Pagina's

14 februari, 2016

AAAAA

Ama bu nedir ya?

Hiç adaletli bi dünya olduğunu düşünmüyorum hayat hiç ama yok böyle dengesizlik. Murat Boz'un Aslı Enverle çıktığını öğrendiğim andan itibaren (YA HAAYIIIIRRRR YAA VALLA UMUT MUMUT HEPSİ GONE) hayata film izlerken araya giren reklamlar gibi hissetmeye başladım. Bi Aslı Enver şansı vereydin ya Allahım ya, only for one day yeterdi. Bi umudumuz vardı o da çölde su bizde baraj olduk. Böyle bazen AAAAA ama yok artık bu nedir ya diyorum. Kendimi bir gün böyle çok güzel hissedeğim tam o an bir kız görüyorum diyorum artık bu önceki hayatımda ben neler yanlış yaptımda yarappim bu durumlara düştüm yani. 17 yaşında ki kız karşıma yılların Adriana Liması gibi davranıyor, ben hala bıcı bıcı yaparken aşşağdan biri sıcak su açtığında ben duş alırken neden birden soğuk su akıyor diye düşüneyim. "ANNEAAĞ KAPAT ŞUNU YA," diye bağırıyım ama bu kadar adaletsiz bi dünya yemin ederim görmedim dünya güzeli.

Hem topçu, hem popçu hem oyuncu üstüne üstelik sadece sevgilisini takip ediyor. Demekki ben harbi öküzlerle konuşmuşum. Karşıma çıkan herkes benden şanssızmış. Ben umutsuz onlar benden daha umutsuz. Ya sadece sevgilisini takip ediyor demek, cool. Bu durumda hem Burak Özçivit hem Murat Boz'un sevgilisi olduğuna göre ben yine ortada kalıyorum. Tutunacak başka yakışıklı ünlüler bulmam lazım. Şuan listemde ki herkesin "sevgilisi var" imzası dolaşıyor. Murat Boz öyle seviyor ki artık yani sevgilisiyle paylaştığı fotoğrafda kız ağızını yüzünü kapatmış, donuyorum, sevgilim yanımda gözlerim gülü..... neyse daha fazla konuşamayacağım. Biz olsak "Ay olmadı, bir tane daha çekelim," deriz. Adam umursamamış, adam gibi adam sevgilisine sahip çıkmış. Hangi tarafa doğru ağlasam artık dayanamıyorum çok fazla üzerime geliyor medya. Neyse diyecek birşeyim kalmamış, Kardeşim Galasında, BURAATT diye bağırdığım ses tellerime yazık. Hiç faydasını görmedim.
AAAAA dedirten bin bir olay geçti başımdan. Çoğunlukla herşey benim düşündüğümden daha güzel ve farklı olduğu zaman. Örnek olarak benden daha güzel kızlar gördüğüm zaman kullanıyorum. Boy, desen bende yok mesela 1.60 ya varımdır ya yoğumdur. Parmaklarım bi şekil zaten kafalarına göre birden uzamamaya karar verdiler, enine doğru gidiyorlar. Tombul yani. Kalçalarım Kim Kardashian'ın kanıyla evirip çeviriyor kendini. Salıverdim yani. Nereye giderse gitsin artık umrumda değil. Öz güven denilen kelimesinin ilk iki harfi bile yok. Aynaya bakıp güzelim dediğim an fotoğraf kamerası benden nefret eder gibi görüntü veriyor. En son bir haber okumuştum, Justin Bieber instagramdan bir kız beğenmiş, kızın fotoğrafını kendi sayfasında paylaşıp "Who is this?!!," diye yağdırmış. Kız şimdi ünlü bir firmanın mankeni. Üstüne üstelik kız çocuk bakıcılığı yapıyormuş önceden ve daha bitmedi, kız 17 yasında! Tabii haberlerde okuyorum bunları, işte kızın adı Cindy Kimberly'miş. Aradım merak ettim artık. Bi baktım, kız harbi taş. Kız güzel yanı Allah bana vermemiş de diğer kimler kimler neler neler varsa vermiş. Kız bildiğin 1999'lu yani. Kıza bakıyorum, aynaya bakıyorum. Oturduğum yerde kilo aldığımı hissediyorum. Yüzüm gözüm kıllar içinde, önüm arkam yağlar içinde, sakal bıyık pas içinde, siz benim nasıl yandığımı nereden bileceksiniz? Gittikçe çirkinleşiyorum yani. O kız nedir ya. Ulan ben 17 yaşımda ki halimde Çılgın Bedişte ki Banu'yu örnek alıyordum. Hem o ne öyle yani milyonlarca takipcin var, sen gel elin Bağcılar kızını instagramına paylaş. Bana bu şans düşse çocuk "Look at this hahahahah" der, o derecede küfür yani. Instagramda dolanıyorum aşırı güzel kızlar görüyorum abi yani, vücut desen kusursuz, yüz hatları acayip, makyajları dev ve bunlar 1999'lu çoğunlukla. Geçen birini gördüm 2000 doğumlu. Ya bunlar modern insanlar ben yetişemiyorum artık. Printscreen yapıyor Kanka'ma gönderiyorum "Amk bunlar insansa ben neyim lan," diyorum. Hiç hayatımda başka işim gücüm kalmamış gibi stalklıyorum. Erkeklerden vaz geçtim yani bu devirin kızları daha çok ilgimi çekiyor. Nasıl bukadar güzel oluyonuz lan :') Gargamel fonteni gibiyim, yüzüm ayrı, götüm ayrı bi dengesizlikte. Ya hepsi de kılsız, fabrika gibiyim üretip duruyorum yemin ederim. Bi pozlar veriyorlar, diyorum Allahım azıcık ya, little little be vereydin bize? Biraz vücut, yüz güzelliği, fotoğraf kamerasının bizi sevme özelliği, şans ya, instagramda 16 yasında ki kız Chanel'den sponsorluk alıyor biz hala "Kanka bu fotoğraf olmuş mu lan söyle," tribindeyiz. Bi Neğin olamadık, köşe bucak kahrolduk mahfolduk. Ama hala bi umudum var, Arda Turan sevgililer gününde birşey paylaşmadı henüz, Allahım sen büyüksen. Ya bana bakacağından değil, kimseye yar edemiyoruz sorun orda hahahdhjgaj off.

Murat gittiği günden beri umut mumut hepsi dört köşe bucak kayboldu. Öz güvenim yerlerde sürünüyor hep bu 1999'lu 2000'li kızlar yüzünden. Sağ vurup Adriana Lima görünümlerden. AAAAA dediğim bir sürü olay var. Mesela bugün 14 şubat. Yok ya ne mucize bekleyecem. Hiç ya ben mucizelere inanmıyorum, mucize kim? Bu derecede boyutu aşıyorum. Kaç yıldır 14 şubat hakkında blog yazıyorum hala bi yanlızlık seremonisindeyim. Geçen bir kız doğum yaptı, 95'li çıktı. Bugün bi arkadaşım 98'li kızı istemeye gidiyor, ben 92'li olmama rağmen BURAK MURAT diyen bir insanım nekadar çok üzdünüz lan beni. Şuan yazarken aynaya bakıyorum da amk elli küsür yaşında iki çocukla ortada bırakılmış evi kim toplayacak bu kılları kim koparacak modundayım. Niye ben böyleyimde Aslı Envere herşeyi veriyon yarappim ya. Ne zaman etrafı camlı kaplı evimde oturup çok mutlu olacam ya, ben niye bukadar mutsuzum lan. Herkeste de bi acayip hormonlar var niye ben hala Banu gibiyim be AAAAAA YETER AMA. Instagramda 17 yasında ki kız nasıl oluyor da yılların mankeniymiş gibi duruyor da beni ezip geçiyor ya hala anlamış değilim.

BURAT yok artık,
Şüheda Özyar


NOT: Elimizde olmadığı için herşeye özendik biz.

