Pagina's

Posts tonen met het label telefon. Alle posts tonen
Posts tonen met het label telefon. Alle posts tonen

22 oktober, 2014

Şarj

Bitti bitti!

Dolu ya idare ederim 100'de şimdi. (1 saat sonra): AL BİTTİ BİTTİ N'OLDU? Sevgilim bile yok lan ne ara 30% oldu valla bunalım, valla terk-i diyar bu ne be! İlla uçuş moduna koymam mı gerekiyor bu nasıl bir on-social-life böyle. Tabii cnm mesaj atan yok biliyoruz ama illa bi atan olacak hani o 24 saat boyunca (kimse atmadı). Sen şarjsın ya sen bukadar çabuk bitemezsin. Senin bitmeye hakkın yok. Sen sevgili değilsin, niye trip atıyorsun. Ama aslında... sevgili olsan kesin seninle evlenirdim. İnterneti kapat, ışık mı? siyah ekran olsun, whatsapp? sms atabilirsin, eski fotoğraflara bak "bu nedir ya" de ve hepsini sil, sonra oyunları sil, uçuş moduna koy kendini... veeee... beş dakika bile olmadan uçuş modundan kaldır, "kesin mesaj geldi," diye düşün ve bir şey gelmesin. Sen boş umutlara kapılma. Kapa kapa, kapat şunu, koy uçuş moduna biraz da ulaşılmaz ol a aaaa kalmış orada 20% şarj zaten!

Telefonu anladım ama niye bu telefonun şarjıları bukadar çabuk bitiyor? Evet işte hepimiz bu sorunun cevabını öğrenmek için buradayız veya hepimizin şarjı bitti bitiyor, çıktığı gibi bittiği için bunu okuyoruz çünkü????? HAYAT BİZİMLE DALGA GEÇİYOR SAYIN OKUYUCULAR. Tabii ki: bizden bi bok olmaz düşüncesi telefonum şarjına geçmiş. İndikçe iniyor. Bittikçe bitiyor pezevenk. Böyle imtihan mı olur ya anlamıyorum. Telefonu şarjdan çıkarıyorum 100% diye mutluyum. Şarjdan çıkarıyorum TRAK 99%. Hiç bir zaman 100 ile dolaştığımı görmedim zaten. Hiç bir zaman bir sınava 100 aldığımı da hatırlamıyorum hani ya 55'dir ya da küfürü bastığım için 54. Telefonun şarjı neden bukadar çabuk bitiyor? Aslında abi doğruya doğru, sevgilisi olanın şarjı bizim yoksullardan daha çabuk bitiyor. "Nerdesin aşkım?... Burdayım aşkım... Nerdesin aşkım?... Burdayım aşkım... Ha burdasın burda taam..." bazen Cem Yılmaz bizi iyi anlıyor diyorum. Yani güzel anlıyor. Baya baya anlıyor. Nerdesin aşkım diye biri soran olmadığı için şarjı bazen çok dert etmiyorum. Eğer sevgilinizin şarjı sizinkinden daha çabuk bitiyorsa "KİMİNLE KONUŞUYORSUN?" diye sor. Sor bi ya. Yollamazsa printscreen bitirin olayı. Ondan size zarar gelir. Şarjımı bile bitirmeyen sevgiliyi ne yapayım? Bir şarj neden biter veya neden bukadar çabuk biter? Hiç bir şey yapmasam bile şarj bitiyor lan. Masanın üzerinde seyrediyorum abi anaaaa 89%... 88%... 40% ne? 40 mı? Haaah... öyle işte. Yhanı hiç farkında olmadan mesaj geldi mi gelecek mi, kaç dakika arayla mesaj geldi diye bakmıyorum tabii ki yedim kafayı. Durduk yere şarjım bitiyor çünkü abi o BİLE yoruldu anlıyormusun. Şarj bile diyor ki "La olm yazacaksan yaz oyalama bizi bitmiyelim" diyor. Bazen telefonum şarjı yerine ben şarj olmam gerekiyorum. Bazen çok yoruluyorum. Mesela şimdi sınavlar, projeler derken abi güzel şeyler ama şarjım bitiyor. Sonra bir de seni düşünmekse konu, bitti yani, status: 10% şarjınız kaldı. Pilim bitiyor anlıyor musun, bir de sen yorarsan beni, beni bitiriyorsun. Bazen telefonuna vereceğin değeri bana ver diyorum lan okadar mı zor cevap vermek mal valla mal, ne biterim ne de sana bildirim veririm giderim diye. Beni oyalamadan git, sadece ben yoksam düşüncelerinde git dedi şarj. Şarj olmak böyle bir şey. Mutluysan yüzde yüzsün. Mutluluk falan, huzur derken şarjın bitiyor: sinir, stress, bunalım... hassktr yha:) btti anasnı satıym :):). Deli gibi "ŞARJIN VAR MI?" diye sorduğum oluyor bazen insanlara, o şarjım bittiğinden değil "lan elbet de bir gün mesaj gelecek, kendimizi garantiye alalım" telaşısı o.
Uçuş standında olan bir telefonun neden bataryası su gibi bittiğini anlamıyorum. Lan sen uçuş modundasın ne ayaksın? Uçuş modu = abi bi sktr git valla seninle uğraşamayacağım, demektir. Ne diye krizlere giriyorsun hiç anlamıyorum. Durduk yere bitiyor lan bu şarj, sen kimsin? Abi sakladığım bir şey yok ama ekran bildiğin kara, kap kapra, black modus'a koyuyorum hani bir yandan hongong'da ki susam borsasıyla ilgilenmiyorum bile. 6üstü derdim şarj olmuş. Bazen herşey 6üstü bir şey. Altı üstü bir aşk. Altı üstü bir sen. Lan konuya bak: şarj. Hepimizin derdi aynı olmuş. Hepimiz monotonlaşmışız. "Ya yazarsa?," dediğim bir olay var TRAK şarjım bitiyor. O elma ekrana gelince sana da sayıyorum telefona da. Anasını satıyım ki bi dibimizde bitmeyen şarj telefonu yapamadılar. Google Glass bile çıktı biz hala şarjım bitiyor diye çırpınıyoruz. Geceden sabaha kadar telefonum şarjda, öğlen olmadan bitiyor. Bok var da bitiyorsun sen de herkesin biten bir hikayesi gibisin. Bazen beni kaybetmemen için elinden geleni yap derim, çünkü benim de şarjım bir yere kadar... ya biterse?

