunu anladım. Yani İstanbul akşam olunca dahada güzel... Rüzgar esse de aklımda var bir limon. İlk kez abi, hayatımda uzun süre sonra ilk kez biriyle yemeğe gittiğim zaman telefonuma bakmak istemedim. İki saniyede bir herşeyi yeniliyen, mesajları kaç ay önce olsa bile elli kere yeniden okuyan, benimle konuşup dahada konuşmayan herkese küfürü basan ben bile telefonumun çok saçma bir şey olduğunu düşündüm. Oldukca gereksiz ve bana birşey katmadığını umdum. Napıyorum falan diye düşündüm. Saçmalama Şüşü, bak şu telefonuna hayata geri dön dedim sonra telefonuma yinede baktım. Ama karşımda ki kişiye saygısızlık yaptığımı hissederek kenara koydum. Olmaz ya dedim, kendimi iyi hissettim. Konuşmaya başladım. En umarsız konulardan konuşmaya başladım. Hiç açmayacağım ve nerden geliyor lan bu konular dediğim herşey. Çocuğun karşısında nekadar saçmaladığımı bilsem bile, beni rezil edip farklı şeyler hakkında konuşup beni başka yargılayacağını bildiğim halde herşeyi her konuyu anlattım. Salak salak güldüm ve kendimi rezil etmeye devam ettim ama yine de güldüm. Çak dediğimde çakmasında değildim aslında, yumuşacık elleri var abi ben böyle birşey dokunmadım hiç. Kendimdim yani o da kendiliğime karşılık gülümsedi tüm gün. Sonunda kalkıp eve gitmeyi çok istedim çünkü bokunu çıkaracağımı biliyordum. Yani herşeyin bir sınırı var ama ben herşeyi mahfetmeyi iyi bildiğim için eve gidip de çocuğun benimle konuşmayacak korkusunu yaşadım içimde. Saçma saçma konuşuyorsun Şüşü sevmekten mi bahsediyorsun ya saçmalama lan demek istedim ve şu an Tarabya'ya kadar yürüdüğümü fark ettim. İlk kez lan eve gidip çocuk yazmazsa ne boku yiyeceğim diye düşündüm. Ya yazmazsa şimdi bir daha konuşmazsa Allahım ettiğim bütün ama kos kocaman bütün duâlar bu çocukta tutsun istedim. Çocukla boku yemek istemiyorum çünkü bu gidişle rezil olacağım. Yürüdüm bildiğin, bugün ben baya yürüdüm. Sırf o seviyor diye onun sevdiği şarkıları dinledim. Bu yüzden bir anlık onun gibi biri oldum, yani ona benzemeyi çok istedim. İstanbul güzel, onu demek istedim. Kararınca, akşam olup ışıklar yanınca bir ayrı güzel. Bazen ne düşündüğümü bile bilmiyorum, bu yüzden yürümek iyi geliyor. Harbiden bazen "noluyor" diye düşünüyorum. Sonra döndüm, oturdum, dondurmalı çikolatalı pasta yedim... Üzerine nane limonlu çay içtim. Limonum ayrı geldi. Sonra anladım ki sonradan çayı tamamlayan limon gibisin. Çayın içine atsam tadı değişir, İstanbul sahilinde yürüsem esen rüzgarıyla beni ısıtırsın diye düşündüm. Limonu, naneli çayın içine attım. Bu yazıyı yazdım. Sahili kadar güzel olan bi şehirde zort gibi yalnız başıma çay içtim.

Göt bile iki parçayken ben niye yalnızım? Kafayı yemeden bitiriyorum bu yazıyı, ama sırf ellerine dokunmak için bir kere daha çak diyebilirim... Sonra bir kaç saat yürüyüş yapar yine çay içerim. Nane Limonlu çay... Bir gün limonum olman dileğimle,

Çak bi beşlik!
Şüheda Özyar


NOT: Değerini bilmediğimiz anıların tekrarlanmasını sonradan çok istedik.

Yürüdüm yürüdüm limonla büyüdüm (A)

nane limonlu cay, suheda ozyar, suheda, oha, ohá, tisort, tshirt, marka, istanbul, sariyer, yuruyus, hikaye, bere, sapka

Geen opmerkingen:

Een reactie posten