14 şubat çiceklerim pofidikten geldi (A)

14 subat, aaaa, saskin, komik, argo, sevgili, suheda ozyar, suhedaozyar, oha, OHÁ, hikaye, justin bieber, instagram, cindy kimberly, 90, tshirt, tisort


40% SALE on the OHÁ HIGH FIVE COLLECTION @ 
WWW.SHOPOHA.COM

Instagram: ohabysuhedaozyar
Snapchat: suhedaozyar
Periscope: suhedaozyar

08 februari, 2016

Söyleyemedim

Sen Savaşla aşkı karıştırmışsın

Was Zafer be? Von was für Zafer redest du?? Scheisse yemin ederim, very kompliziert. Nekadar çok dil bilsem okadar karıştırıyorum durumu. Sağdan Almanca giydiriyorum, soldan Türkçe vuruyorum, üstten İngilizceyi yapıştırıyorum, artık cümlelerim bile international. Kankamla konuşurken bile "Sonra kızım bi baktım, what the fak he is online, ama er schreibt mir nıcht ya bi sinirlendim bi sinirlendim sana anlatamam". Bu cümleyi benden başka kimse anlayamaz o derecen battı fish yan goink bi durum. Bende kendimi böyle kurtarıyorum artık napiyim bir dersden daha kalacak gücüm yok artık. Üç dili har vurup harman savuruyorum. Hangi dilde ki kelime önce aklıma gelirse onu ön plana atıyorum. Mesela son of a bitch hayatta demem, ulan *r*spu çocuğu YA derim çünkü bu bana gaz verir çünkü uu beybi it's zengin dilimiz Türkçe and ve are gurbetçi.

Ben bugüne kadar gurbetçi bir Türk olarak burada yaşayan bir Türk ile konuştuğum zaman yüzde yüz Türkçe kurduğum cümleler hatırlamam. Mesela örnek veriyorum İngiliz olsam. "Hey bro how are you?," diyeceğime "Lan how are you?," derim. İlla Türk olduğumu gösteririm. Mesela "I told him to come online to talk, but he didn't come," bu cümleyi ben burada nasıl mı kullanıyorum? "İk heb met hem afgesproken weetje online gelsin diye ama gelmedi flikker," yüzde elli elli yani. Biraz zengin dilimiz Tukçe, sonra Flamenkce, ingilizceyi de araya sığdırıyorum bazen hani havam olsun diye de gerisi hep boş. Bu yüzden çoğu zaman söylemek istediğimi söyleyemiyorum. Karşı taraf anladımı acaba diyerek elli kere aynı cümleyi tekrarlıyorum. Ama bi gerçek var, ingilizceyi nekadar iyi bilirsem bileyim konuşmaya başladığım an sipastik özürlere dönüşüyorum. Olmayan kelimeleri var ediyorum, aşırı derecede tarih yazabilecek bir insanımda neyse...
Hasta'nın ingilizcesi okadar iyi değil. Yani parası ve kızları nasıl götürebilirim acabadan başka birşey düşünemiyor. Bir gün bu bilet almış ama mailine bileti aldığına dair onay gelmemiş. Yine kendisi birşey yapamadığı ve beceremediği için bana "Şüşü sen buranın customer service'ni arayıp niye mailima onay gelmedi diye sorabilir misin?," dedi. Bi baktım buranın customer service'ı ingilizce konuşuyor. Ya burayı arasam cepten bana girecek dedim, ayın sonunda ki faturayı hayal bile edemiyorum, bir de ingilizce, ben kesin bittim abi yani garanti. Hasta'ya "Ya sen ara sor ne olacak?," diyorum hani ben konuşurum da girecek olan faturayı düşünüyorum ben. "Ya yok ben ingilizce konuşamam şimdi sen ara," dedi. Ya dur şimdi. Okadar zenginsin madem paran var, onay maili gelmediyse bir bilet daha alırsın onay gelene kadar ne sanki 100 euro için bana mı giydirecen. Neyse emir verdiğinden değil, ulan şu ingilizce seviyemi bi deniyeyim dedim, bana attığı numarayı aradım. Adam ahdgkadghf diye birşeyler dedi, ben hemen "Hello, I can't speak englisch very well so I'm going to talk very slowly, is that oke?," adam oke dedi. Başladım "Yeah a friend buyed a ticket but he didn't get an e-mail for confirm," böyle birşey salladım. Adam hemen "oh oke that's no problem, do you have an e-mail address for me?," dedi. Çocuğa hemen yazdım, bana e-mail adresini ver diye. Çocuk bana bir e-mail adresi verdi sanki dersin ki tez çıkarıyo elli sayfalık mektup: cetniz.hastadag@bilmemne.ch . Dedim sıç abi gerçekten çünkü ingilizce alfabeyi kafamdan bildiğim yok. Bi ABC harflerinin ey biy ciy diye okunduğunu biliyorum. "The e-mail address is Çetniz dot Hastadağ at bilmemne dot ch dedim." ... "I don't understand you, can you please spell it," dedi. Sıç ya dedim sıçöz abi. Porçöz gibi pas ve kireç çözücü. Direk taşlara bayırlara ağladım, adama "Sure" dedim, başladım yağdırmaya:

- C harfi: Oke the, C from ABC (EY BIY CIY), so the third letter from the alfabet.
- E harfi: Uhmmm, the letter İY. "What did you say?" , the letter İY (E demek istedim). THE İY FROM ECONOMIC. JHADKGA Fak nerden geldiyse aklıma gerçekten fakirlikten gözlerim doldu bi gurur sardı vücuduma anlatamam.
- T harfi: The THİY (T yani), The THIY FROM TOMORROW dedim.
- N harfi: And than the NIIH. Uhmm N from Norway. Bunu çok cool dedim. Norway diyince bi iyi hissettim kendimi.
- İ harfi: The I from Ireland.
- Z hari: Dedim fak. Z harfi anayınki yani Z harfi ile bir ülke bile yok ya. Zonguldak desek anlamayacak adam nasıl yapacağım bunu ya dedim. Düşündüm adama "Oke the ZEY from the last letter of the alfabet ABC and then ZZZZZ. U know the last letter Zih? Oke, oke oh also the Ziy from ZARA, yeah yeah dedim. Ya hiç bukadar zorlanmamıtsım. Kan ter içinde kaldım gerçekten google'a girip "İngilizce alfabe" yazıp how to spell diye girecektim. Devam ettim.
- . (NOKTA YANİ): Hastanın gelmişinin geçmişinin içine bir kere daha ettim. Ulan bir e-mail adresinin ortasına nokta koymak da ne demek ya? "And then you have a point. U know dot com? Yeah u have to put a point dedim.
- H harfi: İçim söküldü artık yoruldum yemin ederim yıkılıyorum buraya gelene kadar 15 dakika geçti acım derken. The H from HHHHHHHongaria dedim. Böyle bir ülkenin varlığından habersizdim. Olmayan bir ülkeyi var ettim, sınır dışı ettiler beni. Aclıktan and the 10 points göo to HHHHHHHHHHHHHHongariya kafasını yaşadım. Adam telefondan "What the fak man," dediğini duydum. Ya sen yine iyi sabrediyorsun, ben sen olsam benim gibi bir müşterinin ağızına sıçardım da neyse.
- ASTADA kelimeri su gibi geçti işte geldik o son kelimeye
- G harfi: aradan tam anlamıyla 25 dakika geçmiş ve son kelimeye geldim. Bu hayatta Germany diyipde olaydan sıyırmak vardı. Ne desem yalan olurdu. G harfiyle isim mi olurmuş, G harfini ismine koyan yedi sülale önecisinin bitarafına yığdıraçam şu harfi be G harfi de ne demek ya? Düşün düşün abi aklıma bu kelimeden birşey gelmedi, adama: The G from Gargamel dedim adgakdhgfhdfgahjg GARGAMEL. Adam telefonda "whaaaaat?," diye gülmeye başladı. Ulan G diyipte bunu gargamele bağlayan tek varlığım galiba. Hayattan soğdum. Germany diyebileceğim yerde G from gargamel dedim. Bundan ne farkım kaldı? > NE ZAFERİNDEN BAHSEDİYORSUN? SEN SAVAŞLA AŞKI KARIŞTIRMIŞSIN???? < 

