Pagina's

Posts tonen met het label alfabe. Alle posts tonen
Posts tonen met het label alfabe. Alle posts tonen

08 februari, 2016

Söyleyemedim

Sen Savaşla aşkı karıştırmışsın

Was Zafer be? Von was für Zafer redest du?? Scheisse yemin ederim, very kompliziert. Nekadar çok dil bilsem okadar karıştırıyorum durumu. Sağdan Almanca giydiriyorum, soldan Türkçe vuruyorum, üstten İngilizceyi yapıştırıyorum, artık cümlelerim bile international. Kankamla konuşurken bile "Sonra kızım bi baktım, what the fak he is online, ama er schreibt mir nıcht ya bi sinirlendim bi sinirlendim sana anlatamam". Bu cümleyi benden başka kimse anlayamaz o derecen battı fish yan goink bi durum. Bende kendimi böyle kurtarıyorum artık napiyim bir dersden daha kalacak gücüm yok artık. Üç dili har vurup harman savuruyorum. Hangi dilde ki kelime önce aklıma gelirse onu ön plana atıyorum. Mesela son of a bitch hayatta demem, ulan *r*spu çocuğu YA derim çünkü bu bana gaz verir çünkü uu beybi it's zengin dilimiz Türkçe and ve are gurbetçi.

Ben bugüne kadar gurbetçi bir Türk olarak burada yaşayan bir Türk ile konuştuğum zaman yüzde yüz Türkçe kurduğum cümleler hatırlamam. Mesela örnek veriyorum İngiliz olsam. "Hey bro how are you?," diyeceğime "Lan how are you?," derim. İlla Türk olduğumu gösteririm. Mesela "I told him to come online to talk, but he didn't come," bu cümleyi ben burada nasıl mı kullanıyorum? "İk heb met hem afgesproken weetje online gelsin diye ama gelmedi flikker," yüzde elli elli yani. Biraz zengin dilimiz Tukçe, sonra Flamenkce, ingilizceyi de araya sığdırıyorum bazen hani havam olsun diye de gerisi hep boş. Bu yüzden çoğu zaman söylemek istediğimi söyleyemiyorum. Karşı taraf anladımı acaba diyerek elli kere aynı cümleyi tekrarlıyorum. Ama bi gerçek var, ingilizceyi nekadar iyi bilirsem bileyim konuşmaya başladığım an sipastik özürlere dönüşüyorum. Olmayan kelimeleri var ediyorum, aşırı derecede tarih yazabilecek bir insanımda neyse...
Hasta'nın ingilizcesi okadar iyi değil. Yani parası ve kızları nasıl götürebilirim acabadan başka birşey düşünemiyor. Bir gün bu bilet almış ama mailine bileti aldığına dair onay gelmemiş. Yine kendisi birşey yapamadığı ve beceremediği için bana "Şüşü sen buranın customer service'ni arayıp niye mailima onay gelmedi diye sorabilir misin?," dedi. Bi baktım buranın customer service'ı ingilizce konuşuyor. Ya burayı arasam cepten bana girecek dedim, ayın sonunda ki faturayı hayal bile edemiyorum, bir de ingilizce, ben kesin bittim abi yani garanti. Hasta'ya "Ya sen ara sor ne olacak?," diyorum hani ben konuşurum da girecek olan faturayı düşünüyorum ben. "Ya yok ben ingilizce konuşamam şimdi sen ara," dedi. Ya dur şimdi. Okadar zenginsin madem paran var, onay maili gelmediyse bir bilet daha alırsın onay gelene kadar ne sanki 100 euro için bana mı giydirecen. Neyse emir verdiğinden değil, ulan şu ingilizce seviyemi bi deniyeyim dedim, bana attığı numarayı aradım. Adam ahdgkadghf diye birşeyler dedi, ben hemen "Hello, I can't speak englisch very well so I'm going to talk very slowly, is that oke?," adam oke dedi. Başladım "Yeah a friend buyed a ticket but he didn't get an e-mail for confirm," böyle birşey salladım. Adam hemen "oh oke that's no problem, do you have an e-mail address for me?," dedi. Çocuğa hemen yazdım, bana e-mail adresini ver diye. Çocuk bana bir e-mail adresi verdi sanki dersin ki tez çıkarıyo elli sayfalık mektup: cetniz.hastadag@bilmemne.ch . Dedim sıç abi gerçekten çünkü ingilizce alfabeyi kafamdan bildiğim yok. Bi ABC harflerinin ey biy ciy diye okunduğunu biliyorum. "The e-mail address is Çetniz dot Hastadağ at bilmemne dot ch dedim." ... "I don't understand you, can you please spell it," dedi. Sıç ya dedim sıçöz abi. Porçöz gibi pas ve kireç çözücü. Direk taşlara bayırlara ağladım, adama "Sure" dedim, başladım yağdırmaya:

- C harfi: Oke the, C from ABC (EY BIY CIY), so the third letter from the alfabet.
- E harfi: Uhmmm, the letter İY. "What did you say?" , the letter İY (E demek istedim). THE İY FROM ECONOMIC. JHADKGA Fak nerden geldiyse aklıma gerçekten fakirlikten gözlerim doldu bi gurur sardı vücuduma anlatamam.
- T harfi: The THİY (T yani), The THIY FROM TOMORROW dedim.
- N harfi: And than the NIIH. Uhmm N from Norway. Bunu çok cool dedim. Norway diyince bi iyi hissettim kendimi.
- İ harfi: The I from Ireland.
- Z hari: Dedim fak. Z harfi anayınki yani Z harfi ile bir ülke bile yok ya. Zonguldak desek anlamayacak adam nasıl yapacağım bunu ya dedim. Düşündüm adama "Oke the ZEY from the last letter of the alfabet ABC and then ZZZZZ. U know the last letter Zih? Oke, oke oh also the Ziy from ZARA, yeah yeah dedim. Ya hiç bukadar zorlanmamıtsım. Kan ter içinde kaldım gerçekten google'a girip "İngilizce alfabe" yazıp how to spell diye girecektim. Devam ettim.
- . (NOKTA YANİ): Hastanın gelmişinin geçmişinin içine bir kere daha ettim. Ulan bir e-mail adresinin ortasına nokta koymak da ne demek ya? "And then you have a point. U know dot com? Yeah u have to put a point dedim.
- H harfi: İçim söküldü artık yoruldum yemin ederim yıkılıyorum buraya gelene kadar 15 dakika geçti acım derken. The H from HHHHHHHongaria dedim. Böyle bir ülkenin varlığından habersizdim. Olmayan bir ülkeyi var ettim, sınır dışı ettiler beni. Aclıktan and the 10 points göo to HHHHHHHHHHHHHHongariya kafasını yaşadım. Adam telefondan "What the fak man," dediğini duydum. Ya sen yine iyi sabrediyorsun, ben sen olsam benim gibi bir müşterinin ağızına sıçardım da neyse.
- ASTADA kelimeri su gibi geçti işte geldik o son kelimeye
- G harfi: aradan tam anlamıyla 25 dakika geçmiş ve son kelimeye geldim. Bu hayatta Germany diyipde olaydan sıyırmak vardı. Ne desem yalan olurdu. G harfiyle isim mi olurmuş, G harfini ismine koyan yedi sülale önecisinin bitarafına yığdıraçam şu harfi be G harfi de ne demek ya? Düşün düşün abi aklıma bu kelimeden birşey gelmedi, adama: The G from Gargamel dedim adgakdhgfhdfgahjg GARGAMEL. Adam telefonda "whaaaaat?," diye gülmeye başladı. Ulan G diyipte bunu gargamele bağlayan tek varlığım galiba. Hayattan soğdum. Germany diyebileceğim yerde G from gargamel dedim. Bundan ne farkım kaldı? > NE ZAFERİNDEN BAHSEDİYORSUN? SEN SAVAŞLA AŞKI KARIŞTIRMIŞSIN???? < 

Adam güldü güldü en sonunda "There is no ticket reservation with this e-mail address," dedi. Adam ne yazdı gerçekten çok merak ettim. Tabii ki yoktur yani. Ağlayacaktım, benim ingilizcem bukadar kötü değildi ya ne oldu acaba. Adama en son "Thankyou," dedim gittim Hastaya, "Bilet milet yokmuş, gidersin bir tane daha alırsın," dedim. Otuz dakikalık görüşme bana girdi ya resmen neyin kafasını yaşıyorsun sen çocuk. Onay maili gelmediyse yenisini alırsın. Zenginsin ya sen hani herşeye elde edersin ya sen bravo gözden biraz daha düş. İnsan teşekkür eder en azından değil mi, onu da yapmadı. Neyse now benden uzak please, nereye yakın olmak istiyorsan oraya yakın ol. Ha bu arada Gargamel gibi burnun var okadar paran var git yaptır bence. Benim ingilizcem kendi kendime konuştuğum zaman dev professyonel de burda niye böyle bozdum ben anlamadım işte. Hep böyle bir kaç dili karıştıra karıştıra düştük bu durumlara. Hiçte öyle "OOO ingilizce biliyorsun?? Yaaa demek Almanca da biliyorsun? Sana Türkiyede çok iş imkanı var bence dene" gibi değil yani bilmiyorlar ki tüm dilleri karşıtırıyoruz. İch kann kein Englisch sprechen yerine Kızaaağm ich kan nicht kein Ingilizce sprechen yani isssooooo was mall das mall nein zart zurt akışına bırak nereye konarsa artık. Ama söyleyemediğimiz şeyler çok. Herkese karşı yuttuğumuz sözler vardır. Düğümleyip, çay içip yudumladığımız. Demek 14 şubat sevgililer günü yaklaşıyor? Nekadar nefret edici, itici, soğuk, cold, dangerouse, damarcı, yanlız, emo ve siyah bir gün ya. Ama o gün için söylemediklerimi söylüyorum please üstüne alın: bir adet Balenciaga çantası, bir adet LV cüzdanı, bir adet Diamond yüzüğü şöyle parlayanlardan yani ortada laluk gibi duran tek taşlardan değil, beyaz Porsche arabamın anahtarı "Hayatımın kadını bu sana," diyecek yani, İstanbul-Avrupa yakasında full camlı ve manzaralı bir evimin ev anahtarısı, iki metrelik pofidik bir ayı, bir sürü güller falan bukadarcık sadece ve bunları Şüşü'ne çok gördüler anne. Ya ciddiyim en son birine dedim bunları "Neyse Şüşü tanıştığımıza memnun oldum," dedi gitti yani bildiğin he is gone. Biri de bana "Senin cebinden de çıkacak birşeyler, hep benden değil," dedi resmen. YANİ BENDEN ÇIKSA SENİNLE NİYE ÇIKIYIM, PLEASE REALİZE. Benim geleceğe dair bakış açım: My man and I, I sit and pray but you pay aşkım :)