Şarjım bitiyor sonra konuşalım diyen de var. Şarjım bitene kadar konuşalım diyen de. Bir de hiç şarjı bitmeyen ben varım ajhgdfajg. Okadar zor değil be sevgili seni seviyorum demek veya sana değer veriyorum demek. Benimle şarj olurmusun de mesela... EVET EVET SENİNLE 100% OLMAK İSTİYORUM. Telefonumun ekranına "elma" görünene kadar seninle beraberim...

Sonuç olarak bu sarj niye bitiyor amk? diye soruyu hala kendimize soruyoruz asdghfjh.

Şarjım bitmek üzere,
Şüheda Özyar


NOT: Her güzel bir hikayenin sonunda bir elma vardır.

Şarj bilidirimi gelince ben:


25 juni, 2014

Kendi kendime

Kendi kendime konuşmayı çok seviyorum, anlatamam yani o derece.

Kulaklıklarımı taktığım gibi biri arar. Konuştuğun gibi de biri sana dön dön bakar hani "Bu geri zekalı da ne diye kendi kendine konuşuyor" diye. BU DÜNYA'DA EN SON KENDİ KENDİNE KONUŞACAK OLAN TEK İNSAN BENİM Bİ KERE. Okadar yokluktan başımızı vurmadık henüz. Harbiden kendi kendime konuştuğumu düşünüyorlar. Benimde arkadaşlarım var lan, yani yarım senede bir arayıp soruyorlar bi kere.

Kendi kendimize konuştuğumuz zamanlar var. Hep annemin yüzünden. Örnek o. Mutfakta saatlerce, yıllarca, bi asır lan bi asır boyunca kendi kendine konuşur mu bir insan? Hadi dedikleri mantıklı olsa anlayacağım ama mantıklı değil abi. İki kelimsinden biri "Kimse bana yardım etmiyor,, anca kendi rahatlıkları, herşey hazır önlerine gelsin istiyorlar" (7637624x sordum ki "anne yardım lazım mı?" diye, YOK dedi NAPİM? ÇAY MI İÇİM NAPİM?) ... "Hepsi babalarına çekmiş," duyanda babamın suç işlediğini şanar ama dünya tatlısı adam ya. Anneme göre ona çektiğim dönemler sadece okulda yüksek not aldığım zamanlar veya diplomayı aldığım zaman "İşte tam ben" diyor. Dışarı çıkmak istediğim zaman, yemeğe gittiğim zaman, akşam eve geç geldiğim zaman, istediği huyu sergilemediğim zaman hep babama çekiyorum ki seviyorum ben o adamı ya. Nekadar'da çok çekmişim sana, örneksin. Terapi gibi hissediyor kendini galiba. Mutfakta lan mutfakta. Yıllarca konuşuyor, yıllarca kendi terapisini kendisi uyguluyor. Ben kendime terapi uygulasam, benim terapimi örnek alan herkes ve ben dahil kafayı buluruz. Yeriz kafayı yani, açık açık baya baya.