Adam güldü güldü en sonunda "There is no ticket reservation with this e-mail address," dedi. Adam ne yazdı gerçekten çok merak ettim. Tabii ki yoktur yani. Ağlayacaktım, benim ingilizcem bukadar kötü değildi ya ne oldu acaba. Adama en son "Thankyou," dedim gittim Hastaya, "Bilet milet yokmuş, gidersin bir tane daha alırsın," dedim. Otuz dakikalık görüşme bana girdi ya resmen neyin kafasını yaşıyorsun sen çocuk. Onay maili gelmediyse yenisini alırsın. Zenginsin ya sen hani herşeye elde edersin ya sen bravo gözden biraz daha düş. İnsan teşekkür eder en azından değil mi, onu da yapmadı. Neyse now benden uzak please, nereye yakın olmak istiyorsan oraya yakın ol. Ha bu arada Gargamel gibi burnun var okadar paran var git yaptır bence. Benim ingilizcem kendi kendime konuştuğum zaman dev professyonel de burda niye böyle bozdum ben anlamadım işte. Hep böyle bir kaç dili karıştıra karıştıra düştük bu durumlara. Hiçte öyle "OOO ingilizce biliyorsun?? Yaaa demek Almanca da biliyorsun? Sana Türkiyede çok iş imkanı var bence dene" gibi değil yani bilmiyorlar ki tüm dilleri karşıtırıyoruz. İch kann kein Englisch sprechen yerine Kızaaağm ich kan nicht kein Ingilizce sprechen yani isssooooo was mall das mall nein zart zurt akışına bırak nereye konarsa artık. Ama söyleyemediğimiz şeyler çok. Herkese karşı yuttuğumuz sözler vardır. Düğümleyip, çay içip yudumladığımız. Demek 14 şubat sevgililer günü yaklaşıyor? Nekadar nefret edici, itici, soğuk, cold, dangerouse, damarcı, yanlız, emo ve siyah bir gün ya. Ama o gün için söylemediklerimi söylüyorum please üstüne alın: bir adet Balenciaga çantası, bir adet LV cüzdanı, bir adet Diamond yüzüğü şöyle parlayanlardan yani ortada laluk gibi duran tek taşlardan değil, beyaz Porsche arabamın anahtarı "Hayatımın kadını bu sana," diyecek yani, İstanbul-Avrupa yakasında full camlı ve manzaralı bir evimin ev anahtarısı, iki metrelik pofidik bir ayı, bir sürü güller falan bukadarcık sadece ve bunları Şüşü'ne çok gördüler anne. Ya ciddiyim en son birine dedim bunları "Neyse Şüşü tanıştığımıza memnun oldum," dedi gitti yani bildiğin he is gone. Biri de bana "Senin cebinden de çıkacak birşeyler, hep benden değil," dedi resmen. YANİ BENDEN ÇIKSA SENİNLE NİYE ÇIKIYIM, PLEASE REALİZE. Benim geleceğe dair bakış açım: My man and I, I sit and pray but you pay aşkım :)

Garga,
Şüheda Özyar

NOT: Sana söylemediğim sözler arasında kayboldum.

*Bu arada snapchatten bana Almanca konusunda yardım eden ve yardım etmek isteyen: feyza_20, yeşim.shn, grille97, hamiideee96, enesss_57, zymn37, Çağla, yg.07, emregerçeker, daamla76, nacikoç ve mehtapaykaç ve daha çok yazamadıklarım hepinize çok çok teşekkür ediyorum ve seviyorum.*

G from Gargamel, YA GARGAMEL YA:
gargamel, ingilizce, hasta, dil, almanca, flamenkce, zor, alfabe, suheda ozyar, suhedaozyar, OHA, OHÁ, marka, blog, tshirt, tisort, bere, amsterdam, unlu, yazar

40% SALE on the OHÁ HIGH FIVE COLLECTION @ 
WWW.SHOPOHA.COM

Instagram: ohabysuhedaozyar
Snapchat: suhedaozyar
Periscope: suhedaozyar

01 februari, 2016

Stalk

Seviyesi

Stalklamakta zirvede olan tek varlıklar biziz galiba. Aha bakıyo bak vallaha baktı baktı, dur bakma sen dur bakma bakma Allah seni be bakma diyorum. FBI kadrosunu delirtecek deneyimlerde bulunuyoruz. Google'ı bile şaşırtacak gerçeklerin arkasına varabiliyoruz, Kankamla yaptığım iş birliğin haddi hesabı yok fiziksel geberirsin yani. Belki okulda sınavları almıyoruzdur ya da geceler boyunca uyuyamıyoruz ama BİTCH PLEASE YOU'RE TALKING TO THE WALKING DEAD. Sen ölü sanarsın ama varızdır o derecede psikopat. Saniyelerle oynarız böyle dakikalar bize çok uzun mesafe gibi gelir. Abartmayı sevmeyiz ama gerçekleri yüze vururuz yani we are dangerouse da bizi küçümsemeyeceksin işte. Tek gözle bakmayacaksın yani bizde yok yok. Bazen şu okul sınavları beynime girmiyo beyine o zaman anlayacaktım bu bölüm benlik değil diye. Hiç bir FBI'da gelip bana demiyor ki "Şüşü we want you,". Ulan istesem yedi sülaleni bile dizerim önüne de, just wait.