Garga,
Şüheda Özyar

NOT: Sana söylemediğim sözler arasında kayboldum.

*Bu arada snapchatten bana Almanca konusunda yardım eden ve yardım etmek isteyen: feyza_20, yeşim.shn, grille97, hamiideee96, enesss_57, zymn37, Çağla, yg.07, emregerçeker, daamla76, nacikoç ve mehtapaykaç ve daha çok yazamadıklarım hepinize çok çok teşekkür ediyorum ve seviyorum.*

G from Gargamel, YA GARGAMEL YA:
gargamel, ingilizce, hasta, dil, almanca, flamenkce, zor, alfabe, suheda ozyar, suhedaozyar, OHA, OHÁ, marka, blog, tshirt, tisort, bere, amsterdam, unlu, yazar

40% SALE on the OHÁ HIGH FIVE COLLECTION @ 
WWW.SHOPOHA.COM

Instagram: ohabysuhedaozyar
Snapchat: suhedaozyar
Periscope: suhedaozyar

10 november, 2014

Geniş

Ben seni on üç harfli sevdim.

Ben seni çok harfli sevdim. Çok cümlelerle. Çok satırlarla sevdim seni. Bir sürü yazabildiğin hikayelere sığdırdım seni. Ben seni çok uzaktan sevdim. Hiç konuşmasan sevebileceğimden. Ben sen konuşmadan sevdim seni. Selamsız sevdim seni. Otobüs de ki yolculuk kadar çok sevdim seni. Cam tarafında oturduğun zaman sol tarafdan kaybettiğin yaşam gibi sevdim seni. Ben seni senin her nefes alışınla sevdim. Her nefes alışında bir umut daha besledim kendime. Belki sen de nefes alırken seversin diye. Ben senin gideceğini bile bile sevdim seni. Gelişin olsun da, gidişini her haliyle kabullenirim diye. Ben hiç aşık olmadım. Aşk'a inandığımı da hiç söylemedim ama ben seni gelmeyen mesajlarınla bile çok sevdim. Belki mesaj gelir diye beklediğim zamanlarımda bile sevdim seni. Ben seni zamanım diye sevdim, bazen günler bazen aylarca sevdim seni. Ben gülleri sevmiyorum mesela ama papatyaları severim. Ben herkesleşemem bu yüzden papatya yapraklarını her zaman seviyor diye avuttum kendimi. Bana gelirsen papatyaları kopar da getir. Ama koparırken seviyor de, büyüsü bozulmasın. Bir papatyanın bir tane daha yaprağı olsaydı sen de severmiydin beni? Ben seni evde içtiğim sıcak çikolata gibi çok sevdim. Saçım dağınık sevdim seni. En berbat eşofman takımımla sevdim seni içine düştüğüm uzun gelen kazağımın kolları gibi sevdim seni. Beklerken, içerken ve hatta çikolatanın tadını hissederken. Hayal kurmayı sevmem ben bilirsin bir gün ya olmazsa dediğimden. Ama seninle hayal kurmayı bile sevdim ben, bir gün yine de gelmeyeceğini bildiğimden. Ben seni kocaman bir adam yerine koyarak sevdim. Dört harfli sevdim seni ben, adam. Mesela ben sabırlı değilimdir bilirsin sabır edemem ben. Seviyorsam çıkıp söylerim hemen ama sevmediğini bildiğim için hep içime attım ben. Bu yüzden seni hep içime atarak sevdim ben. Makarnayı severim veya aynaya bakıp gülümsemeyi. En çok da kendimi sevdiğim gibi sevdim ben seni. Konudan konuya atlamayı severim çünkü buluşmamız gereken çok konu var. Geçmişten bahsetmeyi sevmiyorum; o vardı, olacakdı, gidecek di -dı, -ti, -deydi kelimelerden hoşlanmıyorum. Ne önemi var ki şimdi sana geçmişimden bahsetsem, yarını bile sen tamamlayacağını bilsem? Karşımdakine çok inanırım hemen. Öyle fazla uzatmayı sevmem mesela. Kısa keserim olayı. Seviyorum der papatyaları saklarım. Veya gel diye