Hiç çalmayan telefonum o gün çalası gelmiş. Bence eskiler daha güzel. WhatsApp olmayınca birine haber vermek için bir birimizi arardık. Çok arayanım var dı o zamanlar. Şimdi arayanım yok onu bırak aramak isteyipte aramaktan vazgeçenimde yok yani okadar yokluktayım. Şimdi herkes WhatsApp atıyor bir birine, onu geçtim bana WhatsApp atanda yok. Hep aynı insanlar, sıkıldım ya, bunaldım. Ruhum daraldı. Dur hikaye'ye başlamadan öne şunu söylim, dün Depresyon ile sinemaya gittik. "Bugün günlerden ne lan?" dedim, Haziran 24'ü dedi "Bugün 4 sene önce Aşk-ı Memnu'nun finaliydi" dedi. "Sen iyimisin arkadaş?" dedim "Yok yani DÖRT sene lan DÖRT? Kafayı yedin, bunalımdaysan söyle'de bilim yani" dedim. (Kendi kendine Aşk-ı memnu ile ne tür bir ilişkin var senin? Dört sene olmuş?)

Çarşı da yalnız başıma gezeyim dedim. Beni gezdiren yok, kolumdan tutupta "gel gidelim" diyen yok olduğundan dolayı kulaklıklarımı taktım, yürüyorum. Bi baktım aaaa, telefonum çaldı. Ağırıza arıyor. Tatile gideceğiz, gazlıyor beni. Nekadar heyecanlı olduğunu anlatıyor. Bende karşılıklı çarşı'da gezerken ise kulaklıklarımda bulunan mikrofon'dan cevap veriyorum hani yoramam kendimi. "Ya işte öyle de, bende çok heyecanlıyım, üçyüz beşyüz, üçyüz beşyüz, dımtıs dımtıs" derken ulan uzaktan (2 metre uzaktan) iki çocuk, çocuk diyorum bak bana bakıyorlar. Böyle durmuşlar, beni izliyorlar. Ya diyorum bunlar ciddi ciddi beni mi süzüyor yoksa bana mı öyle geliyor lan? Ay nasıl hareket etsem, nasıl dursam. Şöyle dursam daha mı sexsy görünüyorum, gülsemmi n'apsam lan diyorum. Baya baya içime içime girecekler yani okadar güzeliz. Dedim kesin numaramı soracaklar. Bende kendimi ona göre hazırlıyorum tabii. Çok yakışıklı olmasalar'da en azından süzüyorlar beni. Birileri'de güzelliğimin farkında dedim ki ulan çocuklardan biri "Bok kafa kafayı yedi lan"... "Olm burası Amsterdam, otu çeken kendi kendine konuşuyor" dedi. BOK KAFA? OT? BEN? Öyle mi lan? Demek kafayı yedim? BEN? Tamam ya sorun yok. Gittim çocukların yanına "Mikrofon o mikrofon" dedim "Senin arayanın yoksa ben nnn'aaapim arkadaş?" dedim, sonra iki çocuktan biri arkadaşına "Olm turist olarak sen kalk İstanbul'dan Amsterdam'a gel, kız sana yalnızlığı yüzüne vursun ajfgksgf" dedi. "DAŞŞAK MI GEÇİYON UMUT? O Aysel var ya abi kesin nuska yaptı bak ben sana yemin ediyorum" dedi. Ay dedim bu'da yalnızmış kesin Ayselin bir oyunu bu. Elbette seninle bir gün karşılaşacağız, sonra çocuklarımız olur. Birinin adını Ot koyarız diğerinin adını Mikrofon.

Turist olup başka bir ülkeye gelip orada bile yalnızlığın yüzüne vurulması çok bok bi durum bence. Ben almim.