Bir işte başarılı olman için o işin üzerinde yıllarca tecrübeli olman gerekiyor. Şöyle bir baktığım zaman, yaklaşık 8 senedir ara sıra stalklıyorum ve şuan zirvedeyim. Ama stalk kelimesinin ne anlamına geldiğini bilmeyenlere: Stalk = birini/birşeyi araştırmak, doğruyu bulmak, yalanı yüze vurmak, rahatsız etmek amacın değil ama farkına varırsa nanay fişko. Stalk kelimesinin bir başka anlamı ise psikopat. Hepimiz bir psikopatiz, hepimizi psikopata bağlayan biri olmuştur hayatımızda. Şöyle ki stalklamak sadece kız ve erkek arasında geçmiyor. Kız ve kız arasında da çok popüler olan birşey. Mesela Hasta'nın ex nişanlısı, şuan muhtemelen yine beraberler yani kız okadar bok yemişlikten sonra namusumu aldın zart zurt ben öyle meleğim ben şöyle meleğim, Tuba, beni en son dev stalklamıştı. Fake hesaplardan takip etmeler, herşeyden printscreenlar işte Hasta'ya yollamalar "Sen bana yalan söyledin işte bilmem ne," dram üstüne dram, Yeşilçam film sahneleri tripler ne gerek var yani. Mesela ben seni hiç stalklamadım, gerek de duymadım, Hasta senin hakkında varını yoğunu anlatıyordu ben sormadan. Mesela yeni yılda beraber Parise gitmişsiniz, Hasta'da bana sırf oraya seninle beraber yatmak için gittiğini söyledi. Sende verdin kendini mesela, o dönemde hastaymışsın. Sonra çocuk kullandı seni, fort Amsterdama geldi gibi birşey. Bu stalk değil ama senin yaptıkların stalk. Çekememezlik yani, kıskançlık gibi eş anlamları var.
Ama hayatım boyunca herkesi stalklamışımdır. En son Burak ve Fahriye ayrıldı mı lan acaba diye merak ettiğimde tüm hesap ve yorumları karıştırdım. Google'da ayrılık haberlere baktım ama yok, demekki harbi adammış yani. Bir umut ayrıldılar diye belki benimle çıkar da bende ki bu şanssızlıkla bırak Burağı, Murat bile bekarken bakmaz yani. Eskiden dev stalklardım, lise'de hoşlandığım bir çocuk vardı, okula giriş, çıkış, evimin önünden geçtiği saat ve dakikasını bile biliyordum. Hayatımı kendi saatlerime göre ayarlıyacağıma çocuğun saatlerine göre ayarlıyordum. Manyak gibi her yerde bunu araştırıyordum, gram konuştuysam yemin ederim çocuğun benim varlığımdan haberi bile yoktu ama benim arkadaşlar bana "seninki," diyordu. O derecede mutluluk. En son bu çocuk bana okula yanıma gelip "Her gün beni takip ettiğinin farkındayım, korkuyorum senden," demişti. Yık yık anasını satıyım tüm dünyayı başıma yık be. O gün ölmüştüm. Stalklamanın bin bir tür çeşiti var. En son kuzenim Rus yanıma gelip, "Şüşü abla bak şu çocuğun eski sevgilisi varmış, bana bir araştırsana," demişti. Parayı devreye soksam milyonler olmuştum yemin ederim. Çocuğun bir ismi yetti, eski sevgilisinden tut o kızın kankalarına kadar bilgi verdim. Ah şu sosyal medya hesapları var ya. Gizli profil olduğunu gördüğüm zaman printscreen çakıyorum. Zoom yaparak kızın güzel olup olmadığını görmem lazım. Bazen dışarda bi güzel kızlar görüyorum "amk gargamel gibiyim ya," diyip depresyona giriyorum. Mesela bana biri asla yalan söyleyemez. Söyler tabiiki ama söyleyemez yani çünkü doğruyu bulurum. Ben Ahmetle dışardayım dersin, bir saat araştırma sonucunda café'nin ismi ve cinsiyle, arkadaşların tipinden o café'ye incheck yapan kızların profiline bakar, café'ye notumu verir bir daha gitmeyeceksin der, oturduğun masa numarasına kadar yüzüne vurur ayrılırım. Bu yüzden bir kıza yalan söylemek is not good. Lisedeyken bir çocuğun adını öğrenmek için öğretmenin sınıf dosyasını karıştırırdım. Çocuğun resmini bulana kadar araştırır bir sene boyunca ismine aşık yatardım. Manyak mıyım lan ben. Ulan sırf bu stalklarımın yüzünden arkasına vardığım doğrular yüzünden bir ara Orhan Ölmezin albümünü baştan assağa ezebere biliyordum ya. YOU'RE EX IS MY MISSION. Ya eskiden gizli numaradan arar şarkı dinletirdim be, ne üzdünüz beni. Hatta kendimi stalk konusuna okadar vermişim ki DNA'mda kesin bir bağlantı olduğunu düşünüyorum. Bir gün yine otobüsdeyim. Yanıma bir çocuk oturdu. Elinde telefon. Göz otomatikmen kayıyor ya, göz gidici yani. Kaybettik. Çocuğun ekranına gitti gözüm. "Kalbim," diye kaydettiği kızla konuşuyormuş şimdi kıskanmadım desem yalan olur. Kızın adını hemen kahpe koydum, çünkü çocuk yakışıklı. Sonra bakıyorum işte bakıyorum derken çocuk birşeyler yazmaya başladı kıza, "Sana vereyim telefonu da sen yaz istiyorsan?," diye. Ulan ilk önce anlamadım, baktım çocuğun içine girecem jeton düştü. "AY VALLAHA BAKMADIM YANİ GÖZÜM KAYDI GERÇEKTEN ALLAH AYIRMASIN SENİ KALBİNDEN YANİ GÜNAH BE," dedim zort hemen ilk durakta indim. Ya herşeyi geç çocuğa trip attım resmen. Sen git kalbinle konuş ben kimimki der gibi adhgfkahgdy hormonlarım bozuk yemin ederim be ofh.

OHÁ kızım onunla mı çıkmış? Bununla sonradan da ayrılmış, yok artık sana mı yazıyo ayyyyy arkadaşını bana yap lan n'olur hep kendine buluyon amk kuruduk be. Böyle dev bencil arkadaşlarımda var benim. Hep kendine hep yani bana yoq. Whatsapp grubların içinde dönen sohbet ve muhabbetlerden haberin olsa iki hafta içeri yatarız. Dünyanın en rezil şeyi kankanla bir café'ye gidip gözüne kestirdiğin çocuğun saniyesinde tüm hareketleri karşı tarafa aktarmak. Aha baktı, elindende telefon düşmüyo ya Allah bilir hangi kahpeyle konuşuyor ya bak bak inanmıyorum aha dönüyo kanka dönüyo ayyyyyyy lan. Lan götünü döndü, al işte. Al al dedim sana şurda oturalım diye çocuk anladı be offff. Ne acayip varlıklarız. Ama sadece kızlar değil erkeklerde stalk konusunda iyiler. Mesela okadar yağdırdım Hasta'ya, gelmiş kırk kere private araıyor beni Şüşü ne olur aç konuşalım nolur diye. Sanki bilmiyoz he he, sanki sen değilsin bu tamam ce-ne-me tamam aferin sen değilsin o ruh. Korkudan kimse anlamasın diye de Barca inceck fotoğraflarını silmişsin, kimse bilmesin seni diye. Bitch please, ben seni stalklamıyorum ama seni stalklayıp bana gelip gülenler çok var so no problem. BIZ KIZLAR BIR BIRIMIZI TANIMASAK BILE BEST FRIENDS FOR EVERIZ.

Ay pardon,
Şüheda Özyar


NOT: Güvendiğin dağlara kar yağdığı zaman da hep güneş açar unutma.

Stalk taktiklerimden biri:

suheda ozyar, suheda, OHÁ, oha, blog, tshirt, tisort,komik, stalk, stalklamak, fbi, kizlar kadin

*Pofidiğim*

40% SALE on the OHÁ HIGH FIVE COLLECTION @ 
WWW.SHOPOHA.COM

Instagram: ohabysuhedaozyar
Snapchat: suhedaozyar
Periscope: suhedaozyar

24 januari, 2016

Kardeşim benim

Gala

BURAAAAAAAAAK. Burak, Burak, Burak ayyyy dur Muraaaaat, Murat, Murat MURAAAĞĞT ayyyyy Burak ya Burağa bak ayyy BURAĞA BAK YA SO HOT LAN DANGEROUSE ALLAH BE ALLAH YARATMIŞ YARAPPİM ama Murat is single dur MURAAAAAAT MURAAATT AAAAGGGHGAJGFDGHF ya fak that be BURAAAAĞĞĞK BURAK LÜTFEN. Bağır Şüşü bağır evet, orada 1000 Türkün arasında zaten adam dönüp seninle göz göze gelip evlenecekti hemen dimi aferin, don bir de üç saat orda sen sırf Burak Murat için. Aferin saçın da dağılsın, makyajında bozulsun, tipinde kaysın, heh yağmur da yağsın aferin bravo valla. Hiç yapmayacağın şeyleri yap ama ina-na-mı-yo-rum BURAK ÖZÇİVİT IS SO HOT ALLAH BELAMI VERSİN YA ADAM, ADAM YA ADAM RESMEN AMİN ALLAHIM AYNI BUNDAN OLSUN YAA TAŞŞŞŞ BE TAŞ!!

