Pagina's

Posts tonen met het label soz. Alle posts tonen
Posts tonen met het label soz. Alle posts tonen

27 juni, 2014

Sebastian

Sen kimsin?

Ye beni Sebastian. Al beni SEBOO. Söyle ona kimse benim gibi onu sevmeyecek Sebastian. Gel Sebastian, git Sebastian, Ali'ye söyle arasın beni Seb! Sen kimsin Sebastian? Nesin sen? Olsun yine de gel sen. Seviyorum de Sebastian. Dönse de çok geç artık be Sebastian (Her gece yazsın diye duâ etti). Bu Sebastian kim? Herhangi biri mi yoksa insanların hayal ürünü mü? Veya bizim söyleyemediğimizi Sebastian söylediği için mi bukadar seviyoruz onu? Veya sevmek istiyoruz?

Şimdi anlatmak istediğim bir hikaye değil. Bugün bir hikaye değil de bir kere sadece düşündüklerimi yazsam? Sebastian, who the fuck are you? Tamam bukadar dı. Haydi. Bitti. Yazacağımı yazdım yani who the fuck dedim. Hadi artık hadi.

Sevgili Sebastian, in misin cin misin bilelim ona göre hareket edelim. İnsanlar bazen dile getiremediklerini Sebastian getiriyor muhtemelen, bu yüzden onu sık sık kullanıyoruz. Mesela ben Ali'ye gidip "Dönsen de artık çok geç Ali" diyemediğim için evren ile haber yolluyorum. Evren anlıyor musun. Havadan yolluyorum. Sebastianı devreye sokuyorum "Gel Sebastian sok şu lafı ona" dercesine. Ali de "Bu ne diyor lan? Sebastian kim?! Hemen sevgili buldu bak" diye düşünmüyor. Ali benim sadece kafayı yediğimi "Sebastian ile kafayı buldu iyi ki de ayrılmışım arkadaş" düşünüyor.
Yani peki neden Sebastian ama Ayşe, Fatma, Asu, Ahmet, Hüsnü, Cemal değil de Sebastian? George gibi, Clooney gibi. Şimdi özet geçiyorum, Sebastian aslında bir kız, kızın adı Sibel. Kısaltması Sebo. Bu Sibel baktı "Ulan aşk acısından geberip gideceğim ben Sebastian diye birini çıkarayım" böylece adına uygun bir eş buldu: Sebastian. Onu anlatıyor. Onu andırıyor. Onu seviyor onunla ilgileniyor. Tabiiki bu dediklerim doğru değil. Sibel kim, Sebastian kim? Yani aslında bu Sebastianı çıkaran herhangi biri çok mantıklı bir şey çıkarmış. İnsanların dile getiremediğini, o getiriyor. Mesela ben "Senin ben sülalene tüküreyim karaktersiz bok" diyemediğim için "Söyle ona Sebastian, sülalesine tüküreyim karaktersizin boku" diyor o, ben değil. Yani Allah bu Sebastiandan razı olsun. Ben günaha değil, Sebastian giriyor. O söylüyor, ben değil. O evrene yolluyor benim hiç alakam yok yani benim suçum bile yok. Yani bu dünyanın bir de öteki tarafı var "Şüşü sen ne söyledin öyle? Günah!" ... "VALLAHA BİLLAHA BEN SÖYLEMEDİM, O SÖYLEDİ" ... "O kim?" ... "SEBASTİAN!". Status: Yanıyor alev alev.
Sebastian konu olunca herşey çok komik aslında. İnsanlara söyleyemediğimiz kelimeler veya sözleri hep Sebastian söylüyor. Yeri geldiğin de aşk acısı yeri geldiğin de ise herkesten nefret ediyor. Böyle bakınca Sebastian dünyanın kazığını arkadaşlarından yedi ki örnek o örnek. Onca insan sövse ve saysa bile, Sebastian herşeye kabul. Hep tek o. Bazen biz bile yalnızlığı kabul edemiyoruz. "Olsun lan, ben olmasam Sebastian var" ... "Kafayı yemiş bu, kalk biz gidelim Ahu hadi kalk" dersin. Sebastian ile kafayı bozan var mıdır acaba? Veya harbiden mesajlar istenilen kişiye ulaşılıyor mudur. Veya Sebastian değil de sen sadece kendin gibi davran "Karaktersiz olan çok insan var SEBASTİAN" ... "HEY GİDİ HEY SEBOOO" ... "NE ÇEKTİM ANASINI SATAYIM YAA". İnsan harbiden psikolojikmen daralır lan. Ruhmen bozulur arkadaş. Sebastian ile kafa yenilir mi hiç? Hayal ürünü lan o. Sen yalnızsan ben ne yapabilirim? Harbiden ömrünü Sebastian ile geçiren insanlar var "Olm ben lafı Sebastian ile sokacam sana sen dur" dersin ardından instagrama "SOR BAKALIM SEBASTİAN, SOKTUĞU LAFLAR ACABA BENİM UMRUMDA MI?" (Excuse me?) Ali sanki beni aradı. Aramaz çünkü Ali diye biri yok anlıyor musun. Benim Sebastianım, Ali. En azından isim mantıklı geliyor. Hani gerçekçi anlıyor musun. Bir gün karşıma biri "Ben senin Alinim" dese, inanırım o derece, ama biri bana gelip "Ben senin Sebastiyanınım dese "Dalga mı geçiyon lan keko?" derim. Ali daha güzel bence. "Söyle ona Ali, kuaförden yeni çıkmış saçı hiç olmamış" ... HEEHH? YUH.