Bir papatya çayı lütfen,
Şüheda Özyar


NOT: Yalnızlık iki kişiliktir. Bir ben, yine ben.

06 juni, 2014

Şifre

O şifre girme diye var

Telefonuma şifre koysam bile, o telefona girmek için can veren insanlar var. Can veriyor böyle yürekleri kopuyor ŞİFREEAAĞH diye. Şifre ellerine geçsin diye tüm hareketleri yapıyorlar. Biri burnum diğeri parmaklarımla dalga geçiyor. Şifre koyduk diye sevgilimin var olduğunu sanıyorlar, oysa bilmiyorlar ki o telefonda benim ne tür rezil olabileceğim fotoğraflar var. Biri şu telefonu bulsa, içinde ki fotoğrafları yaysa çok rezil olurum galiba. İşte bu yüzden o şifre var. Sen sor diye yok o şifre. Benim için o, benim.

Şimdi biz her zaman her şeye bir şifre koyarız. Birini sevmeyiz ona takma isim koyarız. Mesela Fatma'ya "Allanı şu Keko'ya bak tip tip geliyor yine" derim mesela. Sonra herzaman telefonuma şifre koyarım. Her şifreyi unuturumda bir telefonda ki şifreyi unutmam. Mesela bende herkesin şifresini aslında çok merak ederim. İnsanlar ne sakladığını, insanların ne düşündüğünü. Telefonumu bir saniye bile bulamazsam "NEREDE LAN BU TELEFON? DAHA DEMİN ELİMDEYDİ" ... "elinde ya öküz," der biri, beni uyandırır. Telefonum kaybolacak diyerekten değil. O telefonun içinde neler var bir bilsen, ah bi bilsen beni bilmemezlikten gelmesen, söylesen, bilsen, okusan, yazsan, çizsen (hava güzel ne dediğimi bilmiyorum).

Lise'de Ergo diye bir arkadaşımın üç yıllık bir ilişkisi vardı. Kız kapalı bir kızdı, çokta güzel ama. Neyse bizim Ergo dünya yakışıklısı, şansızlığıma'da bu Ergo benim doğum günümde bu kıza çıkma teklifi etti. Yani her yerde 1010 tarihi geçiyordu. Nedir bu arkadaş dedim. Benim doğum günümde millet sevgilisiyle geziyor ben ise bana mesaj gelsin diye telefonumu izliyorum. Nerede bu adalet diyorum, adalet gidiyor başka birşey geliyor. AMA şu ki bu Ergo başka kızlarada bakmıyor değildi. Yani onun sayesinde kimseyede güvenemiyorum aslında. Üç yıllık bir ilişkisi var, ardından başka kızlarla konuşuyordu. Neyse dedim, bana ne.
Bir dönem benim şifre bulma hastalığım tutmuştu. Herkesin şifresini bulmam gerekiyordu. Bazen birinin MSN'ine girebilmem için kaç kere şifre denedim, çoğu zamanda girdim. Adam Aksaraydan geliyor, şifresi ise aksaray68. Şifreyi girdiğim zaman ise bende ki mutluluk kimsede yoktu. Neyse gün geldi Sina'ya "Kızım Ergo'nun telefonuna girmem gerek" dedim. Yapma, etme Şüşü, günah lan, gizlisi saklısı vardır, ayıp dedi ama dinlemedim. Gireceğim dedim. O şifre bozulacak. Dersteyiz Ergo bana "Ben az dışarı çıkıyorum" dedi. Telefonunu sınıfta unuttu. Şaşırdım tabii. Gittim tam tipik kız klasiği hareketleri, aldım telefonu koştum tuvaletlere. Allahım bir suç işliyorum ama sen affet dedim. Şifresi vardı, "Kesin 1010'dur" dedim. Vallaha billaha girdi. Neyse mutlu oldum. Direk mesajlara girdim. "Ayyy kızla en son iki gün önce konuşmuş lan bu, ne ara bozuldular" dedim, orada bir salsa yaptım. Kızla arası bozulmuş, Ergo bana kaldı mutluluğu. Neyse sonra fotoğraflara girdim, "YUUUUHHHH" dedim sesli bir şekilde. "AYY İĞRENÇÇ"... "ÇÜŞ LAN HANİ BU KAPALIYDI?"... "OHÁ BENDEN SEXSY LAN BU"... "ALLAHINI ADRİANA LİMA HALT ETMİŞ" dedim. Şaşırdım yani gördüklerime. Ergo'nun çıktığı kızın fotoğraflarını gördüm telefonunda. Donlu monlu, böyle dudakları zaten güzelde, dolduruşa gel. Saçlar uzun. Göt desen, sanki silikon. Pilates yapsam böyle gelişmez. Kızda ki fizik beni es geçerdi. Saçları nekadar güzelmiş lan dedim. Bende erkek olsam bende saklarım yani böyle fotoğraflar. Ama ondan sonra bi moralim bozuldu. Bi sinirlendim. Ulan bu ne dedim. Gittim derse geri. Telefonu olduğu gibi yerine koydum. Aradan bir dakika geçemedi Ergo girdi sınıfa "Ay telefonumu unuttum," dedi. "UTAN UTAN!" dedim böyle elimi gösterdim. "N'oluyo lan sana yine bi tripler bi haller," dedi. "Triplerim şekil, kenardan çekil" dedim. "Laz." dedi, küfür etti, telefonunu aldı çekti gitti.