İnanamadım, resmen ya bak hayatım boyunca bir oyuncu için dışarda donarak beklemem be fakir işi niye bekliyeyim. Çağatay Ulusoy gelse, beklemem mesela veya Tarkan gelse yine beklemem ama bitch please konu Burak Özçivit ve Allah yanına bir de Murat Boz vermiş, ben ka-çı-rır miyim? Ben? Hayatta bu anı kaçırmam, değerlendiririm. Dev değerlendiririm hemde o adamları göreceğim. Okadar duâ ediyorum bir kere de canlısına şahit olayım ya. Televizyondan daha yakışıklı olacaklarına inanamadım ya. Ergen kızlar gibi hissettim kendimi ama please. Oh lordness please, o adamlar, o adam, o Burak, o bir Murat bunlar neydi yaa. Takım elbise giyinmişler... ulan TÜH BE, TÜH YEMİN EDERİM GELİNLİKLE GELMEM GEREKİYORDU YA. Sevenleri ayırmıyorum, Fahriye ve Burak dev yakışıyorlar ama ben ve Murat olurduk ya. Eskiden odamda Harry Potter'ın posterleri asılıydı, nereye gitsem sanki çocuk posterin içinde beni takip ediyordu "Ya Harryyy bakma ya," diyeli oluyor 8 yıl. Bu sekiz yıl sonra ilk kez birine atlar gibi bekledim soğukta. O adam buraya gelecek. Bir gün bende muradıma ereceğim. Once upon a time.
Kanka diye hitap ettiğim bir kişi var, o da Kanka'm. Şimdi Kardeşim Benim galası var denildi, kız ne yaptı ne etti 15 dakikada 8 tane salon için biletler satıldı, bitti. Benim Kanka'mdan da kaçmaz, kız iki cumburlop üç hoş beş iki tane bilet aldı. Saat 19:30'da kırmızı halıya gelecekler vesaire denildi. Biz de inandık. Saat 4'de oraya gittik. Ya gitmeyelim boşver ne olacak dedim. Ama benim Lal diye bir arkadaşım var, geçen karşılaştık. Kız bana "Cuma günü galaya gidiyorum kızım saat 3'de ordayım," dediği andan beri Kanka'ma yağdırmıyorum. Dörtse dört ulan, Burak için giderim. İki ergen kızlar gibi gittik sinemaya. Sinemanın önde kırmızı halı, benim ve benim gibi düşünen 70 tane kız daha var dedim, Allahın fakirleriydik, beklemeye başladık. Hemen Kanka'mı sattım, önde ben durdum. Bi baktım Lal orda. Gittim yanına 5 dakika boyunca konuşmadan güldüm "Ne durumlara düştüm ya," dedim. Ama Herşey Burak Özçivit için, herşey Murat için ama Burak ön planda, hepsi senin içindi Burağım. Saat oldu beş, altı, yedi. Ya yağmur yağmaya başladı, işte sen söyle makyajımdan eser yok, saçım oldu dalgalı, şemsiyem de yok, ellerim dondu, kaç yüzlük ayakkabımda ısınma sistemi bile yok, verdiğim paraya yazık, dondum. Donduk ya. 70 tane kız vardı, oldu 500 kız. Ya dedim bukadar kız arasında Şüşü adamın seni görmesi zaten imkansız ya. Bazı insanlarda içerde cama yapışmış bekliyorlar. Ay bir de bir kapalı kadın vardı camın arkasında üç saat kıpırdamadan bize bakarak güldü. Halime ağladım.. Yanımda tanımadığım kızla best friends forever oldum. O yağdırıyo ben gazlıyorum. O bağrıyor ben düzeltiyorum o derecede bi samimiyet. Donduk yani. Rezil rezil. Arkamda tanımadığım kız bana ikide bir mendil verip durdu, burnum dondu yok telefonum ıslandı diye. Bi samimiyet bi öz güven var kızlarla aramızda anlatamam. Ama hepimizin amacı belli, BURAK sonra MURAT belki Aslı ama neyse. En son işte kızlar bir birini itiklemeye başladı, yanımdaki kız "YİTMEYİN YA YİTMEYİN," diye bağırdı. Bi bakış attım "Yitmeyin de ne lan?" diye sordum. "Ya yitmesinler eziliyorum," dedi. Allahım bak, gör bak bak hava okadar soğuk ki kız bile şaşırdı ya donduk dedim, "İtem o itme, yitme de ne," dedim. Neyse önümüzden bir adam yürüdü, şurada ki rezilliğimizi video'ya çeksin diye eline telefonumu verdim "çeker misiniz?," diye, adam telefonu aldı, mal adam ya vallaha mal, beni çekti telefonu bana geri verdi. Hay dedim bu işin içine ya. Neyse saat oldu 19:30 hala ne Burak var ne Murat. Kızlar çıldırıyor, YUUUH diye bağırıyoruz falan hatta Murat Boz'un "BEN ÖZLEDİM GALİBA SENİİİİ, BU YÜZDEN BU KADAR SİTEMLERİM," şarkısını koro halinde söyledik. Organizasyondan bir kadın geldi işte adam gibi olun yoksa gelmezler diye bir de el kol hareketleri tehditler savuruyor, haberi yok 1000 tane Türk kıza karşı konuşuyor, seni döverde ezeriz lan el kolunu indir. Buna da uyuz olduk. Ya yanımda bi kız var cetvel gibi kalem almış imza için. Ben evlilik hayalleri kuruyorum adam beni görecek trak aşık olacak da bilmem ne sen gelmişsin kapıyla imza istiyorsun. Neyse o da birşey aslında, evet der gibi. Evet evleniyorum. Tam 3,5 saat dışarda donarak bekledim yağmurun altında, tam bir Notebook filmin baş kapağı gibiydim, Allah belamı versin bak hayatta bir daha yapmam. En son bunlar bi minibüsle giriş yaptılar. Kim bağıracak ya, ben mi? Hayatta bağırmam ya o ne öyle fakirlik ha-ha-ha, derken sesim horoz gibi BURRAAAĞKKK, BURAAAAAAĞĞĞĞHH AAAAAAAAĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞĞ diye çığlıklar ay benliğimden çıktım, ay bağrıyormuyum mu bu ne kız ay içimde ki Burak aşkı, platonik aşk buymuş demek BURAAAĞKK bi baktım arkasında Murat lan kime bağırsam diye şaşırdım valla BURAAAAAK MURAATT derken BURAATTT diye bağırmaya başladım yani ikisi birden artık kime denk gelirse. O kafayla Aslı'yıda görmedim ya. Ama guess what? O-ka-dar ama o-ka-dar şanssızım ki bak yemin ederim bu dünyanın en fakir fukara şanssızlığı benim üzerimde, sen o kadar saat bekle bu minübüs önünde dursun, tüm bodyguard'lar önümü kapatsın (boyda yok zaten), üstüne üstelik tam bunları göreceğim, video çekeceğim derkende telefonum kapanmasın mı. YA ALLAH BELANIZI VERSİN YA, ÜÇ BUÇUK SAAT YA ÜÇ BUÇUK. DON-DUM.

Ama gördüm. Abi dev yakışıklı dev bak Allah çarpsın be Allahım böyle birini ya copy paste kaderimin kitabına yaz yarappim ne olur. Dev feministim ama Burak için değilim. Özür dilerim hep kırolarla konuştum ama lütfen ya bi Burak Özçivit olsun ya, ya da Murat Boz is also possible. Adam nasıl yakışıklı ya, bi karizma var yemin ederim o arabadan bi bakışı yetti ömrüme. Nekadar çalışsam o karizmaya elde edemem ben ya bende istiyom. Ya paran pulun umrumda değil ya böyle bi karizma, adam gibi adam resmen beeeee BURAAAAAK, AŞKIM YA HAYATIM BURAAATT. Bize içerden gülen o kapalı ablaya'da sonra kahkaha attım. Ulan okadar insan içerde duruyo en son camlar buharlandı böyle birşey göremediler hahahahaha. Umrumda değil ya kim beni çektiyse ama Burağı gördüm ya. Ha elime ne mi geçti? Birşey geçmedi, hasta oldum, titredim yani, orada benim yürümem gerekiyordu ama ben bekledim. Bir gün Allah nasib ederde ben yürürüm belki, who knows? Ama film güzeldi şimdi gerçekten beğendim, tebrik ederim, hatta Kanka'ma "ulan böyle abilerim oldu da hasta olup da iyileşmedik mi be" dedim. Ya ne rezildi be, üüüüüç buçuk saat adamın gelmesini götüm donarak bekledim resmen ya, bi fotoğrafım bile yok. Sonra internette bir kızı gördüm, kız ağladı diye Burak fotoğraf çekildi bir de yanağından öptü içim ürperdi yemin ederim ya koptum köşe bucak BİZ İNSAN DEĞİL MİYİZ, BEN SENİ KAÇ SAAT BEKLEDİM BE....

BURAATT,
Şüheda Özyar


NOT: Değeceğini bilsek, beklemeyi de iyi biliriz biz.


Orda bağıran ben değilim:





40% SALE on the OHÁ HIGH FIVE COLLECTION @ 
WWW.SHOPOHA.COM

Instagram: ohabysuhedaozyar
Snapchat: suhedaozyar
Periscope: suhedaozyar

10 januari, 2016

Old skool

Bu neyin kafası?