Biz insanlar nereye gidiyoruz böyle? Git çocuğa derdini söyle arkadaş. Git söyle ona açık açık "Bok var da yazmıyorsun WhastApp da" diye. Artist artist geliyon quote yapıyon "Söyle ona Sebastian yazsın bana WhatsApp da" diyon. Ulan sanki anlamıyoz. Sanki biz safız. Biz the cahil of te world. Biz bilmiyoz sanki yazmasını. İSTEMİYOZ. Yazmayan yazmasın, sonradan "sen yazmadın diye ben yazmadım" diye mesaj atarlar Sebastiyanı devreye sokarsın.

Neyse bana sorarsanız Sebastian çoğu insan direkt olamadığından dolayı ortaya çıkan bir hayal ürünü ama ayrı zaman da çoğu insanın diğer yarısı/iç sesi gibi bir şey. Bence yok ya, Sebastian psikolojisi bozuk olan insanların ruh hali. Bizim millet baya depresyon da, hepsi bu kafayla bakılırsa: "BUNALIMDAYIZ SEBASTİAN".
Ali mi? Ali benim her şeyim. Gerçek olsa dünyam olacak ya neyse...

Sen şimdi ciddi ciddi bu hikayeyi Sebastian uğruna okudun ahfkjgkfga.
Allah bize akıl fikir ve Sebastian gibi bir dost versin.

Gözlerine sağlık SEBOO,
Hatta yüzün de ki o gülücük için teşekkür ederim.

Güzel günler göreceğiz Sebastian,
Şüheda Özyar


NOT: Bir gün karşılıklı papatya çayı içeceğiz, biliyorum.

Bu nedir arkadaş?:

06 mei, 2014

İçin

Şarkıları yeniden dinledim

Çok şarkı dinledim gidenin ardından. Her giden ardından bir şarkı bırakacağını bilseydim, sözlerini ezberlemezdim. Çok giden oldu, çok giderken kalanlar oldu. Kalırken gidenler oldu. Giderken kendilerini alıp gindenler oldu ama kalırken kalmalarına hiç bir neden yoktu. Gidenler hep hatırlandı. Hatırlamasına neden olan hep gidişler oldu..

İnsanların bir tek yüzü olduğuna inanırım. Ben seni tanıdığımda bir tek yüzün, bir beden, bir tek kalbin olduğuna inandım. Gökyüzüne baktığında gözlerinin mavi oluşuna. Bakışının bir tek anlamı olduğuna. Konuşurken bir tek kalbinle konuştuğuna çok inandım, inanıyorum. Her bir sözün veya bir papatyanın yaprağı kadar değerli olacağını sandım, çünkü ben insanları hiç değişmeyen varlıklar sandım. Ben öyle öğrendim.
Şunu demek istiyorum ki, insanlar değişir. Değişmeseydi keşke kimse. Kimse keşke, keşke olmasaydı. En yakın arkadaşım, en yakınım olsa. En sevdiğim hep sevdiğim kalsa. Arkadaşlıklar değişir, insanlar kaybolur. Sevmiyorum galiba değişen insanları. Çok arkadaş var, biri bile sadık olmayan. Çok insan var, biri bile doğru olmayan. İnsanlar beni değişirken çok yoruyor. Değişmeyi seven çok insanlar var. Bir ben miyim olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan? Yoksa bir tek senmisin değişirken benide değiştiren, giderken beni şarkı sözlerini ezberleten?

Seni bana hatırlatan şarkılar var. Unuttuğumu sanıp yeniden hatırlatan. Seni hatırlamak seni seviyorum anlamına gelmiyor. Seni sevdiğime nereden çıkardın? Seni hatırlamak seni sadece hatırlamaktır. Seni hatırlamak galiba bazen bir mutluluk.
Seni hatırlıyorum. Belkide beni aramalısın. Uzun lafın kısası, aramalısın beni. Bir sesini duymalıyım. Onca hatırlıyorum seni, cevapsız bıraktığın aramalara hiç mi hatrım kalmadı? Sesimi duymayacak kadar değişmedin değil mi? Benim sesim galiba sadece senin için. Ararsan açmam. Açarsamda konuşmam. Değiştin diye korkarım. Ama yinede ara, sen ararken konuşacak kadar değişmedim. Ben seni yine dinlerim...

Dinlerken seni özledim. Bekleyişini. Arayışını. Adımı söylemeni. Yanımda yürümeni. Tebessüm etmeni. İyi geceler dilemeni. Gece olunca iyi gecelerini özledim. Sabah olunca, uyanmadan günaydınlarını galiba. Herşeyini özledim de bir beni hayal kırıklığına uğrattıklarını özlemedim. Bazen bir papatyanın kaç yaprağı olabilir ki acaba diye düşünüyorum veya bir insanın kaç yüzü olabilir? Senin kaç kalbin var beni sevmen için? Kendime kızıyorum, en çokta duygularıma. Umutlarıma kızıyorum, çok umut vaat ettim diye. Düşüncelerime kızıyorum herzaman doğruyu söylediğim için. İnsanlara kızıyorum hiç söz dinlemedikleri için. Gökyüzüne kızıyorum mavi olmadığı için. Açılmayan papatyalara kızıyorum, bir yazı getiremedikleri için.

Dost yerine koyduğum insanlara kızıyorum, hepsini özel sandığım için.
En çokta şarkılara kızıyorum, sözleri bazen çok anlamlı olduğu için...

Hep için için,
İçimi yedim bitirdim senin için,
Şüheda Özyar


NOT: Zamanın hiç bir suçu yok, insanlar değişir, zaman için.