Şifreyi boşuna koymayan insanlar varmış.
Annem'e göre telefonuma şifre koyduğum günden beri sevgilim var. Neyse, en azından onun gözünde yalnız değiliz.

Şifremi değiştirsem,
Adı aşk olsun derim,
Şüheda Özyar


NOT: Bir insanı anlamak için şifre'yi kırmak gerek.

19 mei, 2014

Ben

Aramışım seni ya, pardon

Yanlışlıkla yapılan çok hata var. Veya hata yaptığını düşünüp "Lan iyi ki yapmışım o hatayı, yalnız o sınav sorusuna iyi ki B şıkkını vermişim. Herkes A dedi ama ben B yaptım. Yalnız kalmak çok ağır abi ya biliyorum. Seninleyim B! bu dünya'da sadece sen ve ben varım!" (Büte kaldı). Sınavlara kalmak çok kötü bir his. Herkes A yapar sen B yaparsın ya, işte bu koyar adama. Lan onca çalıştım dersin (dün gece başladım, sabaha kadar yatmadım), nasılda yalnış cevabı veririm anlamadım. Neyse yanlışlıkla oldu, seneye bir kere daha.

İnsanlar yanlışlıkla çok hata yapar. Veya daha doğrusu, bilip bilmeden. Bildiğin halde bilmiyor iken ve sadece bilmeden yapılan yanlışlıklar.
Mesela birini yanlışlıkla sevebilirsin. "Seni yanlışlıkla sevdim, özür dilerim". Pişman olmak veya yanlışlıkla bir şey yapmak arasında çok fark var. Yani bana sorarsan pişman olacağına yanlışlıkla sev. Vazgeçilmez olmuyorsun ozaman, yarın senden vazgeçerim dersin mesela. Ama birini yanlışlıkla sevmenin duyguları çok farklı oluyor. "Lan seni seviyor muyum, sevmiyor muyum?" diye sorarsın kendine. Mesela ben seni galiba yanlışlıkla sevdim, ama dün vazgeçtim. Yani sen ömür boyuluk bir şey değilsin. Seni anlık sevmişim, kendime özür dilerim.