2010 senesi Facebook dönemimde paylaştığım herşey için özür dilerim. İnsan alemine full zarar verdiğimin farkında değildim. Elli kere e-mail adresimi değiştirdiğim ama 61'i hiç eksik etmediğim için de Hotmail'den özür diliyorum. Hepimizin bir nickname'ı vardı gerçekten Bağcılar çocukları gibiydik. Aşırı kro. Öyle e-mail adresler açmayı hiç istemezdim, gerçekten maniakstyle.61@hotmail.com demişim resmen geber. Utanç verici veya trabzongirl61 gibi, susuuuu.61 gibi , o 61'i T.C. gibi kullandığıma inanamıyorum. Sonra bi ara tişörtler ve kazaklar çok ünlüydü herkes nickname'ini kullanıyordu böyle, bastırıyorlardı. Kazakların arkasına "MANİAKSTYLE 61" yazdırdığımı hatırlıyorum. Öyle dolandığım için tüm arkamdan konuşan insanlara teşekkür ediyorum, bende konuşurdum sonuçta yani şimdi. Son noktayı da en son Facebook'da biri beni 2010 yılın postına taglemişti. Hahaha diye gülmek varken WHOUHOUHOUHO diye gülmüşüm. Ay ağladım resmen. Öyle nasılda gülmüşüm, nasıl insan sürümünün değişik evreni gibiydim. Özür dilerim, really.

Eskileri yeniden yaşamak istemezdim ama hatırlamasını seviyorum. Her zaman yeni şeyler ve yenilikler olmasını istiyorum. Ama her zaman en olumlu şekilde yürümesinden yanayım. Eskilere baktığın zaman, ay halimeeeee. Ayy şu tipime bak ya vallaha bak şuna bak. T.C. kimlik fotoğrafım bile 10 senelik. Adamlar beni görünce bir daha bakıyor, sonra bir daha bakıyor. Ben bile kendimi tanıyamıyorum yani "Ben değilim o. O değil ben yani. fake o," değil. Hiç birşey eskisi gibi değil. Pasaport kontrolünde duran polis abilere de aşırı saygım var. Ben benim resmimi görsem, ülkeye sokmazdım bizi kandırıyor diye. Yok yani adamlar bana bakarak "Bence bu T.C.'ni değiştirmelisin," bile demiyor. Gerisini sen düşün. Sen sadece beni düşün. İşin olsun ama gücünde ben olayım.
Eskiden nickname çok önemli bir noktaydı online olarak. Yeni çıkan bilgisayarlar vesaire. Sırada bekliyordum "NOLUR BEN GEÇEYİM BİLGİSAYARA YA NOLUR BAK," der gibi koltukta oturuyorduk. Dev gibi bilgisayar oturma odasının en pahalı aletiydi. Hepimiz onun karşısına geçmek için can atıyorduk. Çünkü bitch please, I have to make an e-mail account. Kaç tane e-mail adresi değiştirdiğimi hatırlamıyorum bile. trabzondangeldik.61@hotmail.com , esmergüzeliiim____________________61@hotmail.com , kaç kişi aynı e-mail'i yaptıysa artık o e-mail adresinde 7 tane alttre var. Abartırda abartırdık. MSN'de 100 kişi varsa, kesin onun 90'i fakedir. Böyle bir dönemdi bizimkisi. Hepsinin bir nickname'ı vardı. Benimki Maniakstyle- 'di. Aşırı derecede abartmıştım. İnanılmaz ama. Sen söyle, bi ara Turkishplace vardı. Ayy gereksiz gereksiz yüz tane profiller. Aldatan aldatana, çıkan çıkana, sonra herkes bir fame olma derdinde. Herkesin kendi tasarım tişörtler ve kazakları. En son arkadaşlarla oturuyorduk. Eskiden kullandığınız e-mail adresi hatırlıyor musunuz? Diye sordum, biri söylemeden gülmeye başladı. "Lan çok rezil be," dedi. Anlat falan yaptım hani merak ediyorum, sonra "Hatasız_cool_olmaz@msn.com" dedi, saygı duruşuna geçtim o an. O yaşta bu zeka ya anlam veremedim. Hem ingilizce hem Türkçe demek? E-mail adresi yaparken gerçekten nesi hoşuma gidiyordu hiç anlam veremiyorum. Tıpkı eskiden hiç bir fotoğrafta yüzümü göstermediğimi de hala anlamıyorum. Bi arkadaşım vardı o dönemler bana koşa koşa "Kızım fena mail adresi açtım," dedi. Nedir? diye sormuştum ice_girl93@msn.com demişti. "buz kızı?" diye sordum. "Fena lan fena değil mi," dedi. Allah var, şuan hala aynı e-mail adresi kullanıyor kız. Tüm iş görüşmelerine vesaire aynı e-mail ile baş vurdu hadshjkdgj. Bazen içeri mail girdiğinde Ice Girl diye başlık geliyor. Ağlasammı dört bucak gülsemmi bilemiyorum. Bence hatırladığın zaman, gülebildiğin sürece, eskiler güzeldir. WHOUHOUHOUH diye güldüğüm dönemler gerçekten neyin kafasını yaşadığımı merak ediyorum. Tüm harflerle gülüyordum HAUHHUAGHGUAHG diye gülme şekli yokken var ettim. Öküz gibi resmen. Alfabe'yi ağlattım ya gerçekten ne bu yani be veya o kıyafetleri nasıl giyiniyordum eskiden? O saç neydi öyle ya, ay o tipime bakar mısın ya lütfen. Ha demek o yüzden kimse beni sevmedi. Anladım. Ha bir de bu yüzden kimse benimle konuşmadı. Eskiden çok renkli kıyafetler giyerdim, şuan basic ve siyah. Black is everything anne, aynı ben. Aşırı Tripkolik gibiydim ve aşırı Sagopa, aşırı fanatik Trabzonsporlu aşırı şimşekli fotofraflar editing yapardım ama herşey aşırı tuhaf. Ya eski fotoğraflara bakıyorum, fak this diyorum. Şu tipe bi bakar mısın?????

Eskiler eskide kalmış olabilir, gülebiliyorsak ne mutlu bize. İyi ki de öyle e-mail adresi yapmışım iyi ki de gençliğimi İsmail YK'nın şarkılarıyla mahfetmişim. İyi ki de CD-player'i yanımda kapı gibi gezdirmişim içinde Gönül'ün şarkılarıyla. Sonrasında iyi ki mp3'umu boğazımda taşımışım "bu benim size yoq" der gibi görgüsüzüm ya ben. Bir de hepsini geçtim aşk hayatıma bakıyorum. Eskiden birşey niye yoktu diye düşündüğüm zaman şimdi bir cevap bulabbiliyorum. Ama now? Günah mı ya seni aşırı derecede çok sahiplenmem. Bizde böyle seviyoruz, napıcan. Hiç sahiplenmedik kimseyi ama sahiplendiğimiz zaman da tam sahipleniriz. Böyle içinden gelsin anlıyor musun. Bu kızı kaybetmek istemiyorum korkusu olsun içinde. Niye hep bir taraf dahada çok değer veriyor, daha çok seviyor gibi? Tek taraflı olmasın çünkü kalp bu, ilgi görmediği zaman kırılır. Umut ettiği zaman ümitsizliğe kapılırsa nefes alamaz. Çok sev, olur mu? Eskiden değişmeyen tek şey, herşeyi kafama çok fazla takmam galiba. Yoksa sana güveniyorum, ama ya bir gün gidersen?

Old skool,
Şüheda Özyar


NOT: İyi ki varsın dediğimiz insanlar bile bir gün iyi ki vardılar...

Sende beni bir gün bırakıp gittin Tamagotchi'm, ama sana en iyi ben baktım:

tamagotchi, 90, cocuk, olmak, old, skool, eski, e-mail, mail, msn, komik, argo, OHÁ, oha, suhedaozyar, suheda ozyar, amsterdam, hollanda, mp3, facebook

01 januari, 2016

Abart

Ay he he

Durumu olduğundan fazla abart aferin. Aynen bizde hiç yok ya bilmiyoruz zaten yağdır. Öyle güzel böyle dehşet, şöyle inanılmaz derken çıtayıda yükselt ki biz geberelim. Evet Anne o yerde ki saçların hepsi de benim, zaten bi bende saç var dimi tüm hormonları üstüme saldınız kurtuluş yok. Öyle böyle değil, saat 12 diye kaldırıyorlar, ama saat daha 9. Her evde saat konusunda abartan insanlar vardır. Benim kanımada yavaş yavaş işledi artık herkesi 1 diye yedirip 7de uyandırıyorum. Karma is a bitch.