emir vermeyi sevmem, kendim gelirim yanına beraber oluruz, fena mı? Beklemeyi sevmiyorum, baktım zaten olası yok, ben gelirim, zaten senden kaybedecek bir şeyim yok derim. Çünkü seni bekleyerek sevdim ben. Saniyelerle sevdim. Beni tanıyorsan makarnayı, çikolatayı ve patates kızartmasını severim. Sana en çok ben değer veririm ama yeri geldiğinde hiç umrumda olmazsın. Hayal kurmayı sevmem ama zengin olmayı çok isterim. Boğazda evim olmasını, seninle çay içmeyi severim. Hiç ciddi olamam, çünkü gülesim gelir. Seni severim ama gülerim. Gözlerime uzun bakanından hoşlanmam, yine gülerim. Hayal kırıklığından çok korkarım. Mesela sen sevmiyorsun, bu benim en büyük hayal kırıklığım. Yani hayal kırıklığından hoşlanmam. Hayali silerim, geri kalanlarla devamını kurarım. Çok yazı yazabilirim. Attığımı tuttururum. Çok inatçı olabilirim ama seni çok güzel de sevebilirim. Aşırı derecede senden hızlı bir şekilde bıkabilirim. Bu yüzden saniyelerle severim seni. Bu benden kaynaklanmadığını da iyi bilirim. Sen olayı fazla uzattığındandır o bilirsin iki kere iki bile dört ederken benden; senin beni sevmeni beklmememi bekleme. Binlerce hikaye kurabilirim ama boş oturmayı sevmem. Kelimeleri bir araya getiremediğim zaman içim sıkılır, sonra döner seni yine severim. Boş işlerle uğraşan insanları sevmem. İnsan satanı sevmem. İki yüzlü insanlardan nefret ederim. "Zaman," diyenden uzak dururum. Benimle konuşmayı seven insanlara sıkı sarılırım. Çok iyi sarılabilirim. Kaburgalarını yerinden çıkartabilirim. Seni çok kaburgalı sevdim ben. Sana sarılabilirmiyim? derim mesela, öyle de çok severim seni. Doğum günlerini sevmem. Kendi doğum günümü "Evet doğmuşum ben şükür" der ertesi güne bakarım. Aşk dolu olan geleneksel günlerini sevmem. 14 Şubat'tan nefret ederim. Yalnız girer, yapayalnız çıkarım. Sonra işte ben seni hep dün gibi sevdim. Ben seni her zaman gideceğini bile bile sevdim. Ben seni her zaman boşverdim. Bu yüzden sen benim en güzel boşverdiğimsin. Ben sana çok çabuk darılabilirim çünkü ben başka severim. Herkesleşmeyi sevmiyorum. Ben sana darılırım sen de beni biraz daha sev. Ben seni çok başka sevdim. Herkes seni sevebileceği gibi seni de ben sevmek istemedim. Ben senin benimle dalga geçmelerini sevdim veya beni umursamadığın hallerini daha çok. Makarna yerken bile sevebilirim seni. Ben beni kıskanmayanı sevmem. "Pek takmam öyle nezaman cevap verdiğin, ister az sonra, ister şimdi ister yarın," cümlelerden nefret ederim; takmam, umursamam, sallamam, ilgilenmiyorum, fark etmez, ne yaparsan yap dedirten cümleler kurulduğu sürece oradan uzaklaşırım. Benlik bir şey değildir o. Ben umursarım mesela, çok da takarım. Ben seni çok umursadığım için severim seni. Seni en çok sana verdiğim ilgimle sevdim seni. Benim sana yazmam seni ilgilendirmesi gerekiyor çünkü ben çok harfli severim. Benim alfabem çok geniş değildir aslında ya seni seviyorum dur ya da seni sevmiyorum. Ben seni on üç harfli sevdim, senden de aynısını bekledim..

Ben seni çok geniş sevdim,
Şüheda Özyar


NOT: Umursamadı, kalk bir çay iç.


"Ne sevilmedik ama..."