Yaman diye biri var. Zamanında "YUH BU NE GÜZELLİK LAN" dedim, şimdi ise "Ha BUmuymuş lan, Allah beni kahretmesin, neren güzel senin" diyorum. Ruh hali çok önemlidir mesela. Bir an birine çok güzel dersin, yarın bakarsın "Allahını lan gel şuna bak, bok gibiymiş. Dün Brad Pitt sandığım bugün Mahmut Tuncer olmuş" dersin. Bu Mahmut Tuncer kılıklı Yaman, zamanında benim iyi olabilmemi hissettirdi şimdi ise boş. Yani birinin sana hediye yollayıp içi boş çıkar ya, aynen o misali. Sevdim galiba seni ama, yanlışlıkla oldu dediğim kişilerden birisin. Farklı değil, sende bir Mahmut Tuncersin. Seninde iki tür modun var, bir normal bir'de öküz mod.
Şimdi gece olunca bende bir anormallik oluyor. Bir ruh daralmalar, bir "ULAN ESKİ SEVGİLİLERİMİN HEPSİNİ ÖZLEDİM. HEPSİNİ AMA" dersin. WhatsApp'a bakarsın, mesaj atan yok. En samimi arkadaşın sadece whatsApp atar, o'da yokluktan yani. Sonra gece olunca bir insanın duyguları çok değişiyor bence. Yaz olup hava güzel olunca, güzel mesajlarını çok özlüyorum gibi. Sonra sabah olunca "YENİ SEVGİLİ YOK MU YENİ?" diye isyan edersin.
Bu Yaman ile bir ara görüştüm, sonra olmaz dedi çekti gitti. Olmaz diye gidenleri'de illa bir durdurasım geliyor "OLUR OLUR SEN GEL" diye, "OLUR OLUR KARGO ÜCRETİ YOK YANİ, BEDAVA" dersin. Ne alaka kargo diye kendimi izlerim. Tamam dedim. Olmuyorsa olmuyor, yanlışlıkla olmuyordur. Sonra nefret etme faslına geçiyorum. Kalp kırmak bedava ise nefret etmek all inclusive. Sevmedim ama aklıma çok geldi. Gece oldu. Uyuyup uyandım, gitmişim bu Yaman'ı aramışım. Uyurken lan uyurken. Uyuyup uyandım gece gece kalkıp onu aramışım. Haberim bile yok. Götümle aramak buna derim galiba. Üstüne üstelik gizli numaradan aramışım. Sonra bu açmış telefonu "Kimsin?" demiş, bende "BEN" demişim. BEN YANİ. RUH HALİME GEL. BEN DEMİŞİM resmen. Zamanında yanlışlıkla sevdiğim çocuğa BEN demişim. Sesini bile hatırlamıyorum arkadaş. Keşke hatırlasam ne dediklerimi, belki içimde kalırdın. Üç dakika konuşmuşuz sonra kapatmışız, sonra ben uyumuşum. Üzüldüm bir yandan, çünkü bende hiç bir hatıran bile yok...

Sabah kalktım "Lan ben rüyam'da Yaman'la mı konuştum lan" diye sordum kendime. Telefonuma baktım, çocuğu harbiden aramışım. Kendime sinirlendim. Nasılda aramışım onu diye. Gittim mesaj attım, öküz oğlu öküz. Ben senin sesini hatırlamıyorum bile, uykuluydum, ama sen benim sesimi duydun insan bi "özlemişim" diye mesaj atar. Tabii gittim çocuğa BEN mesaj attım "Götümle aramışım seni gece pardon" dedim. Sesi soluğu kesildi, bir kere daha onu kaybettim galiba.

Seni yalnışlıkla aradıysam, yalnış bir seçim olduğunu bildiğimdendir.

Bana şaşkın demeni özledim, gel halay çekelim mi lo?
Şüheda Özyar


NOT: Özleyen beni özletmezdi.

14 maart, 2014

Nerede?

Elinde elinde.

Bazen çok unutkan oluyorsun veya bir şeyi kafana çok takarsın, "TELEFONUM NEREDE LAN?" dersin yanında ki insan sana dön dön bakar "Elinde ya mal" der. Şimdi bu mal ben mi oluyorum, yoksa telefonum mu. O telefonun elimde ne işi var? Ben onu en son odamda bıraktığımı hatırlıyorum. Böyle bazen gidiyor kafa işte. Kafa mı gidiyor, beyin mi duruyor "La olm çalıştırma beni, bünyen almıyor işte" diyerek. Bende anlamıyorum. Böyle yoruluyor insan ya. Durduk yerde bunalıma giriyorsun "Ulan nerede bu kalem?", kız gitmiş toka olarak saçına takmış sonra nerede diye haykırmış. Sana sansürlü evet, 3 evetle seni "nerede kulübüne" uğurluyoruz.