Şu yeni yıla Allahım ne olur bir kere ya, once once istediğim gibi gireyim. Yani mutlu gireyim ne bileyim huzurlu gibi, istediğim yerde, istediğim kişilerle böyle abartısız ama olması gerektiği gibi. Uyuyarak girdim resmen. Evdekilere "Neyse 2016'ya uyuyarak gireyim de tüm senem rahat geçsin," dedim. Bu kafayla da uyudum. 2015 nasıl geçti sorusuna, ilk yarım senem dehşet, sonrası fiyasko. Yeminle stress küpülü bir 2015 geçirdim bir günden sonra, şimdi 2016 diye yeni sayfa falan açacağımız da hepsi bahane. Yani bu sene bana para getirsin. Para para para getirsin. Tüm aile ile birlikte kutluyoruz şimdi, yemek vesaire eğlenceli. Bu sene Şüşü çok daha durgundu diğer senelere göre. Bir kutu yaptım, üzerine "Şüşü 2016 yılı için size ne diliyor?," diye içine 48 tane aile ferdlerini saydım böyle, tam tamamıyla 48 tane dilek hazırladım. Tüm dileklerim "Para," ... "Para," ... "PARAĞĞĞ," üzerineydi. Sadece bir tane dilek "Fakirlik. Fakir seni," diye yazdım. Mutluluktan ağlıyacağımı falan düşünüyordum gerçekten yani aileden biri fakir olacaktı. Herkese dağıttım. "Bakın sesli şekilde okuyacaksınız," dedim. Herkes heyecanlı heyecanlı, ben onlardan daha heyecanlı. "Biiir, ikiii, üç," dedim. Allah belanızı vermesin ya. Bazı dileklerin üzerine PARAĞĞĞ yazdım, annem gelmiş bana "Burda Parag yazıyor," dedi. Ay ağladım. Dedim bozun oyunu bozun. Sonra bekledim işte biri "Fakirlik," diye bağıracak diye. KİMSE söylemedi. Aileden biri kendine fakirliği yakıştıramadı akdhgkafhjdg. Oturdum moralim zaten bozuktu iyice bozuldu. Ya şaka bu şaka yani abartın ya yemin ederim çıkacak hali yok.
Bir kıza dev uyuz oluyorum, ve bir kız bir kıza uyuz oluyorsa ortada sorun var demektir. Neyse bu kız işte sağda solda "Ay öyle mutluyum, böyle mutluyum," diyip geçiniyor. Ama niye mutlu haberim yok hiç. Ve ben aşırı derecede meraklı birisiyim. Bu kızın mutluluk formülü öğrenmem gerekiyordu. Gittim kızı gördüm, "Aaa naber?," diye sordum. "Ya çok iyiyim," dedi. Abart abart, ben bile öyle birşey dediğimi hatırlamıyorum ömrümce ya. Kıskanmadım tabiiki. "Ya çok sevindim, hayırdır?," diye sordum. "Ya eşimi çok seviyorum ya inanılmaz, iş bitince ona gideceğim diye sabırsızlanıyorum," ... WHAAAT. Evliymiş??? "Kaç yaşındasın ki?," ... "21," dedi. Ölümde var sonunda gülüm de var şarkısına bağladım kendimi. "Yaa, maşAllah kaç senelik?," ... "1 yıldır evliyiz," dedi. Vallaha ölecem bak 20 yaşında evlilik yapmış. "Nasıl peki anlaşabiliyor musunuz?," diye sordum. Bak kız başladı: "Anlaşmak mı?? Şaka mı? Biz bir birimize çok bağlıyız. Ne ben onsuz ne de o bensiz yapabiliyor. Çok seviyorum eşimi çok. Aileside beni çok seviyor, hiç gelinmiş gibi davranmıyorlar bana. Evin prensesiymişim gibi davranıyorlar. Hiç evde iş yapmıyorum gerçekten. Dünya ya bir kere daha gelsem yine bu adamı severim, hatta daha erken evlenirdim. Bu adam benim herşeyim çok mutluyuz, inanılmaz. Elimi sıcak sudan soğuk suya sokmuyor, ben mutsuzsam o benden mutsuz canım eşim ya aşığız çok" dedi ay benim iflas. "HE ABART ABART," dedim. Kız bi baktı ama bilinç altında olmadan söyledim bunu yani cidden ağızımdan fırladı. "Anlamadım?," dedi. "Anlamanı istemedi eşin ondan anlamadın, Allah bozmasın, abartılı olsun herşey abart," dedim. Kızdan uzaklaştım. Kusacaktım yani bukadar olayı özene bozene, perfect anlatmaya ne gerek var ya biz yaşamıyoruz diye neremize sokuyon bu lafları. Geçen de hamile olduğunu öğrendik. Mutlu anne rolünü oynuyor kız 21 yasında, ay ben nerden atlasam acaba? Kusacaktım yani okadar mutluluk bana fazla. Gerçekten bazı insanlar dev abartıyor herşeyi ne gerek var? Övmeye ne gerek var mesela. Geçen yerde bir tane saç vardı ya bir tane, evdekiler "BU KILLARIN HEPSİ SENİN!!," diye isyan ettiler. Vallaha billaha da değil yani yemin ederim. Bir toz görsünler, ev pis. İşte açık ayakkabı giyecektim "DONACAN," dediler. Düğüne gidiyorum düğüne. Açık hava tiyatrosuna değil yani. Kapalı, closed.
Bilmiyorum ya çoğu şeyi abartmaya gerek yok, bazen bilinç altında olmadan insan abartıyor hani de mutluluğun dozunu da kaçırmamak lazım işte.

2016 yılı için ne mi diliyorum? Gerçekten mutlu olmayı, ama beni hak eden insanlarla. İnsanlar için seçenek olmamayı, gülmeyi, huzurlu olmayı. Sınavlarımı almayı, işlerimde başarılı olmayı. Güzel haberler almayı. Sonraaa, her hafta ya da her gün Maison de Fleur gülleri almayı, gelecek zaman için Tiffany & Co pahalı yüzüklerden ama pahalı üzerine basa basa, beyaz Porsche arabam olmasını, Balenciaga çantam, Valentino ayakkabim hepsi listemde o derecede. Gerçek dostluklarla kalmayı, hatta ve hatta gün gelip bende "Oyle mutluyum da böyle huzurluyum da ölduk ölduk geberdik," demeyi çok istiyorum da şuan hiç halim yok ya BIRAZ MUTLU OLALIM DEDIK HARAM MIĞĞ.

2015'in amk ben,
Şüheda Özyar


NOT: Boşa geçen bir yılın hiç oldu mu senin?

Aynı ben:

2016, new year, yeni yil, oha, OHÁ, suheda ozyar, evde, uyumak, uyuyarak, eglence, bomba, komik, argo, blog, unlu, amsterdam


18 december, 2015

Yanlış

Hata üstüne hata ya

Ne yapsam yanlış zaten. Sağa gitsem sola dönüyorum. Sınav sonuçları beni ağlattı zaten. Herkesin gözüne de bi ben batıyorum galiba. Sonra herşey mi yanlış gider bir insanın hayatında ya, zıt yönlere doğru kayar mı bi insanın kaderi yemin ederim dört köşe geberdim. Ama olamaz ya, ben böyle birşey görmedim. Herkesin hayatında bir poncik dönemi vardır da bende her ay mı olur ya. Yanlış üstüne yanlış, ha yanlışı ben yapsam gam yemeyeceğim, tanıdığım insanlar benden hatalı çıkıyor. Nekadar da Dildo bana, "Elinde olanın değerini bilmelisin, olumlu yönlerden bakmaya çalış," dese bile bir yerde takılıyor insan işte. Şöyle bir bakıyorum da elimde: şu var hmmm, bu da var... şunlar da var ama o yok. O da yok, şu hiç yok... bu da olmadı... ama ya yemin ederim bak olumsuzluk üzerinde hayat çizgim kurulmuş geberecem.