Var böyle arada sırada oluyor insana, geliyorlar baya. Kafana çok şey takarsın, sonra diğerlerini unutursun. Çok şey düşünürsün, sonradan çok şey takarsın kafana. Mesela hoşlandığın bir çocukla konuşursun. Çocuk online gelir, sana yazmaz. Sen ona en son "Nasılsın?" diye sordun, ama bu o soruya cevap vermiyor. Yani bunu çok takarsın kafana, arkadaşına "YAZMIYO LAN BANA" dersin, arkasından "Kesin başka biriyle konuşuyor. Ulan yine online geldi. Şerefsiz yemin ederim yazmıyorum daha. YUUUH, yazmıyor lan. Yazmazsan yazma, bir daha nah yazarım sana, gör bak!" ... (2 dakika sonra).... "İyiyim, sen nasılsınn?" ... "OHÁ, YAZDI LAN YEMİN EDERİM. Sen nasılsın'ada iki tane n harfi koydu. Ben en iyisi cevap verim" ... "Bende iyiyim sağol :)" dersin. Konu burada kapanır. Bazı insanlar çok " :) " . Biz insanlar çok şey takarız aklımıza. İki tane n harfi koymanın mutluluğunu yaşıyoruz. Mesela hayal gücümüz çok fazla bizim. Çocuk beni aldatıyor başkalarıyla konuşuyor deriz, iki saat sonra gelen mesaj ise "uyuya dalmışım". Böyleyiz biz, ne bilim belki de ben sana çok fazla değer verdiğim için hayal gücümü çok kullanıyorum ama sen değer vermediğin için rahatlıkla uyuyabiliyorsun. Bu yüzden şimdi sen ellere online, bana last seen'sın.

Yaz tatilinde Bursa'dayım bir dönem. Şimay ile zafer plaza, kent meydanı diye geziyoruz. Bir olay var, tatilde olduğum zaman her bir şeyim dahada kıymetli oluyor. Cüzdanıma, telefonuma, hepsine sıkıca sarlıyorum. Elimde tapu var da elden gidecekmiş gibi hissediyorum. "Şüşü ne diye sarılıyon böyle ya" diyor, "Olm çalınırsa görürsün" diyorum. Biri mesaj attığından değil yani. Bu AYFON, havam olsun diye taşıyorum yanımda. Şimdi Türkiye'de ki alışveriş merkezleri en güzelidir. Alt katta BİM var, en üst katta İskenderci var. Yemek bölümü diye bir yer var. Böyle bolluk görmedim. Yemek seçebiliyoruz, öyle bir lüksümüz bile var. Oturduk Şimay ile bir yerde. Farklı birşey alayım derken, gittim yine aynısını aldım. Sonra oturduk. Şimdi böyle oturduğun zaman sanki herkes sana bakıyor gibi hissediyorsun. Bakıyorlar oysa. Durdum. Böyle sol taraftan "Ulan sanki bu apaçiler beni süzüyor" dedim Şimay'a. Kaderimde apaçilerin var olduğunu bilseydim, yemin ederim kaderime çizgi çizerdim ki konumuz bu değil. Telefonumu çıkarayım dedim çantamdan. Çantamı arıyorum, telefon yok. Ceketimin cebine bakıyorum, yok. Masayı süzüyorum yok. Şimay'a döndüm "Lan telefonum yok, sana mı verdim" dedim, bende bir panik oluştu. Şimay her yerini arıyor, ama yok. Sonra ayağa kalktım, olur ya bu götle üzerinde oturmuşumdur, telefon yok. Sonra uzakta ki masadan bir ses geldi "ELİNDE!" dedi, ne diyor lan bu diyerekten baktım"... "ELİNDE ELİNDE!" dedi elini gösterdi, sonra ulan dedim yoksa telefonum elimde mi, az baktım, rezil olduğumun kanıtıdır dedim. Kendimi rezil edeceğime onları rezil edeyim dedim, anlamıyormuş gibi davrandım "NEREDE NEREDE?" dedim, grup haliyle "ELİNDE!" dediler, ellerini gösteriyorlar böyle savaş içinde bir birinin elleriyle oynuyorlar, kafam dumanlı bugünde sarhoşum modunda olan Arsız Bela'lılar. "NEREDE NEREDE NEREDE?" dedim yine, "ELİNDE ELİNDE" dediler, sonra grubun içinde bir çocuk "olm bu bizle dalga mı geçiyor lan" dedi, göz göze geldim "Adam haklı beyler, dağılın" dedim. Elime telefonumu aldım, oturdum. UZA der gibi kendimi alışveriş merkezin üst katında oturan klas insanı gibi hissettim.

Böyle bazen nerede? sorusuna rezil oluyorsun ya. İşte ona unutkanlık derim. Veya aklıma biraz sen kaçtın, aklımı karıştırdın. Yazacağın yok ama, insan elinde telefonla bekliyor işte. Bazen adam haklı çıkıyor, "Ulan telefonun elinde olduğu halde nerede diye soruyorsun ya, neyse devam edemi...." (dağılın).

Aklım karışıyor bazen,
Unutuyorum seni,
Şüheda Özyar

NOT: Elinde olanın değerini bilmediğin zaman, nerede diye haykırırsın.