Yanlış yapmak bizim elimizde olan birşey değil. Biz hep doğru sandığımız yoldan gideriz. Doğru sandığımız insanları tanımaya başlarız veya sınavda doğru sandığımız sonuçları yazarız. Sonuçta, bir gün yanlış yaptığımız ortaya çıkar. Doğru yoldan gittiğini sandığında o café'nin diğer tarafta olduğunu anlarsın. Vaz geçersin, gitmezsin yani çünkü o yolu kim geri yürüyecek? Okadar ilerlemişken geri gitmeye gerek yok. Bu aralar çok istediğim birşey olmadı, hiç istemediğim birşeye bağlanmaya başladım, yanlız kalmayı herşeyden çok istemeye başladım böyle uzak kalsam da rahatlasam gibi... Sanki 2015 bitse de 2016'da herşey düzelecekmiş gibi. Herşey bir okadar da karışık, herşey bir okadar da belirsiz, darma duman, parça purcuk isyan.
Neyse, hayatında bazı yaptığın yanlışlar senin aklında kalır. Nasıl yaparım o yanlışı diye? Nasıl ya nasıl? Bunlardan bir tanesi, lise son'da ki Biyoliji dersin son sınavı. Yani bunu alırsam diploma elimde olacaktı. Hayatımda hiç bir sınav için bir hafta önce falan başlamam. Son gece başlarım, sabaha kadar, çünkü mantıken baktığın zaman anca öğrenirim diyorum. Neyse bu sınav için üç ay önceden başlamıştım. Çalış çalış, sınavı alamadım. Diplomayı alıp almadığımı öğretmen bana açıklarken işte alamadın falan dedi, nasıl yani? Biyoliji sınavını alamamışım. Niye diye sordum? Kadın iki dakika güldü. Kadın hayatı boyunca: "Karında ki bebeğin chromosonlardan kız veya erkek olduğunu nasıl anlarsın?", sorusuna böyle espirili bir cevap almadığını söyledi. Oysa okadar emindim ki doğru cevabı verdiğime kadın sınav kağıdımı bana gösterip: HAHAHAHA yorum yazdığını gördüm. O derecede berbat. Benim cevabım buydu: "X ve Y chromosonları vardır. Karında Y choromoson göründüğü zaman o bir erkektir. Çünkü Y choromonun kuyruğu var, erkeğin de bi sallantısı var, yani Y=erkek. X kapalı olduğu için, X=kız". Gül gül öğretmen geberdi. Madem okadar gülüyon verseydin ya diplomayı. O gülüyo ben ağlıyom. Lan diplomayı alamadım neresi komik bunun? Üç ay ya, üç ay önceden başladım çalışmaya. O günden sonra bir gece önecen başlıyorum, valla 55i de tutturuyorum. Neyse sonunda diplomayı aldım işte ama hayatımda unutmayacağım yanlışlardan biri buydu benim. Hala doğru cevabı bilmiyorum hahaha, gayet mantıklı geliyor yani. Bence benim strateji'm bir dahi.
Bir yanlış daha: karar vermek. Karar vermekte çok zorlanırım. Terazi burcu olarak aşırı derecede dengesizim. Bir soru üzerine saatlerce düşünürüm. Yapsam mı, yapmasam mı? Düşünsem mi, öleyim galiba? Die valla ben go. Ne giyinsem, yoksa evde mi otursam. Sonunda verdiğim karar hep doğru karardır, ama doğru karara varana kadar canım çıkar. Bazen ne yesem ya? Diye bilmediğim dönemler aç kalırım. Türkiye'de yaşadığım dönem çalıştığım şirkette ki ingilizce seviyesi eksilerde sürünüyordu. Bir çocuk vardı, aşırı derece küfür, kimseye saygısı olmayan bir tip. Herkesin de bir dövme merakı var Türkiyede anlamadım. Öyle infinitiy, böyle sonsuzluk derken bu çocuğun kolunda bir dövme vardı ki kendimi sorguladım. Lan doğru mu yazıyor acaba diye kırk kere düşündüm. "Every has a new beginning." Dedim Allahalla ne yazıyo lan burda. Her'in yeni bir başlangıcı vardı. Sapık değilim ama bir gün boyunca bu çocuğun koluna bakıp durdum. Ingilizcemi sorguladım. Okadar da kötü degildim yani biliyoz iki cümle. Every nasıl olur da new beginning'a bağlar ya dedim. Böyle present simple, şöyle past continius derken yoq. Gittim çocuğa dedim ki "Ya bu: Every end, falan olmasın?," ... "Evet ya öyle olacaktı bak düzeltti adam," dedi. Yemin ederim o dövmeyi yaptıran adam o cümlenin altına cukko gibi THE END yazdı. Bir de THE ekledi oraya. Yani cümle "Every THE END has a new beginning," oldu. Ay ağladım gülmekten. Lan dedim, yeni başlangıç olmasa da olur bu ne ya kolunu mahfetmiş. Marifetmiş gibi dolanmakta var tabiiki. Hangi kafayla koluna "Every end has a new beginning," yazdırmaya karar verdin ya? Hiç mi aklında yok, hiç mi bilinç altında yok yani, ben olsam oraya "Bugün de ölmedik amk," yazdırırdım valla her gün koluma baka baka "Ulan ölmedik valla jhsgfdjkh" der olumlu olumlu geberirim bir gün.

Hayatım boyunca bak vallaha da billaha da hep yanlış olaylar, kararlar, insanlar. 23 senedir bu dünyadaysam bi embrio dönemleri çok mutluydum galiba. Ya çok önemli abi çok çok bir gram mutluluk cidden çok önemli. Allah hepimizi doğru insanlarla karşılaştırsın cidden, mutlu olalım hepimiz, lütfen kendinizi üzmeyin be ECHT* mahfediyoruz kendimizi. Ne gerek var ya baksana şuna mübarek CUMA günü. Daha ne istiyorsun, yanında DİLDO gibi bir kankan olduğu sürece herşey tamamdır. Kendinizi sevin önce ya, git bi aynaya bak, mutlu ol, etrafında sana günaydın veya Osman diyen insanları sev. Tamam belki bok gibi bir ülkede oturuyorsundur ama onuda güzel yapmak senin elinde. N'olur çocuk evlenme teklifi boğazda yatın içinde olsun, yüzük Tifanny & Co ama öyle cukkosundan değil, bildiğin TAŞ yani, sonra beni her gördüğünde böyle toplu güller 150 civarı için herşey oke bir de düğün Four Seasons İstanbul bosphorus ya da Çırağan :( Bukadar ya. Seni seviyorum ulan. EVERY HAS A NEW BEGİNNİNG.

Bunu unutma: ÖNCE SEN, kendini çok çok sev cidden ama önce sadece kendini, aynaya baktığında "bugünde yıkılıyorum lan, yanlış giden birşey varsa elbette iyi giden birşey de olacak," de, sonra gülümse çünkü bu sana çok fazlasıyla yakışıyor. Ya bırak seni üzenleri, bu da bir sınav, nasıl üstesinden kalkacaksın sorusu? Ben sen olsam herşey yolunda gidecek zaten bir gün diye düşünüp açık çay içerdim. Çünkü çay'ın muhabbeti bir başka. Sende herkesden başkasın. Güzelsin. Doğrusun. YOU'RE THE BEST, FAK THE REST.

THE END,
Şüheda Özyar


NOT: Her insanın farklı bir seni seviyorum'u vardır...

ECHT = cidden

İngilizce ve boş vermişlik seviyemi karışıtırınca ben:

never mind, joy go tune gitsin, yanlis, hats, dogru, yol, suheda ozyar, OHÁ, mark, t-shirt, tshirt, marka, amsterdam, istanbul, the end, dövme, tattoo